Mekan

Üretimin Merkezi Geyve

Geyve ve çevresi jeopolitik konumu sayesinde tarih boyunca pek çok devletin kurulduğu, uzun yıllar boyunca hüküm sürdüğü ve tarihe damgasını vuran önemli olayların yaşandığı bir yer olmuştur. Geçiş yolları üzerinde bulunan Geyve’nin tarihin her döneminde üstlenmiş olduğu bu rol, günümüzde Geyve- Sakarya arasında ulaşımı sağlayan taş köprünün daha eski dönemlerde de var olduğunu kanıtlar niteliktedir.

Geyve çeşitli değişikliklere uğrayarak bugünkü adını almıştır. İlçe Bitinya yönetiminde “Tataion” ya da “Tottaion” ismi ile anılmıştır. Ünlü gezgin evliya çelebi ise Seyahatname adlı eserinde Geyve’nin asıl adını “Gekve” olduğunu ve bu adın İskender dönemine kadar dayandığını belirtmiştir. İzmit Kalesi’ni yapan İskenderin akrabası olan Gekve kadın kralın koyun çobanları için yaptığı küçük bir kale olduğunu ve yörenin kral kadının adıyla anılırken adın sonradan farklılaşması ile değişerek Geyve olduğunu ifade etmiştir. Bölgedee yerleşik hayata tam olarak ne zaman geçildiği arkeolojik kazıların yapılmamış olmasından dolayı bilinmemekte ancak; var olan bilgiler yerleşimin MÖ. 4 bin yıllarında başladığını işaret etmektedir. Bitin’lerin hüküm sürdüğü bölge sonradan Yunanlıların istilasına uğramıştır. Hititler, Firigler, Lidyalılar’da bölgede varlık sürdürmüştür. Lidyalılardan sonra Persler ve Persleri yenerek bölge topraklarını ele geçiren Makedonya Kralı Büyük İskender de bölgede hakimiyet kurmuştur. 

Roma ve Bizans imparatorlukları da bölgede egemenlik kuran devletlerdir. Bölgede Türk hakimiyetinin kurulması ise Malazgirt Savaşı sonrasında Anadolu’da yerleşmeye başlayan Türk komutanlar tarafından Geyve’nin alınarak Selçuklulara bağlanması ile gerçekleşmiştir.

Kızılırmak ve Yeşilırmak havzalarında Anadolu Selçuklular adına büyük fetihler yapan Artuk Bey, 1072 yılında Bizans ordusunu yenmiş ve Sakarya boylarına kadar ilerlemiştir. Bizans tahtına çıkan bir karışıklık için imparator Mihael’in Artuk Bey’den yardım istemesi ve anlaşma yapması sonucunda, Artuk bey toprakları İzmit Körfezi’ne kadar genişletmiştir.

Sakarya ve çevresi ilk kez Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu olan Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından Türk hakimiyetine girmiştir. Anadolu’nun fethi sırasında Artuk bey ve Süleyman Şah, Bizans ve Haçlı Orduları ile mücadele etmek durumunda kalmıştır. Bu mücadeleler sırasında da Geyve – Lefke (Osmaneli), İznik yolları kullanılmıştır. Kacaeli Yarımadası’na yapılan ferihlerde de Geyve’den üs olarak yararlanılmıştır. Fakat ikinci Haçlı Seferi sonunda bölge Türk hakimiyetinden çıkarılmıştır. Bölgenin tekrar Türk hakimiyetine girmesi Osmanlı döneminde olmuştur.

Osmanlı Döneminde Geyve

Osmanlı İmparatorluğu, Anadolu topraklarında hüküm süren en büyük imparatorluktur. Osmanlı imparatorluğu Geyve’nin stratejik öneminden dolayı burayı himayesi altına alma konusunda oldukça titiz davranmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulmasında Ahilerin büyük bir rolü olmuştur. Ahiler ordu ile birlikte düşmana karşı koordineli bir şekilde savaşmıştır. Askeri bilgilerle yetişmiş olan ahi birlikleri “Ahiyan-ı Rum” (Anadolu Ahileri) diye anılmaktadır. Bu gönüllü birlikler arasında “Gaziyan-ı Rum” (Osmanlı Devletinde İlk fetihler sırasında savaşa katılan tarikat şehirlerinden oluşan dinsel ve askeri bir takım), “Baciyan-ı Rum” (Anadolu Kadınları Teşkilatı), “Abdalan-ı Rum” (Anadolu’nun Heterodox dervişleridir. Anadolu Ahileri) adlı birliklerde vardır. 

İbn Battuta Geyve başta olmak üzere  Anadolu’da; Antalya, Burdur, Gölpazarı, Ladik, Milas, Erzurum, Tire vb. gibi illerde kurulan ve  Ahiya’tü’l – Fityan adını verdiği bu zümrenin zaviyelerinden bahsetmiştir.

Seyehatnamesinde Geyve yöresi içinde şu ifadeleri kullanmıştır; “İznik’ten çıktıktan sonra geceyi Mekece denilen bir köyde, bir imamın evinde geçirdik. İmam Efendi bize ikramlarda bulundu ve ziyafet çekti. Oradan hareketle yola devam ettik. Önümüzde, yenice(Taraklı) denilen beldeye gitmekte olduğunu öğrendiğimiz atlı bir Türk kadını ve hizmetkarları ilerlemekteydi. Bizde onları takip ettik. Bir süre sonra büyük bir nehrin kenarına geldik. Bu nehrin adı Sakarya’dır  ki, Allah korusun azgınlığı gerçekten de sakar’ı (cehennem) hatırlatmaktaydı. Burada çok kötü bir olaya tanık oldum. Atlı kadın ırmağı geçmek istedi, fakat ırmağın tam ortasına varınca hayvanıyla birlikte boğulma tehlikesi geçirdi. İyice panikleyen at kısa süre sonra da onu sırtından attı. Bunun üzerine yanında bulunan hizmetkarları onu kurtarmak için kendini paraladı. Fakat bütün çabaları nafileydi. Azgın sular her ikisini de alıp götürdü. Irmak kenarında bu manzaraya tanık olan insanlardan bazıları hemen suya atlayarak, kadın ve hizmetkarının ardı sıra yüzdüler. Çok geçmeden iki kazazede de kıyıya çıkarıldı. Kadın yarı can haline gelmiş olup, hizmetkar ise ölmüştü. Bu olay hepimizin gözünü korkutmuştu. Sakarya’nın hiç şakası yoktu. Oranın yerlileri nehiri güvenli bir şekilde geçmeyi sağlayan salın daha aşağılarda bir iskelede olduğunu söylediler. Bunun üzerine bizde oraya gittik. Sal dedikleri şey, halatlarla birbirine bağlanmış dört kalastan ibaretti. Üzerine hayvanların eyerleriyle taşınması zorunlu olan eşyalar konuluyor, insanlarda bunların yanına biniyorlardı. Hayvanlar ise yüzdürülmek suretiyle karşıya geçirilmekteydi. Nehrin karşı tarafında bulunan salcılar, Salı çekmeye başladılar. Biz de ona binerek karşıya geçtik ve Geyve beldesine vardık. Orada ahilerden birinin zaviyesine indik . Fakat biz arapça, o ise Türkçe konuşuyordu.  Bu sebeple birbirimizin dilinden anlamak mümkün olmadı. Zaviye sahibi bunun üzerine – Hocayı çağıralım çünkü o Arapça bilir.  Gibi şeyler söyledi. Beklenen hoca geldiyse de o da bizimle Farsça konuşmaya başladığından ve bizde kendisine Arapça cevap verdiğimizden ahaliyle yine doğru dürüst anlaşamadık. Bu sırada hocanın yaşadığı çaresizlikten dolayı sevimli bir yalana başvurduğunu fark ettim. Ahilerin liderine dönerek, – bunlar eski Arapça konuşuyorlar, ben ise sadece yeni Arapça’yı biliyorum. Anlamında bir şeyler söyledi. Anlaşılan o ki hoca bu sözleriyle kusurunu kapatmak istiyor. Zira kendisi hiç Arapça bilmediği halde belde sakinleri onu bu konuda çok ehil biri sanmaktaydı. Sonuçta Ahi, işini gerçekten hocanın dediği gibi olduğuna inandı. Aslında bu durum bizimde işimize yaradı; çünkü zaviye sahibi kendi kendine –bunlara ikram ve hürmet etmek lazımdır; zira, Nebiyy-i Zişan hazretlerinin dili olan eski Arapça’yı biliyorlar. –Diyerek bize fazlasıyla ikramda bulundu. Öyleki zaviyede kaldığımız süre boyunca, yediğimiz midemizde yemediğimiz başucumuzdaydı. O geceyi zaviyede geçirdik. Sabahleyin zaviye sahibinin yanımıza kattığı bir rehberin eşliğinde yenice(Taraklıya) gittik.

Bölgede Osmanlı Beyliği’nin gelişmesinde ve bu beyliğin devamı niteliğinde büyük bir imparatorluğun kurulmasında ahilik gibi önemli bir iç etmenin etkili olmasının yanı sıra, Bizans’ın içinde bulunduğu durumda bölgeye hakim olunmasındaki önemli bir unsurdur.

Aşık Paşaoğlu Tarihinin 20. Babında Geyve, Mekece ve Akhisar’ın (Pamukova) Osmanlı Devleti tarafından alınışı anlatılmaktadır. “Osmangazi yanında yer alan gazilerle Mekece’ye varmış, Mekece savaşmadan teslim olunca Mekece tekfuru ile Akhisara gelmiştir. Akhisar tekfuru direniş gösterince savaşılmak suretiyle alınmıştır. Birkaç gün yürüyen Osmanlı Kuveetleri geriye dönerek Geyve’ye gelmişlerdir. Boş buldukları kaleyi ele geçiren kuvettler kale komutanı ve kuvvetlerini Koru(kurd) deresinde basarak Geyve’yi Osmanlı topraklarına katmışlardır.” Hadi, fezleke-i Tarihi Osmani adlı eserinde bölgenin alınışı şu şekilde açıklanmıştır: “Osman Gazi bu sene-i ibtilasında Karaca Hisarda kendi adına hutbe okutup halkın mesalihini görmek için kadı nasb etti. Pay-i tahtın müceddeden imar eylediği yeni şehre nakl ile tebasını Osmanlı demeğe başlandı. Ol zaman Taraklı ve Geyve ve Mudurnu semtini urub İnegöl ve Yerhisar ve Koyunhisarı kalelerini rumlardan aldı.” 

İfade edildiği gibi, Osman bey ve soyunu devam ettiren oğulları için Bizans’ın içinde bulunduğu durum bölgeye hakim olunmasında önemli bir unsur olmuştur. İzmit’in alınmasında da Geyve’nin önemli bir rolü olmuştur. Çünkü Orhan Gazi kuvvetleriyle Geyve’ye inmiş ve buradan hareketle İzmit’e geçmiştir.

19. Yüzyılda Geyve

Fransız seyyah Vital Cuinet, 1893-1894’te Geyve’nin içinde bulunduğu bölge ile ilgili olarak; “Adapazarı 1925 kilometre kare ve 35144 nüfusludur. 128 mektebe sahip olup, 7 ipek sanayi hanesi, 12 kereste imalathanesi vardır.” İfadelerini kullanmıştır. Osmanlı Dönemine ait kayıtlarda da sıklıkla adı geçen ve çok değerli olan Geyve ipliğinden bahsedilmektedir. Geyve yöresinde 19 Nisan 1878’de güçlü bir deprem yaşanmış ve Geyve büyük zarara uğramıştır. Kocaeli’ne bağlı bir kaza olan Geyve’de 1906-1907 nüfusun büyük çoğunluğunu Rumlar oluşturmaktadır. Milli Mücadele öncesinde; Geyve’nin çoğu mahalle ve bölgesinde (Ortaköy, Büyüksaçlı, Burhaniye, Eşme, Kurtbelen, Kıncılar, Köprü’nün bir kısmında, , Geyve’nin Çiftlik ve Kepekli mahalleleri) Anadolu topraklarının Timur tarafından istilası sonrasında Doğu ve Orta Anadolu’dan gelerek bu bölgelere yerleşmiş olan Rum ve Ermeniler vardır.

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu