Röportaj

‘ZAMANIMIZ DARALIYOR’

İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Hüsnü Gürpınar, “Tehlike arz eden 7 bin binanın incelenip güvenli hale getirilmesi gerekiyor. Eski depremden uzaklaştıkça yenisine yaklaşıyoruz. Zamanımız daralıyor” dedi.

Sakarya’nın deprem bölgesi olduğunu, tedbir alınması gerektiğini, yapmamız gerekenleri artık hepimiz biliyoruz. Benim sormak istediğim şu, deprem konusunda biz neredeyiz? Olası bir depremde bizi bekleyen tehlike ne? Neyle karşılaşacağız? Ve tüm bu çalışmalar 20 yıldır neden yapılmadı?

Neredeyiz sorusunun cevabı şu; bizim, yasal problemi olmayan 17 Ağustos 99 depremini geçirmiş, çok katlı yapılarımız var. Bunlar 4-5 katlı ve şu anki mevcut yürürlükte bulunan deprem yönetmeliğinin istediğimiz güvenlik şartlarını sağlamayan yapılar ve potansiyel tehlike olarak duruyorlar. İşte bu yapılarımızın güvenli hale gelmesi lazım. Bu yapı stokumuz sıkıntılı. Bununla ilgili bugüne kadar bir çalışma yapılmadı. Vatandaş bunu kendi kendine yapamıyor. Ekonomik nedenle yapamayanlar var. Ekonomisi daha iyi olanlar da o binaları terk ettiler, kiraya verdiler veya sattılar. Depremi yaşamamış insanlar o binalarda oturuyor. 18 Ağustos günü biz o binaların değil içine girmek yanından geçmekten korkuyorduk. Şu anda 17 Ağustos 99 depremini az hasarlı veya hasarsız geçirmiş bir yapı stokumuz var ama yasal anlamda da herhangi bir yaptırımı yok. Vatandaşların bilinçlenmesi ve kamunun da (belediyeler, merkezi hükümet) bu tehlikeyi görüp tedbir alması gerekir. Sakarya özelinde 7 bin bina, 20 bin civarında konuta tekabül eden bir yapı stokumuz var bizim, tehlike arz eden. Bunların dönüşmesi lazım. Depreme güvenli hale getirilecek. Yürürlükte bulunan yönetmeliğimizin istediği güvenli şartları sağlayacak hale gelmeleri lazım. Nasıl her hastaya aynı ilaçla tedavi mümkün değilse bu binaların da tek tek incelenmesi lazım. Ada, mahalle, sokak bazında olabilir. Bunun yol göstericisinin de kamu olması lazım. Bunu vatandaş kendi kendine yapamaz. Her bina incelenecek, incelendikten sonra her binanın güvenli hale getirilmesinin reçetesi yazılacak. Belki öyle binalar olacaktır ki yıkım kararı verilecek, belki öyle bina olacaktır ki kat alımıyla güvenli hale gelecektir, belki öyle binalar olacak ki güçlendirilip depreme dayanıklı hale getirilecektir. Deprem zemin ilişkisi yani zeminin üst yapıyla olan bağlantısı incelenecek o çerçevede gerekli rapor düzenlenip bu binalar güvenli hale getirilecek. Eğer biz depremde can ve mal kayıplarını azaltmak istiyorsak bunu yapmak zorundayız. Eski depremden uzaklaştıkça biz yenisine yaklaşıyoruz. Zamanımız daralıyor. Geçen 21 yılda hiçbir şey yapılmadı dersek o da gerçeği yansıtmaz. Bir takım bir şeyler yapıldı ama ‘tam anlamda hazır mıyız’ dersek, hayır değiliz!

Çok katlı binalardan bahsederken bir yaptırımının olmadığını söylediniz, aslında yasal anlamda bir yaptırımının, denetiminin olması gerekmez mi?

Gerekir ama maalesef bugüne kadar öyle bir yasa çıkmadı. Bu sadece Sakarya’nın değil, ülkenin problemi. Ülkenin problemi olduğu için çok büyük sayılar çıkıyor. Öyle zorunlu bir yasayı çıkarmak, açıkçası merkezi hükümetin göze alacağı bir durum değildi. Şunu diyor mesela, ‘o tür bir binada herhangi bir tadilat, herhangi bir ilave yapıldığı zaman yeni yönetmelik şartlarına uyacaksın’ ama binaya dokunmayıp oturuyorsanız öyle kalıyor.  

Sakarya’da, binaların tek tek incelenmesi gibi bir çalışma yapılmadı, yapılsaydı durum ne olurdu?

Yapılsaydı en azından yol alınırdı. Bitmese bile büyük bir kısmı bitmiş olurdu. En azından ortaya neyin ne olduğunu belli eden bir fotoğraf çıkardı. Kentsel dönüşüm yasası çıktığında biz mutlu olmuştuk. Bu yasa çerçevesinde Sakarya özelinde Hendek, Erenler Küpçüler ve Sapanca Kestanelik’te çalışmalar yapıldı ama burada yapılan çalışmalar maalesef o yasada kötüye kullanıldı. Birinci öncelik deprem riski olmadı. Öncelik görsellik oldu. Sakarya’da yapılacak kentsel dönüşümde birinci öncelik deprem olması lazım oysa sadece fiziki yıpranma, güzellik ve yenileme oldu. Şunu hep söylüyorum; kentsel dönüşüm yaptığınız zaman o bölgede bir değer artışı ortaya çıkmalı. Değer artışı ortaya çıkmazsa zaten kentsel dönüşüm olmaz ama çıkacak değer artışından orada yaşayan gerçek mülk sahipleri de faydalanmalı. Gerçek mal sahiplerini mağdur ederek kentsel dönüşüm yapmaya kalkarsanız, başarılı olma şansınız yok ki nitekim olmadı… Hendek’te bunun canlı örneğini yaşadık.

Deprem Sakarya’nın olduğu kadar Türkiye’nin de bir problemi aslında… Biz bu konuyu ciddiye mi almıyoruz? Bir türlü yeterli seviyede önceliğimiz olmadı…

Unutuyoruz… Maalesef unutuyoruz… Depremin sıcaklığında ciddiye alıyoruz ama 3-5 ay geçtikten sonra unutuyoruz. 17 Ağustos depreminden sonra açıkçası insanların artık akıllanacağını ve bu tür riskli binalar yapmayacaklarını, bunlara engel olunabileceğini tahmin etmiştim ama yanılmışım. 17 Ağustos öncesinden daha vahim bir şekilde, hırslı, değişik şeyler yapılıyor. Herhangi bir teknik, mühendislik hizmeti almadan binalarını onardılar ondan sonra kendileri oturmadılar, kiraya verdiler, sattılar… Bunu depremi yaşayan bir insanın yapmaması lazım ama maalesef para hırsı veya ticari kaygıdan dolayı buna benzer olaylar oldu ve biz eğer bu yapı stokumuzla ilgili çalışma yapmazsak önümüzdeki tarihlerde olacak depremde 17 Ağustos’u arayabiliriz.

Olası bir depremde Sakarya’da neyle karşılaşacağız?

Sıkıntılı bir süreçteyiz. Karşılaşacağımız iki tane tehlikeli durum var, bir tanesi deprem sonrası yapılan asmolen yapılar… Bunlar deprem sonrasında yapılmış olmasına rağmen depreme dayanıklı güvenli yapılar değil. Bir de 99 depremini az hasarlı ya da hasarsız geçirmiş çok katlı yapılarımız yani bugünkü deprem yönetmeliğinin istediği güvenliği sağlamayan yapılarımız var. Bunların sayısı da azımsanmayacak kadar. 7 bin bina bağımsız olarak baktığımız zaman da 20 bin civarında daireye tekabül ediyor. Bu binaların nasıl hareket edeceğinin garantisini kimse veremez. Dolayısıyla hep söylediğimiz şu, eskisinden uzaklaştıkça yenisine yaklaşıyoruz. Bu arayı değerlendirelim, bu binaları güvenli hale getirelim. Neticede bizim sloganımız deprem öldürmez, binalar öldürür. Binalar sağlam olmadığı müddetçe çökmeye mahkumdur. 2013’e kadar yapılan binalarda çok fazla bir sıkıntımız yok. 2013’ten sonra asmolen binalar yapılmaya başlandı. Depremden sonra bu binalarda sıkıntı görüyoruz. Bunun dışında deprem sonrası yapılan binalarda genel anlamda fazla bir problemimiz yok. İçlerinde belki 3-5 tane çıkar ama istisnalar kaideyi bozmaz. Genel anlamda baktığımız zaman deprem sonrası yapılan stokumuz fena değil asmolenler hariç. Potansiyel tehlike dediğimiz binaların davranışıyla ilgili kimse bir yorum yapamaz. Yani bu depremin büyüklüğü ve zamanı ile de ilgili ama biz can kaybı da mal kaybı da olmasın istiyoruz. Binalarda hasar meydana gelebilir bunda bir sıkıntı yok. Hiç hasarsız bir bina yapmayı insanlarımızın ekonomisi kaldırmaz. Öyle bir bina yapılabilir mi? Evet yapılabilir. Biz şunu istiyoruz; binada hasar olsun ama içindeki insanları canlıları sağ çıkarsın.  

Çok katlı bina yapılabilir, dünyada örnekleri var aslında ama Türkiye’de denetim ve ekonomik açıdan yapılması pek mümkün değil…

Aynen öyle… Çok katlı bina yapılamaz diye bir şey yok, yapılabilir… Bu neticede maliyet analizidir. Eğer o mali imkanları karşılayabilecek bir şey olursa yapılır. Bugün denizin ortasına binalar yapıyoruz, boğazın altından geçiyoruz. Deprem sonrası yasaklarla bir yere varmaya çalıştık ve o yasaklar delindi. Her yer iki kat denildi, bu da yanlıştı. İnsanlara alternatif sunmak lazım. Belediye olarak deprem zemin ilişkisi araştırması yapılır ve ‘bu bölgede 5, 6, 10 katlı yapı yapmaya müsaade ediyorum’ başka bir bölgede ‘bahçeli 2 katlı yapılar istiyorum’ denebilir, bir bölgede de yapı yasağı da koyabilirsiniz ama maalesef böyle bir çalışma yapılmadı. Yapı denetim yasasında sıkıntımız var. Yapı denetim kağıt üzerinde yapılıyor ama sahada maalesef soru işaretleri var.

Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Vatandaşların bilinçlenmesi lazım. Konut yada işyeri alırken veya kiralarken fayansına, boyasına, badanasına değil, depreme karşı güvenli olup olmadığı araştırılsın. Kendilerine mezar almasınlar.

 İnşaat mühendisliği eğitimi sıkıntılı. Mesleğini iyi yapan inşaat mühendisleri olsa sıkıntı biraz daha az olur. Ama yeni mezun birisiyle 30 yıllık üniversite profesörüne aynı yetki veriliyor. Yeni mezun neyin ne olduğunu bilmiyor, her şeye imza atıyor. Piyasa da bunu kullanıyor. Üniversitelerin yüzde 9’unda yeterli öğretim üyesi var. 3458 sayılı Mühendislik yasamız 1938 model bir yasa. Bunun günün şartlarına uygun hale getirilmesi lazım. Meslek yasasının çıkması lazım. Her mühendis her işi yapmamalı. Lisans diploması meslek yapmak için tek şart olmaktan çıkmalı.

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu