Kültür SanatRöportaj

Tango – Onurhan Ateşli

Tango dışında hangi faaliyetlerde bulundunuz, hayalleriniz yalnızca tango üzerine miydi?

Lise yıllarımdan beri en büyük hayallerim, futbolcu olmak ve üniversite sonrası diplomat olmaktı. Şunu gururla söyleyebilirim ki, çok renkli bir aileden geliyorum. Dedem Teymur ATEŞLİ’yi babam ve üstü jenerasyondan herkes tanır tahminimce. Kendisi eski bir gazeteci olup edebiyatçı kimliğiyle de bilinmektedir. Azerbaycan’ın milli şairlerindendir. Kendisi 7 dil bilen bir insan olup, birçok bürokrat yetiştirmiştir. Onu hiç göremememe rağmen kendisi hayatımdaki 2 önemli rol modelden biri olmuştur ve yabancı dile olan merakım dedemden gelmektedir. Diğer bir rol modelim ise babam Kemal ATEŞLİ’dir. Kendisi Sakaryaspor’un ilk jenerasyon futbolcularındandır. Küçük yaşlardan beri beni de her türlü sporla tanıştırdı. Futbol, basketbol, atletizm… Kendi yolumuzu bulmamız konusunda bana ve kardeşime hep yol göstermiştir. Ben de bir dönem futbol oynadım. Üniversiteyi Bakü’de Azerbaycan Devlet Diller Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde okudum. Türkiye’ye döndükten sonra kariyer planlamalarına giriştim. 2010 yılında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yüksek lisans eğitimine başladım. Bu 2 yıllık süreçte hem kariyerimi hem dansı bir arada yürütebilirim düşüncesiyle Sakarya’da işe girmek istedim ama bir sonuç elde edemedim. Ben kariyere ne kadar yönelirsem yöneleyim karşıma hep dansla ilgili işler çıkmaya başlamıştı. Ben de dansa iş olarak başlamaya karar verdim.

Çıktığınız bu harika sanat yolunda ailenizin desteğini nasıl konumlandırırsınız?

Bu soruyla hep karşılaşıyorum ve gururla her zaman aynı cevabı veriyorum. Sadece sanat anlamında değil, bugüne kadar yaptığım her işte en büyük destekçim ailem olmuştur. Ortaokul lise dönemimde futbol oynarken babam her maçıma gelmiştir. Annem de Türkiye’de katıldığım dans yarışmalarına hiç üşenmeyip İstanbul’a, Gaziantep’e benimle birlikte gelmiştir.

Benim en büyük gücüm, ailemin desteğidir. Ama bu şehirde ailemin yanı sıra bir önemli destekçim daha var ki beni hiçbir zaman hiçbir koşulda desteksiz, yalnız bırakmayan, Sakarya’nın da çok iyi tanıdığı bir isim. Yine bir eğitimci aynı zamanda bir sanatsever, Sakarya’nın her anlamda gelişmesinde yadsınmayacak derecede katkısı olan, Sakarya’nın en önemli insanlarından biri olan eğerli büyüğüm, saygıdeğer hocam Yüksel BÜYÜKAKTEN’dir. O ve değerli eşi Nurten BÜYÜKAKTEN, işimle ve Sakarya’ya yönelik yaptığımız etkinlikler ve projeler kapsamında maddi, manevi her daim bizi destekleyen en önemli isimlerin başında olmuşlardır. Böyle anne babaya sahip olduğum ve etrafımda böylesine güzel insanlar olduğu için kendimi çok ama çok şanslı hissediyorum.

Dergimiz okurlarına tango hakkında birkaç özel bilgi aktarabilir misiniz? Tango nedir? Ortaya çıkışı, günümüze kadar yaşadığı yolculuk esnasında ne gibi evrelerden geçmiştir?

Tango, danstan önce bir tarih, bir kültür, bir müziktir. Sanılanın aksine dans, tangoya en son eklenen unsur olmuştur. 1890’larda ortaya çıktığı kabul edilir. Arjantin ve Uruguay’ın kesiştiği Mar Del Plata bölgesinde çıktığı söylenir. O dönemde dünyanın dört bir yanından gelen her kesimden insan, müzik ve kültür bir araya gelerek melez bir sentez oluşturdu ve tango ortaya çıktı denilebilir. Bizim ülkemizde tango denilince akla ilk olarak “aşkın dansı” yakıştırması ile ağzında gül olan bir erkek gelir. Bu güzel bir şey belki ama tango sadece “aşkın dansı” değil, hüznün, tutkunun, özlemin, kavuşamamanın dansıdır. Kısaca hayat gibidir.

Tangoda 2 rol vardır; erkek-lider yani yönlendiren, kadın-takipçi yani eşlik eden gibi… Aslında bir iletişim dilidir benim için. Yeni bir dil öğrenirken nasıl harfleri, heceler, kelimeleri ve o kelimelerle cümle kurmayı öğreniyorsanız, tangoda da durum farksızdır. Öğrendiğiniz yönlendirme ve takip enerjileriyle, adımlar ve figürler bir araya gelince ortaya olasılıklar zinciriyle çevrili bir iletişim dili çıkar.

Tango denince elbette ki akla ilk olarak Arjantin geliyor. Vals gibi saraylı bir dans olmanın aksine, tango, varoşların, alt tabakanın bulup geliştirdiği bir danstır. Yakın temas sebebiyle Arjantin sosyetesi ve aristokrat kesimi tarafından bir dönem çok müstehcen bulunup kabul edilmemiştir. 1940’lardan sonra tango çok hızlı bir biçimde Avrupa’ya, Asya’ya, Amerika’ya hatta Uzak Doğu’ya kadar yayılmaya ve sevilmeye başladığında Arjantin tarafından benimsenip kabul edilmiştir. Her ne kadar bir kadın bir erkeği anlatsa da, başlarda kadın için iktidar mücadelesi veren erkekler arasında yaygınlaşmaya başlamıştır.

Saraybosna

Onurhan Ateşli’nin eğitmenlik macerası nasıl başladı, nasıl devam ediyor?

Üniversiteye başladığımda Azerbaycan’da çok iyi eğitmenlerden dersler aldım. Bir yandan ders alırken diğer taraftan üniversitede bir dans ekibi kurmaya çalışıyorduk. Ders vermeye başladığımda 21 yaşındaydım. Hem öğreniyor hem de öğretiyordum. Üniversite bünyesinde birçok dans gösterisinin öncülüğünü üstlendim. Dans yarışmasında üniversitemize dereceler getirdik.

Türkiye’ye döndükten sonra Sakarya Üniversitesi Dans Topluluğu, Kocaeli Üniversitesi Tango Gösteri Grubu’nda; Sakarya ve Kocaeli’de çeşitli dans okullarında eğitimler verdim. Sakarya benim şehrim. En büyük hayalim Sakarya’yı bu anlamda büyütmekti. Çok güzel işler yaptık. Sakarya’da büyük bir tango festivali düzenledik. Bir süre sonra hayat beni İstanbul’a doğru yönlendirdi. Ulusal ve uluslararası yarışmalara bu dönemde katıldım, çeşitli dereceler elde ettim. En büyük hayalim olan tangonun doğduğu topraklara, Arjantin’e seyahat ettim.

Montesilvano İtalya

2016 yılında Çanakkale’ye yerleştim. Halen Çanakkale’de yaşıyorum ve Çanakkale’nin çevre il ve ilçelerinde (Tekirdağ, Biga, Lapseki, Kepez) tangoyu tanıtmaya, sevdirmeye çalışıyoruz; eğitimlerimize devam ediyoruz. Türkiye’nin çeşitli illerinde her sene ulusal ve uluslararası alanda çok büyük tango festivalleri düzenleniyor. Dünyanın dört bir yanından gelen dansçılar ve tango izleyicileri Türkiye’de aynı çatı altında buluşur ve eğitimlerle, birbirinden güzel dans geceleriyle bu festivalleri taçlandırırlar. Biz de geçtiğimiz 2 senede Çanakkale’de 2 büyük festival gerçekleştirdik. Ancak ne yazık ki 3. tango buluşmamızı pandemi sebebiyle ertelemek durumunda kaldık.

Türkiye Şampiyonası ikinciliği

Tango sizin için ne ifade ediyor?

Her sanatçı uğraştığı, ilgilendiği branş için genellikle şu kelimeleri kullanır; “Benim için büyük bir tutku, bir yaşam biçimi, girişi var çıkışı yok” gibi… Eğer bir sanatçıysanız zaten yaptığınız işi tutkuyla yapmalısınız. Sonuçları ne olursa olsun… Sizi o yaptığınız işe kalben bağlayan şey o tutkunuzdur. Bazen emeğinizin karşılığını tam anlamıyla alamayabilirsiniz, bu gibi durumlar bizim ve sanatın herhangi bir branşıyla ilgilenen kişilerin başına zaman zaman gelir. İşte o ters yüz olma durumuyla karşı karşıya geldiğimizde ne yapacağız? Bu durumda nerede kalıyor o tutku? Tutkuyla yapılan her iş bir mutlaka bir yerlerde alıcısına ulaşıyor. Ben buna inanıyorum.

Kendi alanımdan bahsedecek olursam; bir performans, sahne şovu için yeni bir koreografi oluştururken bazen günlerce, haftalarca o şarkının duygusuna girmek için yüzlerce kez aynı şarkıyı dinleyip o şarkıyla bütünleşmek gerekiyor. Ortaya çıkardığınız koreografinin müzikle uyumlu olması, en ince nüanslarına kadar onu işleyip oluşturduktan sonra ortaya çıkan şey sizin duygunuz, çocuğunuz, duruşunuz, karakteriniz oluyor. SİZ oluyorsunuz. Ancak en önemlisi sabır… Çünkü sanat her şeyden çok sabır işidir. Herkes her şey bir anda olsun ister ama bu bir süreç ve işin en zevkli kısmı da bu aslında. O ilham her istediğinizde gelmiyor, sizin sabrınızı sınıyor, sizi zamanla daha da olgunlaştırıyor.

MAESTRO

2001 yılında bir arkadaşımın hediye ettiği bir tango müzik CD’sinde bir parça vardı ki, yıllardır her gün en az 1 kere mutlaka dinlerim. İlk dinlediğimde tüylerim diken diken olmuştu ve o zamanlar daha tango hakkında çok da bilgisi olmayan ben, kendi kendime bir söz vermiştim, bir gün eğer iyi bir tango dansçısı olursam, bu parçada dans edecektim. 15 yıl sonra o şarkıya hazırlanıp dans etme sırası geldi. (Merak edenler için o parça A Evaristo Carriego’nun Osvaldo Pugliese isimli parçasıdır.) İşte o yüzden bence en önemlisi sabır; öğrenilecek ve üretilecek şeyin hiçbir zaman bitmeyeceğinin farkına varmaktır. Bu süre zarfında öğrendiklerim, tecrübelerim,  yaşadıklarım, duygularım ve sabrım bana rehber oldu. İşte bu yüzden diyebilirim ki; tango benim sabrım, duruşum ve karakterimdir. Bunu en güzel bu şekilde ifade edebilirim diye düşünüyorum. Dans etmediğim her günü kayıp olarak görüyorum. Tango iyi ki var…

Daha Fazla Göster
Başa dön tuşu