Güzellik & Sağlık

Türk Kardiyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kemal Erol

Kalp damar hastalıkları hem dünyada hem de ülkemizde de en başta gelen ölüm nedenini oluşturmaktadır. Ülkemizdeki ölümlerin yaklaşık %40’ı kalp ve damar hastalıklarına bağlı gelişmektedir. Bu kötü tabloya rağmen aslında kalp damar hastalıkları büyük oranda önlenebilir hastalıklardır.

Dünya çapında yapılan bir çalışmanın sonuçlarına göre kalp damar hastalığına neden olan şu 9 risk faktörü; kolesterol yüksekliği, sigara içmek, şeker hastalığı, tansiyon yüksekliği, karın tipi şişmanlık, psiko-sosyal stres, kötü beslenme, hareketsizlik ve alkol ilk kalp krizi için riskin %90’ından fazlasından sorumludur.

Sigara içmeyerek, hareket ederek, kilo almayarak, iyi beslenme alışkanlıkları edinerek, stresten uzak durarak bunu önemli oranda başarabiliriz. Yaşlanma, cinsiyet ve genetik yatkınlık da kalp damar hastalığı gelişimi için risk faktörüdür, bunları düzeltemeyiz ancak düzeltilebilir risk faktörlerine dikkat ederek kalp krizi geçirme riskimizi en aza düşürebiliriz.

Kalp krizi gerek hastane öncesi, gerekse hastane içi ve sonrasında ölüm oranı yüksek olan bir hastalıktır. Ülkemizde yılda 400 bin civarında kişi kalp krizi geçirmekte bunların yaklaşık 90-100 binini maalesef kaybetmekteyiz. Türk Kardiyoloji Derneğinin yeni yapmış olduğu TURKMI çalışması sonuçlarına göre ülkemizde kalp krizi geçirme yaşı ortalama 62’dir.

Ülkemizde erkeklerde kalp krizi geçirme yaşı ortalama 60 iken kadınlarda ise ortalama 68’dir. Yani kadınlar daha ileri yaşta kalp krizi geçirmektedir. Kalp krizi ile hastaneye yatırılan hastaların %74’ü erkek, %26’sı kadındır. Yani her 4 kalp krizinden üçü erkek biri kadındır. Kadınlar daha az ve daha ileri yaşta kalp krizi geçirmelerine rağmen hastane içi ve ilk bir aylık dönemde ölüm oranları belirgin derecede daha yüksektir.

Kalp krizi kalbi besleyen damarlarda ani tıkanmaya bağlı kalp kasına kan sunumunun kesilmesi buna bağlı kalp kasının ölmesine yol açan bir durumdur. Olayı ortaya çıkaran koroner arterler dediğimiz kalp duvarındaki kalbin kendini besleyen damarların çeperlerinde biriken iltihabi hücre ve kolesterolden oluşan plakların çatlaması yırtılması ile üzerine ani pıhtı oturmasının damarda tıkanmaya neden olmasıdır.

Hastaların en yaygın belirtisi göğüs ağrısıdır. Ani başlayan tüm göğüs duvarı üzerinde sıkıştırıcı, ezici, yanıcı karakterde kollara özellikle de sol kola alt çeneye, boyna, sırta vurabilen bir ağrıdır. 15 dakikadan uzun sürer, tedavi edilmezse saatlerce sürebilir. Ağrıya bol terleme, bulantı, kusma, nefes darlığı eşlik edebilir. Bazen ani gelişen nefes darlığı, bayılma şeklinde de karşımıza çıkabilir. Kalp krizi vakalarının büyük bölümü daha önceden kalp damar hastalığı olmayan kişilerde aniden ortaya çıkar. Dolayısıyla “benim kalp hastalığım yok, ben kalp krizi geçirmem” diye düşünmemek gerekir.

Ülkemizde son yıllarda uygulamaya giren yasaklamalar ile sigara kullanım oranı %32’lerden %24’lere düşürülmüş olsa da erkeklerimizde hala %37 gibi yüksek oranlardadır ve sigaraya başlama yaşı çok düşüktür. İdeal olan, sigaranın sıfırlanmasıdır. İçilen miktarla birlikte zarar artsa da sigaranın azı da zararlıdır, hatta pasif içiciliğin dahi kalp damar hastalığı gelişme riskini artırdığı saptanmıştır. Sigara hiç içilmemeli, içilen ortamlarda da bulunulmamalıdır. Pipo, nargile vb. diğer tütün mamulleri de aynı kategoride olup zararlıdır, asla kullanılmamalıdır.

Ülkemizde her üç erişkinden biri hipertansiftir, yani kan basınçları normalden yüksektir. Hipertansiyon, kalp damar hastalığının ana risk faktörlerinden biridir. Hipertansiyon tanısının koyulması ve uygun tedavisi ile kalp damar hastalığı gelişme riski düşürülebilir. Tuzsuz yemek, hareket etmek, ortalamanın üzerinde kiloda olanların kilo vermesi, sigarayı bırakmak, kullanmamak, hareket etmek tansiyon hastalarının yapması gereken ilaç dışı tedavilerdir, bunun yanında gerekli hastalarda doktor kontrolünde uygun ilaçlar ile hipertansiyon tedavi edilmelidir.

Hipertansiyon tedavisi eşittir ilaç diye düşünülmemelidir. İlaç dışı tedaviler, yaşam tarzının düzeltilmesi, kilo verilmesi, spor yapılması, kilo verilmesi, tuz alımının azaltılması ile çok önemli derecede kan basıncı düşüşü sağlanabilir. Yine, kolesterol yüksek liği, özellikle de LDL-kolesterol dediğimiz kötü huylu kolesterolün yüksek olması, iyi huylu HDL-kolesterolün düşük olması kalp damar hastalığı gelişimi için ana risk faktörlerindendir.

Akdeniz tarzı beslenme, hareket etme, şişmanların zayıflaması buna olumlu yönde etki yapar, gerekli hastalarda hekim kontrolünde kolesterol düşürücü ilaçlar da kullanılmalıdır. Şeker hastalığı da ana risk faktörlerinden biri olup ülkemizde sıklığı diğer Avrupa ülkelerine göre yüksektir. Maalesef giderek artmaktadır. Şeker hastalığının sıkı tedavisi de kalp damar hastalığı gelişim riskini azaltacaktır. Şişmanlık ve obezitenin azaltılması, bolca hareket edilmesi, kilo kontrolü önemlidir.

Toplumun yeme alışkanlıklarında kötü yönde gidişat mevcuttur. Sağlıklı yeme alışkanlığı geliştirilmesi, düzenli yürüyüş ve hareket edilmesi çocukluk çağında kazandırılmalı ve sürdürülmelidir. Unutmayalım ki hastalıktan korunmak hastalık ortaya çıktıktan sora tedavi etmekten çok daha kolay ve etkindir.

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu