RöportajSpor

Şampiyon olmayana ekmek yok

Bu sayımızda 4 şampiyonu barındıran Ramazanoğlu Ailesi’ne konuk oluyoruz. Baba Mesut Ramazanoğlu’nun dört çocuğundan üçü tekvando biri de voleybol alanında milli sporcu. Aile olarak bir araya geldiklerinde spor dışında bir konu konuşmadıklarını söyleyen Baba Mesut Ramazanoğlu, “Çocuklarla işimiz bitti. Şimdi sıra torunlara geldi. Torunlardan bazıları da Türkiye Şampiyonu olmaya başladı” diyor.

Öncelikle sizi genel olarak tanıyabilir miyiz?

Ben Mesut Ramazanoğlu. Doğma büyüme Kocaaliliyim. 1944 yılında doğdum. Yaşımı siz hesap edin. Üsküdar İlçe Spor Müdürlüğü’nden emekli oldum. 4 çocuk babasıyım. Beden Eğitimi Öğretmenliği yaptığım için de kendimi tam bir spor aşığı olarak nitelendiriyorum. Çocuklarımın yanı sıra öğrencilerimin büyük kısmını da spora yönlendirdim. Dört çocuğumun dördü de seçtikleri branşta Türkiye Şampiyonluğu aldı. Evlatlarımdan üçü tekvando biri de voleybol alanında milli forma giydi.

Çocuklarınızın milli forma giymesini hayal ediyor muydunuz? Yoksa “bir şekilde spora ilgi duysunlar ve kötü alışkanlıklardan uzak dursunlar” diye mi yola çıktınız?

Antrenmanlarda hocalar çocukların hepsinin milli sporcu olabilecek kapasitede olduğunu söylüyorlardı. Tekvando Teknik Direktörü Rahmetli İsmet Iraz bir konuşmamızda bana “Bu çocukları ziyan etme” demişti. Ben zaten çocuklarımın spora yatkın olduğunu biliyordum. Ama babalık içgüdüsü ile değerlendirme yapmak istemiyordum. Çocuklarımın spora devam etmesi yönünde İsmet Hoca’nın sözleri benim için de çok etkili oldu.

İlk hangi çocuğunuz başarı basamaklarını tırmanmaya başladı?

Nusret Ramazanoğlu. En büyük oğlum. 1984 yılında Avrupa Şampiyonası’nda final maçına çıktı. Eşimle birlikte oğlumun final maçını televizyondan izledik. İnanılmaz bir gururdu. Nusret o maçta yenildi ve Avrupa ikincisi oldu. Ama bu onu daha da hırslandırdı. 1988 yılındaki şampiyonada şampiyon oldu. Bir yıl sonraki Seul’de düzenlenen Dünya Şampiyonası’nda dünya ikincisi unvanını aldı. Bundan sonra da Devlet Sporcusu unvanı aldı. 1984 yılındaki maçtan sonra ertesi gün Kocaali’de herkes Nusret’i konuşuyordu. Tek kanallı televizyon olmasının da bunda etkisi olabilir. O zaman TRT maçı canlı yayınlamıştı. Sadece ben değil Kocaali’deki herkes Nusret ile gurur duymuştu. Zaten Nusret’in elde ettiği başarı diğer kardeşlerini de şevklendirdi.

Daha sonra hangisi başarılı oldu?

Yaş sırasına göre gitti diyebiliriz. Şu anda Sakarya Üniversitesi Beden Eğitimi Meslek Yüksekokulu’nda öğretim üyesi olarak görev yapan Fikret Ramazanoğlu. O da abisi gibi tekvando alnına ilgi duydu. Fikret, Abisi Nusret’in Dünya Şampiyonası’nda ikinci olduğu yılın ertesinde (1990’da) İstanbul’da düzenlenen Balkan Şampiyonası’nda Balkan Şampiyonu unvanını aldı. O maçı ben izlemedim. Abisi Nusret kardeşine tribünden destek oldu. Bize de Nusret haber verdi. Maç biter bitmez aradı. Bağırmaktan sesi kısılmıştı. İkinci oğlumun da bu şekilde başarı elde ettiğini öğrendiğimde benim de gözlerim doldu.

Daha sonra yine yaş sırasına göre mi gitti?

Mehmet Ramazanoğlu da 1993 yılında yine abileri gibi tekvando alanında milli formayı giydi. Ancak Mehmet Alman sporcu ile çıktığı milli müsabakada sakatlandı. Ve milli sporcu olarak aktif spor hayatını noktalamak zorunda kaldı.

Bu kadar tekvandocunun arasında Mustafa Oğuz Bey nasıl voleybolcu oldu? Onun ayrı bir hikayesi olmalı.

Mustafa kısa bir süre tekvando yaptı. 7-8 yaşlarında tekvando ile uğraştıktan sonra hentbola yöneldi. 13 yaşındayken hentbol Milli Yıldız Kampı’na seçildi. Ben İstanbul’da Üsküdar Spor Müdürlüğü yaparken en küçük oğlum Mustafa benle birlikte voleybol maçlarını izliyor. O dönem hentbol ile ilgileniyordu. Bu arada Türkiye’de voleybolun başkenti Üsküdar olarak bilinir. Mustafa birden bana dönüp, “Baba ben voleybolcu olayım mı” dedi. Ben de o zaman yanımda miniklerden voleybolcu yetiştiren iyi bir arkadaşımla oturuyorum. Yavuz Barut. Tam bir yetenek avcısıdır. Türkiye’de hiç yetiştirmediyse 50 tane milli voleybolcu yetiştirmiştir. Halen de işine devam eder. Yavuz Hoca’ya dönüp, “Hocam bundan milli sporcu olur mu” diye sordum. Yavuz Hoca Mustafa’ya bakıp, “Yarın başlıyoruz” dedi. Hikayesi bu. Bir yıl sonra Mustafa Türkiye Yıldız Milli Voleybol Takımı’na seçildi. Ardından Yavuz Hoca beni arayıp, “Ben sana demedim mi? Benim görevim buraya kadar” dedi. Mustafa da A Milli Voleybol Takımı’na kadar yükseldi. 16 yaşındayken de Türkiye’nin en büyük Voleybol Kulüplerinden birinde kaptanlık yaptı. Türkiye’nin en genç voleybol kaptanlarından bir tanesidir. O tarihten sonra zaten spor hayatı takım kaptanlığı ile geçti. Pek çok lig şampiyonluğu yaşadı. Şu anda da voleybol alanında sporcu yetiştirmeye devam ediyor.

Tüm bunlar yaşanırken çocuklarınızın okul eğitimi ne oldu? Spor ile öğretim bir arada gider mi? Gençler spor ya da eğitimden birini tercih etmek zorunda mı?

Ben eğitimci bir babayım. Eğitim ve spor birbirine rakip değildir. Aksine spor eğitimi disipline eder. Benim dört çocuğum dünya çapında sportif başarı elde ederken aynı zamanda eğitimlerine de devam etti. Büyük oğlum Nusret, Marmara Üniversitesi BESYO mezunu oldu. Ardından eğitimine devam etti. Şimdi okuduğu okulda Profesör olmak üzere. Kadrosunu bekliyor. Bir küçüğü Fikret, ODTÜ Besyo mezunu. Halen Sakarya Üniversitesi’nde doçent kadrosunda. O da yakında profesör unvanı alacak. Bir küçüğü Mehmet Beden Eğitimi Öğretmenliği yapıyor. En küçük oğlum Mustafa Marmara Üniversitesi’nde Yüksek Lisansını tamamladı. Eğitimine devam ediyor. Bu örneklerden de görüldüğü üzere spor ile eğitim bir arada devam edebilir. Çok da güzel sonuçlar alınabilir.

Bu kadar şampiyonun kahrını çeken eşiniz ne hissediyor? Spora merakı var mı? Evde spor dışında pek bir şey konuşulmadığını düşünürsek eşiniz bu durumdan şikayetçi mi?

Eşim evdeki en fanatik izleyicidir. Maçları bizden daha fazla takip eder. Bu kadar sporcunun bir seyircisi de olmalı. Eşim bu durumdan asla şikayet etmez. Aksine yol gösterici olur. Destekleyicidir. “Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır” derler. Bizim hanım dört başarılı erkeğin anneliğini yapıyor. Onun emeği ve hakkı ödenmez, ama kendisinin bu durumdan hiç şikayeti yoktur.

Voleybol ve tekvando gibi sporlar maddi getirisi düşük olan dallar. Sporcu beslenmesi de aslında çok önemli. Memur maaşı ile bu kadar kişinin ihtiyacını, eğitimini karşılamak zor olmadı mı?

Elbette her başarının beraberinde getirdiği zorluklar oluyor. Büyük Oğlum Nusret ilk defa Avrupa Şampiyonası’na gideceğinde cebine koyacak harçlık paramız yoktu. Rahmetli Babam Mustafa Ramazanoğlu beni çağırdı, “Evladım! Çocuk yurtdışına gidecek. Al şu parayı. Koy çocuğun cebine” dedi. O anı unutamam. Nusret için de inanılmaz bir motivasyon olmuştu. Ailedeki herkes duygulanmıştı. Sporcu beslenmesi konusunda haklısınız. Millet eti kıymayı gramla alırken biz beşer onar kilo almak durumundaydık. Neyse ki oğlanlar birer ikişer büyüdü ve biri diğerinin ihtiyacını karşıladı. Şükürler olsun bu günlere gelebildik.

Bundan sonra amaç ne peki? Sporculuğun emekliliği olur mu? Hedefiniz ne?

Sporculuğun emekliliği mi olur! Çocuklar kendi işlerini gördü. Artık sıra torunlarda. Mehmet’in Kızı Adasu yüzmede 8 ikincilik aldı iki de Türkiye Birinciliği var. Henüz 13 yaşında. Mustafa’nın Oğlu Demir Fenerbahçe Minikler Voleybol Takımı’nda oynuyor. Onlar da o babalarının yolunda ilerliyor.

Son olarak sporla ilgilenmek isteyen gençlere ve evladı sporcu olmak isteyen ailelere ne önerirsiniz?

Atatürk’ün dediği gibi “Sporcunun zeki çevik ve ahlaklısı” makbuldür. Sporcu olmak isteyen gençler eğitimden ve disiplinden ödün vermeden, başarısızlıktan ders alıp başarıda kibire kapılmadan yollarına devam etmeli. Aileler çocuklarından hemen başarı beklememeli. Spor sabır işidir. Tarlayı bile kazarsınız, ekersiniz ve beklersiniz. Spor da bu şekildedir. Sporda mutlak başarı elde etmek de çok önemli değildir. Önemli olan hayatın disipline edilmesi yoluna konmasıdır. Aileler de çocuklarının sporcu olması durumunda eğitim hayatlarının biteceğinden endişe etmemelidir. İşte bizim çocukların hepsi kariyer yaptı. Kimse çocuğunu spordan çekmemeli. Bu hazzı her babanın yaşamasını isterim.

13 yaşında ki torunum Adasu’nun elde ettiği başarılar şöyledir;

Mono palet branşında; iki tane birincilik madalyası, bir tane ikincilik madalyası, yedi tane üçüncülük madalyası.

Yüzme branşında; Bir tane birincilik, üç tane ikincilik, dört tane üçüncülük

Modern pentatlon branşında; Bir tane üçüncülük

Okçuluk branşında; bir tane üçüncülük

Badminton branşında; bir tane birincilik

Atletizm branşında; iki tane birincilik

Mendil kapmaca branşında; bir tane birincilik ve bir tane üçüncülük

Resim branşında ise Türkiye üçüncülüğü, Kadıköy ikinciliği

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu