Yazarlarımız

Üniversite hayata ilk gerçek adımdır

Herkesin bir olgunlaşma hatırası vardır. Eskiden kadınlar çocuk doğurduğunda olgun kabul edilirmiş, erkekler askere gittiğinde.

Üniversite okumak da ciddi bir olgunlaşma vesilesidir. Eskiden hangi okulun hangi bölümünü okuduğuna bakılmaksızın tüm üniversite mezunlarına alim gözü ile bakılırdı. Anneler kızlarının kıymetini artırmak için “Kızımızı ne doktorlar ne mühendisler istedi” diye cümleler kurardı. Şimdilerde her ne kadar üniversite mezunlarının sayısı artsa da yükseköğrenim kişilerin kalitesini artırır.

Üniversiteye kaydolduğum günü hatırlıyorum. Pek çok kişi anne babası ile birlikte gelmişti kayda. Benim annem köylü kadını babam da rahmetli olduğundan kendi başıma gitmiştim. İçimde bir tedirginlik de yok değildi. Zira şimdiye kadar kaydolduğum tüm okullarda velim vardı. “Burada veli isterlerse ne diyeceğim” diye düşünüyordum. Tam ben bunları düşünürken ön sıradan bir ses duyuldu: “Anne-babalar lütfen sıradan çıkın. Çocuklarınız birey olmuştur. Kendi kaydını yaptıramayan öğrenci kendi okulunu da okuyamaz…”

Bu cümleden sonra sıradaki herkes büyümeye başladığını hissetmişti. Köyden henüz gitmiş olan ben de derin bir nefes almıştım. Hemen önümde iki kızın kendi aralarında konuşmalarına şahit oldum. İkisi de üniversiteyi yeni kazanmış olan kızlar kendi aralarında, “Kayıt parasını buraya yatırıyormuşuz. Bende para yok” diyordu. 10 yaşından bu yana aile babası olduğum için bende para vardı. Ama henüz cep telefonu almamıştım.

Kayıt sırası bize gelene kadar kızların anne babaları gelmedi. Adlarını bile bilmediğim kızlara yanaşıp, “Bacım bende para var. İsterseniz veririm. Babanız geldiğinde de siz bana ödersiniz” dedim. Kızların reddetme seçeneği zaten yoktu. O zaman yüklü sayılabilecek bir parayı kızlara verdim. “Seni bir daha nasıl bulacağız” diye sorduklarında da aynı okulda okuyan halamın oğlunun cep telefonu numarasını verdim.

Okuduğum kampusta 100 bine yakın öğrenci vardı. Ama kızlar o gün kaydını yaptırmazsa ertesi gün başka fakültelere sıra geçiyordu. Belki de hakları yanacaktı. Onca senelik emekleri boşa gidecekti.

Kızları ayrı kısma aldılar. Erkekleri ayrı alana. Mediko’da muayene oluyordunuz bizim zamanımızda. Haliyle kızları kaybettim. Kayıt işlemlerimi tamamladım. Halamın oğlunu buldum. Birlikte çay içerken “Şarjın var mı” dedim. “Var, hayırdır” dedi. Ben de “Birilerine para verdim. Birazdan bizi ararlar” dedim.

“Ne kadar” dedi. Ben de kayıt paralarının tamamı olduğunu söyledim. Hala oğlum, “Burası büyükşehir. Köy mü sandın? O paranın üstüne soğuk su iç. İlk günden böyle saflık nasıl yapılır” diye söylenmeye başladı.

Ben kafamı öne eğdiğimde o uzunca bir hayat dersi vermeye başlamıştı. Bu sırada hava kararıyor ve kızların geri arayacağına ilişkin umudum da giderek azalıyordu.

Ama gerçekten içimde hiç tereddüt yoktu. Çünkü ben parayı geri gelsin diye bile vermemiştim. Sadece o kızların yıllar süren emekleri yok olmamış olacaktı. Hem bu okulda 5 yıl okuyacaktım. Elbet bir gün o kızlarla da bir şekilde karşılaşırdık.

2000 yılının 17 Eylül günüydü. Sıcak bir İzmir akşamüstü. Güneş tüm kızıllığı ile batmak üzereydi. Hala oğlunun telefonu çaldı. Bilmediği bir numara. Açtı. “Evet” dedi. “Yanımda” dedi. “Dalyan Kafe’deyiz” dedi. Biraz sonra kızlar yanlarında babaları ile çıkageldi.

Kızlar gelip nazikçe, “Bugün yaptığınız iyilik için çok teşekkür ederiz” dediler. Babaları ile tanıştık.

Enteresandır kızları 5 yıl boyunca bir daha hiç görmedim. Başka fakültelerde okuduk. Hangi fakültede hangi bölümde okuduklarını bilmiyorum. Adlarını veya yüzlerini de hatırlamıyorum. Ama şu an ne iş yapıyorlarsa en dürüst şekilde yaptıklarından zerre şüphem yok.

O gün o para geri gelmeseydi bugün insanlara karşı bu kadar önyargısız olur muydum bilmiyorum.

Ama ben o günden bu yana insanlara geri dönüş beklemeden yardım etmeye devam ediyorum.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu