Mekan

Tek bir amaca kilitlenebilen dünyadaki tek milletiz

sanki Mehmetçik mevzilerde savaşıyor

Fatma nine kahramanlarımız gibi birçok kişi ellerinden geleni yapıyor

Birliktelik ruhuna sahip tek milletiz

Tek bir amaca kilitlenebilen dünyadaki tek milletiz

Hepimizin kahramanları sağlık ordusunun başındaki isim Sakarya İl Sağlık Müdürü Aziz Öğütlü, yaşanan sürecin duygusal anlarını paylaştı. Tüm halkın kendilerine destek verdiğini söyleyen Öğütlü’den anlamlı benzetme; ‘Sanki Mehmetçik mevzilerde savaşıyor, Fatma nine kahramanlarımız gibi birçok kişi de elinden ne gelirse yapıyor…’

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye de bir süredir kovid-19 pandemisi ile mücadele ediyor. Sürecin tüm aşamaları takip edilip gerekli bilgilendirmeler yapılıyor ancak Sakarya Life olarak biz, yaşanılan bu durumun duygusal boyutunu sormak istiyoruz. Bu süreçte sağlıkçılar olarak siz neler yaşadınız?

Türkiye’de ilk vaka 11 Mart 2020 tarihinde görüldü. 18 Mart’ta da Sakarya’da ilk vakanın görülmesinin ardından belli bir ekip olarak toplandık. Bu ekip içerisinde sağlık personelinden ilk hastalanan kişi, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Aydemir oldu. Testi pozitif çıkıp, akciğer filmi tomografisinde de belirtiler olunca kendisini hastaneye yatırdık. Kendisi hastane odasında çalışmaya devam etti. Bilgisayar ekranında yine hastaların filmlerine baktı, raporlarını yazdı, konsültasyonlarını yaptı. Tabi ki bunları yapmak zorunda değildi, hatta o anda dinlenmesi gerekirdi ama inanın yatıp da kendisini izole edemedi, çalışmaya devam etti. Sonra da evden çalıştı. Zaten kısa sürede negatifleşip çalışma şevki ve isteğiyle hızlı bir şekilde aramıza döndü. Yoğun bakımda virüs yükü çok daha fazla. Daha fazla bulaş riski var. Yoğun bakımda sorumlu bir hemşiremiz de pozitif çıkınca sorumlu hocamıza ‘ben şu anda gidemem, buradaki hastaları ve arkadaşlarımı yalnız bırakamam, her türlü önlemi alayım, yine çalışayım’ dedi. İnanın hocamız kendisini zorla gönderdi. Aile hekimlerimiz filyasyon yapılan kişileri günde iki kez aradılar. İnsanlar virüsten çekindikleri için hastaneye başvurular azalmış, aile hekimlerinde hasta sayısı artmıştı. Oradaki hekimlerimiz de kişi kovid taşıyor mu taşımıyor mu bilmeden çalışmaya devam etti.

Arifiye KYK Yurdu 500 kişilik karantina alanına çevrildi

Aile hekimlerimizden hasta olanlar oldu, onları izole ettik. Çok şükür hepsi iyileşti, en büyük tesellimiz bu oldu. Sağlık personelimiz çalışırken bütün gün virüsle karşı karşıya kalıyor, o virüs üstlerinde oluyor. Virüs yükünü bildikleri, çocuklarına, anne ve babalarına bulaştırmaktan korktukları için eve gitmeye çekindiler. Kimisinin eşi kanserliydi, ağır hastaydı. Personelimiz bizden yer istedi, ‘hastanede kalalım’ dediler. Tabi hastanede böyle yerlerimiz yok. Biz de hemen yine misafirhanelerle, kredi yurtlarla, üniversitemizin yurtlarıyla temasa geçtik. Hatta oteller bile sağ olsunlar destek çıktılar ve sağlık personelimiz evlerinin dışında kaldı. Personellerimizi ziyaret sırasında gördük ki, evlerine gitmiyorlar ama içleri kan ağlıyor. İşlerinden döndükten sonra görüntülü olarak çocuklarıyla görüşüyorlar, çocuklar orada, personelimiz bu tarafta ağlıyor. İnanın o kadar duygusal anlar vardı ki… Bunu, dışarıdan baktığımızda alelade hasta sağlık personeli ilişkisi olarak görmek mümkün değil. Bu apayrı bir afetti, olağanüstü haldi. Bitti mi? Bitmedi tabi, devam ediyor. Biz bu yaşananları ve bundan çok daha fazlasını gördük tabi ki. Şunu çok net bir şekilde artık idrak ettik ki, sağlık personelimiz mesleğini severek, özveriyle, fedakarca yapıyor. Hiçbir maddiyat bunun karşılığı olamaz. Bu süreç içerisinde sağlık personeline en büyük destek yine sağlık personelinden geldi. Tabi ki vatandaşlarımız da saat 21.00’de alkışladı, evlerinde yaptıkları çorba, börek, tatlıyı getirdiler. Her türlü yardımı yapmaya çalıştılar. İnanır mısınız sanki Mehmetçik mevzilerde savaşıyor arkadan da Fatma nine kahramanlarımız gibi birçok kişi ellerinden geleni yapıyor. Ellerinde yemeklerle, ‘siz savaşıyorsunuz biz size destek çıkalım’ diyerek geldiler. Bunların hepsi bize şunu gösterdi; ülke olarak zor durumlarda bir araya gelen, her şeyi unutan sadece ve sadece tek bir amaca kilitlenebilen belki de dünyadaki tek milletiz. Bunu görünce dedik ki ‘biz mutlaka başarılı olacağız. Bunun alternatifi yok!’ Ülkemiz aldığı tedbirlerle dünyaya örnek oldu. Bunun altında yatan bu milletin kültürü, bu milletin DNA’sı. Başka hiçbir şey değil. Bunu 15 Temmuz’da da gördük, ülkemize karşı olan bir şey varsa ki bu salgın da ülkemizde karşı karşıya kaldığımız bir şeydi, herkes bir araya geliyor ve çok başarılı oluyoruz.

Fiziki alanların kullanımı konusunda yeni doğum evinin hazır hale getirilmesi için hummalı bir çalışma yürütüldü.

Tüm bu ekibin, Sakarya’daki sağlık camiasının başındaki isim sizsiniz. Sizin bu süreçte en çok zorlandığınız nokta ne oldu? Motivasyonunuzu nasıl sağladınız?

Aslında zorlu olan şahıslar değil, sürecin kendisiydi. Baktığınız zaman henüz hiç tanımadığınız bir virüs vardı. İlacı yok, aşısı yok. Bulaşıcılığını az çok tahmin ediyoruz ama tam bilmiyoruz. ‘Ne kadar ağır gidiyor? Çin’deki veriler var ama ne kadar bizdeki verileri yansıtacak?’ bunları bilmiyoruz, dolayısıyla zorlu olan süreçti. Bu süreci yaşarken her gün o kadar dinamik şekilde çalıştık ki… Bazı günler günde iki defa toplandık, bazı günler günde 2-3 defa karar almak zorunda kaldık. Sayın valimizle 24 saat irtibat halindeydik. Sağlık kuruluşlarında kategorize etme bakımından pandemi hastanesi deyip sağlık çalışanlarının görevlendirilmesi ile ilgili her gün dinamik olduğu için o kadar yoğun geçti ki… Zorlu olan süreçti ama şunu gördük; tüm personellerimiz, rahatsızlıkları bulunanlar da dahil olmak üzere herkes ‘görev varsa geliyoruz’ dediler. Biz onlara ‘sizin hakkınız var, kronik hastasınız, çalışmak zorunda değilsiniz’ dedik ama hiçbiri ‘çalışmayacağım’ demedi. Hatta bir kısmını biz zoraki gönderdik. Her gün yeni bir şey öğreniyorduk. Öğrendiğimiz şeylerle, tecrübelerimizle karar almak zorunda kaldık. Burada en büyük destek tabi Sağlık Bakanlığı’mızdı. Bakanımız en öndeki nefer gibi birebir 24 saat çalıştı. Süreci çok şeffaf yönetti. Bizler ne zaman istersek ulaştık. Çok sık video konferanslar, toplantılar yapıldı. Hangi problemimiz varsa o anda bakanımız telefona sarılarak bütün problemleri çözdü. Böyle bir süreçte böyle bir çalışma sisteminde başarılı olmamak gerçekten mümkün değildi. Bu başarıyı ülke olarak sağladığımızı düşünüyorum.

Geyve, Karasu, Akyazı, Hendek, Sapanca ilçe hastaneleri de bu süreçte özveri ile çalıştı

Tüm bunlar yaşanırken sizi çok korkutan moralini bozan bir ‘an’ oldu mu?

‘Hasta sayısı çok artarsa, yatak ya da yoğun bakım sayısı yetmezse ne yaparız?’ konusu inanın bizi o kadar çok korkuttu ki… Uçuk korkudan, stresten çıkar ya, bu konu haftalarca uçuklu dolaşmamıza neden oldu. Hastalarımız, yoğun bakım yeri bulamaz, biz de Allah korusun bazı ülkelerin yaptığı gibi hasta seçmek zorunda kalırız diye çok korktuk. Ama çok şükür devletimizin ve bakanlığımızın aldığı tedbirler sayesinde biz salgını yatay eğri şeklinde atlattık. Eğer yatay değil de sivri bir eğri olsaydı o zaman bu sıkıntıları yaşayabilirdik ki Avrupa başta olmak üzere bazı ülkelerde yaşandığını gördük. Biz bunu yaşamadık. Bunun yaşanmamasının sebebi ülke olarak dünyaya örnek olacak tedbirlerin alınması ve bu tedbirler sayesinde de salgının yatay geçmesiydi. Yatak ve yoğun bakım sıkıntısı olmadan sonuçlandı. Biz de o korkuları yaşadık belki yaşamamız gerekiyordu ama gerçekleşmemesi bizim en büyük sevincimizdir.

Hastanelerin yanı sıra Aile Hekimleri de önemli bir çalışma gerçekleştirdi

Bu süreçte bebek, hamile ya da riskli gurup diye tabir ettiğimiz hastaların tedavi süreçleri nasıl geçti?

Dünyada, bebeklerde ne yapacaksınız, hamile bayanlarda ne yapacaksınız diye net bir rehber yoktu. Az bir vaka sayısına göre belirlenmiş bazı kriterler vardı. Sağlık Bakanlığı Danışma Kurulu’muz çok hızlı çalıştı. Ne sorarsak hızlı bir şekilde cevap geldi. Çocukları çok tutmaz deniyordu ama herkesi tutuyor. Bu hastalık yeni doğandan 100 yaşına kadar kim olursa olsun herkesi tutuyor. Bazılarında ağır gidiyor bazılarında hafif gidiyor. İnsanda ACE dediğimiz reseptör var; bu erkeklerde daha fazla, çocuklarda ve bayanlarda az, bu belli. Bilimsel bazı veriler var. Buna göre tabi ki bazı kişileri daha fazla etkiliyor ama bu virüs ‘etkilemez’ diyebileceğimiz bir gurup yok. Çocuklarda yaşadığımız çok durumlar oldu. Çocukların refakatçısı olmasa olmaz, annesi babası olması lazım. Anneler, ‘çocuk hasta ama ben refakatçı olursam hasta olurum’ demiyor. ‘O benim çocuğum’ diyor, ‘ben de hasta olayım önemli değil’ diyor. Tabi biz bütün korumaları yaptık. Çok şükür birçok anne de hasta olmadan çocukları tedavi oldu ama burada anneliğin ne demek olduğunu gördük. Anne her şey…  Yaşlılarda hastalık çok ağır gitti. Bu konuda çok üzüldüğümüz birkaç şey var. Yurt dışından gelen 33 yaşında bir bayan vardı. Salgının daha ilk başlangıcında, henüz Türkiye’de vaka görülmeden girmiş. Türkiye’de vakalar görüldükten sonra bizim tanıma fırsatımız oldu. Kendisi hastalığı çok rahat atlattı ama evinde makineye bağlı annesi vardı. Hastalığı annesine bulaştırmış, annesi vefat etti. Kişi bunu ilk başta bilse yapmaz tabi ki ama maalesef Türkiye’de daha vakalar görülmeden geldiği için bulaştırma olmuştu. Bir de ilk başta insanlarımız bu işin çok fazla şuuruna da varamadılar. Bulaştırma ve mesafe konusuna uyulmadı. İstanbul’da vakalar başladı. Bizim buradan oraya gidiş gelişlerimiz çok fazlaydı. Bu da vakaların artmasına sebep oldu. Dünyada belli bir kişide hastalık olacak ki ondan sonra duracak ya da aşı yapılacak ki belli bir sayıya bulaşıp duracak. Hastalığın etkisi özellikle yaşlılar, akciğer ve kalp hastalarında daha fazla olduğu için dikkat etmemiz gerekiyor. Genel anlamda yaşlıları korumamız lazım.

İyileşen her hasta, personelde büyük bir sevinç yarattı

Sağlık ekipleri çalışırken özel korumalı kıyafetler giyiyor, bu kıyafetlerin içinde çalışmak da oldukça zor…

Gerçekten çok zor. Bunu o elbiseleri giyip çıkardığınız zaman görüyorsunuz. Su gibi ter içinde kalıyorsunuz. Bu ekipmanların kontrolünü yapıp gerçekten koruyor mu diye bakarken su geçirip geçirmediğine bakıyoruz. Su geçirmeyen bir şeyi düşünün, tamam bir miktar hava alıyor ama vücut çok iyi hava alamayıp terliyor. İşiniz bitip kıyafetleri çıkardığınızda resmen su gibi oluyorsunuz. Yüzünüzde taktığınız maske dolasıyla lastik izleri oluyor. Kimilerinde alerji ve yara yapıyor. Nefes alıp verirken zor oluyor, verdiğiniz nefesin bir kısmını geri alıyorsunuz, karbondioksit birikmesi oluyor. Bunlar tabi sıkıntılı şeyler ama şunu öğrendik; nasıl ki deprem bölgesinde yaşıyorsanız depremle yaşamasını öğrenmeniz gerekiyor, salgın döneminde de salgınla yaşamasını öğrenmemiz gerekiyor. Depremde ne yaptık, evimizi güçlendirdik, yüksek katlar azaltıldı, dolapları duvara monte ettik. Şimdi yapmamız gereken de 3 tane şey var; birincisi maske takmak, ikincisi sosyal mesafeyi sağlamak, üçüncüsü de el hijyenine dikkat etmek. Çok basit aslında, hepsi yapabileceğimiz şeyler, her türlü imkanımız var. Şu anda maske sıkıntımız yok. Sağlık personelimize ilk günden beri dağıttık elimizde her türlü imkan var. El dezenfektanları neredeyse her sokak başında var. Mesafeyi de insanlar sağlayacak, başka da bir şey yok. Bunları yaptıktan sonra salgını kontrollü olarak sonuna kadar böyle götürebiliriz.

Sağlık Personeli vatandaştan ve esnaftan gelen destekle moral buldu.

Kovid-19 için Sakarya’da yapılan bilimsel çalışmalar var mı?

Sakarya ilk günden beri bilim adamlarını barındırmanın ve birlikte çalışmanın çok büyük avantajını gördü. Daha ilk günlerde Türkiye’de test çubukları belli bir sayıda sıkıntıdayken bizim arkadaşlarımız test çubukları üretimine başladılar. Daha sonra bununla ilgili patent aldılar. Sağlık Bakanlığı bu konuda bizi mahrum bırakmadı. Devamlı malzememizi gönderdi ama ola ki bir ihtiyacımız olursa biz bu ihtiyacı yine buradan karşılayabilecek düzeydeydik. Bunun dışında ilk referans hastanelerinden bir tanesiydik. Bizim laboratuvarımız bu bölgeye hizmet eden yine referans laboratuvarlarımızdan biri oldu. Bunlar hep bizim avantajlarımızdı. Tedaviler konusunda hiçbir zaman ilaç eksiğimiz olmadı. Yine hastane bilim kurulu da çok çabuk reaksiyon gösterdi. Hızlı bir şekilde Bakanlığın rehberliğine uyum gösterdi. Yaptığımız tedaviler ve çalışmaların kayıtlarını tuttuk ve hocalarımız yayın olarak sunuyorlar. En zor guruplar mesela huzurevinde yine hocalarımızda beraber çalıştık, çok şükür bir kalp krizi vefatı dışında herhangi bir vefat yaşamadık. Bunlar, yaşlılarımızı ve huzurevlerimizi korumak açısından çok önemli şeylerdi. Şu anda Sakarya’da yapılan çalışmalar, yayınlar çok güzel gidiyor. Bunlar yakında netleşir, dolayısıyla Sakarya’da yapılan tüm bilimsel çalışmaların sonuçları da ortaya çıkar ama dediğim gibi test çubuğundan tutun da diğer birçok şeye kadar Sakarya hep ön planda oldu. Bu da üniversitenin tıp fakültesinin özelinde Sakarya’ya kattığı katma değerdir. İyi ki üniversite var. Başta sağlık konusu olmak üzere bu birlikteliğimiz, beraberliğimiz Sakarya halkının sağlıktaki kalitesini iki üç basamak daha yukarı çıkarıyor.

Plazma tedavi ile ilgili neler söylersiniz?

Türkiye’de plazmaya en erken başlayan illerden bir tanesi olduk. Hocalarımız bu konuda ilk günden ‘siz tedavi olup sağlığınıza kavuştuğunuzda biz sizden plazma alacağız haberiniz olsun’ diyerek hastalarımızı daha yatarken bilgilendirdi. Bu çok güzel oldu, herkesin bütün bilgilerini almış olduk. Kişiler de psikolojik olarak hazır oldular. Dolayısıyla ilk uygun kriter olur olmaz hemen bize plazma bağışında bulunmaya geldiler. Biz de Kızılay’dan izin aldık, bakanlıktan ruhsat alarak hızlı bir şekilde başladık. Şu anda 30’un üzerinde hastamıza yaklaşık olarak 100’e yakın bir plazma tedavisiyle başarılı bir şekilde devam ediyoruz. Bu da yine Türkiye çapında örnek olduğumuz önemli çalışmalardan bir tanesiydi.  

Son olarak sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Buraya kadar getirmiş olduğumuz başarılı çalışma tamamen halkımızın başarısıdır. Bu başarıyı devam ettirelim ne olur… Çünkü bu bitmedi, 3 ay, 5 ay, 6 ay ne kadar sürer bilemiyoruz ama bitmedi, devam edecek. Baştan belki çok hızlı gittik ama şu anki dururumuzla örnek bir il olarak Türkiye’ye kendimizi gösteriyoruz. Bunun devamı için tedbirlere uyalım. Maske, mesafe ve el hijyeni, çok basit üç şey… Bunları yaptığımız takdirde eminim ki biz yine Türkiye’de parmakla gösterilecek illerden bir tanesi oluruz.

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı