Yazarlarımız

Z A N Z İ B A R

Zanzibar’ın yıllık dış gelirinin en az% 80’i turizmden geliyor. Hükümet ekonominin turizme bağımlılığını azaltmak için balıkçılık ve tarım gibi diğer sektörlere yapılan yatırımları artırmaya çalışıyor. Zanzibar’ın manzarası ve zengin tarihi kültürü, adaya her yıl 500.000’e yakın turist getiriyor. Yazarımız Sezgin Gezgin Afrika kıtasının doğusundaki Tanzanya’ya bağlı Zanzibar’ı geçtiğimiz haftalarda ziyaret etti ve izlenimlerini kaleme aldı. Keyifli okumalar…

Ocak 2020, Tanzanya seferinden sonra kısa bir yazıyla gördüğüm bölgeleri anlatacak, resimler paylaşacaktım. Şubat 2020’de, Sakarya büyük bir gurupla bu bölgeyi ziyaret edip Zanzibar şehrini “Kardeş Şehir” ilan edince durum değişti. Kardeşime karşı kullanacağım kelimeler bir yabancıya karşı kullanacağım kelimelerle aynı olamaz herhalde. Her ne kadar bu kardeşim bize benzemiyor, annesi bizim annemiz değil, babasının bile bizim babamız olduğunu düşünmüyorsam da büyüklerimiz böyle söylüyor, öyleyse bize susmak düşer.   

 On gün kaldığımız Zanzibar adasında ve sadece bir gün Darüsselam’da gördüklerimi anlatmakla yetineceğim.

 Sabahın dördünde vardığımız Zanzibar Hava Limanının çıkışında bizi beklemesi gereken şoförü bulamadık. Elimizdeki tüm telefon numaraları cevap vermedi.

 Sıradan bir taksi alıp otelin yolunu tuttuk. Şansımıza minibüs temiz, şoför Ali Efendi iyi bir insandı. 50 dolara getirdi bizi 90 km uzaktaki otelimize. 

 Yol boyunca karanlıkta gittik. Bazen çok yavaş gidip, yol içindeki çukurlardan kaçmaya çalıştık, bazen temiz yolda tam gaz gittik.

 Saat 06.30 gibi Nuguri’deydik. Otele 2 km kala asfalt yol bitti.  Bundan sonrası tam bir kâbus gibiydi. Gece kondu tipi binaların arasında 10-15 km/saat hız yaparak yol aldık.

Biz nereye geldik?

 Şoföre “Yanlış yolda mıyız?” diye sorduk. “Böyle bir yolun sonunda lüx bir otel olamaz.” diyorduk.

 Otelin yüksek duvarlarının arasındaki bahçeye girdiğimizde, ortalık aydınlanıyordu. 

 Double Tree by Hilton, Zanzibar diğer tatil yerlerindeki oteller gibi, 4 yıldızlı, havuzlu, yeşil bahçeli, temiz bir yerdi.  Dünden beri parası ödenmiş olduğu için, beklemeden odalarımıza yönlendik.  Otel sahilde, önü kumsal, bahçesinde havuz, 80 odalı bir yerdi. 

 Sahil boyu yürüyünce bu bölgenin otellerle dolu olduğunu gördük. Kanunen kumsal ve deniz önü kum sahil halka açık. Otelin merdivenlerinden iner inmez size bir şeyler satmak isteyen insanlarla burun buruna geliyorsunuz. Onlardan kurtulmak imkânsız gibi. Hayır kelimesini duymuyorlar, istemem el işaretini manası yok, sizinle yürüyorlar ve devamlı sorular sorup, bir şeyler anlatıyorlar. 

 Kimisi korkulacak derecede çirkin ve kirli, kimisi kabile kıyafetleriyle çıkıyor karşınıza.

Aktivite duvarında, Çarşamba saat 16:00’da “yürüyerek köy turu” yazıyordu. Bizim grupla beraber 10 kişi çıktık yola. Bir yerli zenci Zanzibarlı bize rehberlik yapıyordu. 

 Otelin hemen arkasında başladı köyün sokakları. 60 yıl öncesi Türkiye’yi bilmiyorum ama benim varlığım süresince böyle bir ortam yaşamadım ülkemde.

 İnsanlar tenekeden, kerpiçten, pirketten yapılmış tek katlı evlerin önlerinde oturuyor günlük işlerine devam ediyorlardı. Bizim gibi tur maymunlarına alışkın, yan gözleriyle bizi takip ediyor, fotoğraf çektiğimizi fark ederlerse el kol hareketleri yapıp, kendi dillerinde sövüp sayıyorlardı.

 Sokakların çoğundan araba geçmesi imkânsız. Yollar çok dar. Toprak tarla yolları gibi mahallenin içi. Çukurlar derin. Yağmurlu günlerde bu mahalle aralarını görmek isterdim. Terkedilmiş, yıkılmış görünen birçok ev var. Yıllardır kimse ne sıvasına dikkat etmiş evinin ne kapısına bacasına.

 Fakirlik Afrika ülkeleri dışında hiç görmediğim bir boyutta.  Meyve satan masalar kurulu sokak köşelerinde, bakkal yerine geçen küçük büfeler.

 12 metre uzunluğunda tekne yapan insanları ziyaret ettik. Ellerinde elektrikli, motorlu hiçbir alet yoktu. Delikleri delmek için kullandıkları yöntem ilginçti. Ağaca ucu değen bir sivri demir, yayın ipi ile döndürülüp, ağacın içine doğru yol alıyor, geri çekildiğinde işte ihtiyacınız olan delik.  Bir tekneyi 3-4 ayda 6 kişi bitirebiliyormuş ve 4 bin dolara (24000 TL) ye satıyorlarmış. İçimde korkunç bir istek var. Orada tamamen ilkel yollarla bir tekne inşa ettirip, Vasco De Gama gibi Ümit Burnunu geçerek, İstanbul’a kadar denizden gelmeliyim.

 Kazananın üç inek alacağı, ikincinin iki, üçüncünün bir inek kazanacağı futbol turnuvasını uzaktan duymamak imkansızdı. Sahanın etrafını yüzlerce insan doldurmuş maçı seyrediyordu, çok yüksek sesli hoparlörden bir kişi maçı, naklen anlatıyor, herkesin adını söylüyor, pozisyonu tarif ediyordu. Futbolcuların isimleri; Hagi, Ronaldo, Nakumaro, Iniesta, Falcao gibi tanıdıktı.  Sonuna kadar seyretmek isterdim ama, gruba girince koyun gibi takip etmek şart oluyor.

Camiyi ziyaret ettik bu yeni ve büyük bir camiydi. Mimarisi farklı, gösterişsiz bir binaydı.  Ara sokaklarda onlarca mescit olduğunu söylediler hepsini görmedim.  Yollarda karşılaştığımız insanların yarısının ayağında terlik dahi yok.  Derileri artık kösele derecesinde sertleşmiş olmalı. 

Sokakları ve evleri kelimelerle anlatmam çok zor, fakat çektiğim onlarca resim bu konuda faydalı olacaktır. İnsanlar resimlerinin çekilmesine çok kızıyorlar, ya para verip izin almak gerekiyor, ya da gizlice çekmek. Onun için içinde insan olan resimler kaçak çekilmiş, acele edilmiş, fokusun da sorun olan karelerdir. Sokaklarda annesini arayan yavru keçiler, birkaç tavuk ve sırtı kambur inekler dışında hayvan yok. Köpek hiç görmedim. Kediler az da olsa sokaklarda görünen hayvanlardan.

 En çok etkilendiğim yer köyün okulu oldu.  Köy diyorum ama Nungwi’nin nüfusu 25 bin falan olmalı. Sadece bu okulda 2400 öğrenci varmış.  4 yaşında başlıyorlar okula. Sınıflarda 80 öğrenciye ulaşan kalabalıklar oluyormuş. Öğretmenlerden bir tanesi uzun uzun dil döktü okula yardım etmemiz için. Bir milyon liranın burada ne kadar çok çocuğa dokuna bileceğini düşünmeden edemiyor insan. Sanırım yanlış yerlerde, yanlış insanlara yardım etmek gibi bir kaderim var.

 Öğrencilerin hepsi üniformalıydı. Fakir çocukları üzerlerindeki yırtık, kirli, düğmesiz üniformalardan anlaşılıyor. Belki bunlar en çok sorun çıkartan kavgacı çocuklardır, bilemiyorum.

 Sabah 7’den 13’e bir grup, Saat 14’ten akşam 19’a ikinci grup geliyormuş. Ortalama yaş 51 erkekler için, 53 bayanlar için bu bölgede. Emekli sandığın da herkese yetecek kadar para vardır eminim. Emekli olduktan sonra çok yaşamıyor zavallılar.

 Müslüman bir ada Zanzibar. Evlerde akan su yok, elektrik çok azında var.  Bu insanalar çocuk yapmasında nasıl vakit geçirsin Allah aşkına. Hem sokakların sonundaki su bidonlarından eve kova ile su taşıyacak insan gücü lazım.

 Otele dönüş yolu alışveriş merkezini ortasından geçiyordu.  Birkaç gün önce sabahın alacakaranlığında taksi ile geçtiğimiz yol bir köyün ana caddesiymiş meğer. Sağlı sollu dükkanların doldurduğu bu toprak yolun hali gün ışığında daha vahim. Bazı bölgeleri su dolu, çamur içinde, bazı yerlerde normal arabanın geçmesinin mümkün olmayacağı derinlikte çukurlar dolu.

 Dükkanların çoğunda resim ve elişleri satılıyor. Ressamları dükkânın içinde çalışırken seyredebiliyorsun. Birçok resim satın aldım. Hem ekonomilerine yardım için hem de renklerini sevdiğim için.  Yollarda restoran dedikleri yerlerde senin benim yemek yemeyi düşünmemiz bile mümkün değil. Her şey açıkta, nereden geldiği ne olduğu belirsiz şeyler.  Coronavirüs mikrobunun kol gezdiği bugünlerde bilmediğimiz şeyleri yemek cesaret ister. 

 Normalde midem sağlamdır ve gittiğim ülkelerde sokakta her şeyi tadarım ama Tanzanya bana bile biraz fazla geldi. Otele geri döndüğümüzde derin bir nefes aldık. 

 Yürüyüşten çok; devamlı yanımıza gelen insanlara laf yetiştirmekten, geçen arabalar ters yönden geldikleri için onların kornalarını kulağımızın dibinde duymaktan bıkmıştık. 

Darüsselam’da yarım gün

 Darüsselam gezimiz çok sıkıcı geçti. 4 milyon kişinin yaşadığı bir şehirde hiç mi göremeye değer bir şey olmaz.  Müzesi resimlerle dolu boş bir bina. Tavsiye edilen listede bir kilise var, bir anıt, bir müze, bir park, bir üniversite. Darüsselam’a ne için gelir insanlar bilmiyorum. Fazla yabancı turist göremedik zaten.  Boşuna vaktinizi harcamayın lütfen. Son Ferry Bot’u bile beklemeden erkenden geri döndük.

 Zanzibar şehrinde “Stone Town” dedikleri, tarihi bölge görülmeye değer tek yer. Buradaki birkaç otelin restoranında yemek yiyebilir, kalabilirsiniz. Pazar yerini, yeni şehri gezerken aklınızdan geçen iki şey olacak: 1. Ümit ederim kazasız belasız otele dönerim 2. Burada yaşamadığım için ne kadar şanslıyım.

Büyüklerimiz bu şehri niçin evlat edindiler bilmiyorum ama onların buraya gelmesini, sizlerin oraya gitmemesini tavsiye ederim.

Sahillerinden hiç bahsetmedin diyorsanız size sadece Kocaali’de daha fazla kum var, bize gelin diyebilirim.

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu