Röportaj

Sakarya’yı Bekleyen En Büyük Tehlike Bir Sanayi Şehrine Dönüşmesidir

Prof. Dr. Gürsel Öngören

Sakarya olarak 1999 senesinde “Gölcük” adında çoğumuzun kıyamet olarak
adlandırabileceği bir deprem yaşadık. 17 bin ölüm, 24 bin yaralanmanın olduğu bu depremden yaklaşık 16 milyon insanımız etkilendi. Böylesine büyük bir yıkımın ardından bir şehrin sil baştan inşasına tanık olduk hepimiz. Peki, ya bir deprem daha olursa? Sakarya yeni bir depreme hazır mı? Binalarımız ve şehirciliğimiz ne durumda? Tüm bu soruları evaplamak için İdare Hukuku alanında çalışmalar yapan Prof. Dr. Gürsel Öngören ile bir röportaj gerçekleştirdik.

Gürsel Öngören Kimdir?

1961 yılında Kocaali’de doğdu. Ataları 4 kuşak öncesinden göçmüşler Kocaali’ye. Gençliği ve çocukluğu Kocaali’de yemyeşil bir kasabada geçer. Sokaklarda büyür, yeşil çayırlarda toplar oynar, Maden Deresi’nde yüzer, mağaraları gezer. Geçirdiği bu güzel çocukluk ona doğa sevgisini de aşılar. Liseyi okumak için İstanbul’a gider, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirir. Orada asistan olur ve 1995’e kadar aynı fakültede görev yapar. 1995 yılında İdare Hukuku Profesörü olarak Kocaeli Üniversitesi’ne gelir. Toplamda yedi sekiz sene Kocaeli Üniversitesi’nde görev yaptıktan sonra 1998 yılında kendi bürosunu kurar. Ağırlıklı olarak şehircilik hukuku olarak bilinen imar, inşaat ve kentsel dönüşüm hukuku üzerine çalışmalarını sürdürüyor. Kocaali’de büyüdüğü için depremi de yaşamış, kendi ifadesiyle bunun meslek hayatına etkisi büyük. 1967 depreminde babaannesi onu kucağına alıp evden çıkarırken duvarın çatladığını ve parçalandığını görmüş. Bugün bile deprem denildiğinde o sahne gözünün önüne geliyormuş. Bu nedenle deprem Gürsel Öngören’in hayatında çok belirleyici olmuş ve meslek hayatını deprem sonucunda oluşan problemleri çözecek olan şehircilik hukuku alanında geliştirmiş

Kocaali’de şehircilik şu an nasıl ve nasıl gelişecek?

Kocaali’nin şu anki hali şehircilik açısından maalesef çok iyi durumda değil. Kocaali’de şehir merkezinde doğayı koruyamadık. Merkezi çirkin ve yüksek binalarla donattık. 1980’lerde yüksek binalar inşa etmek modaydı, statü belirtisiydi adeta, bu yüzden de Kocaali’nin merkezi gerçekten doğayı kaybetmiş durumda. Kocaali yöneticilerinin bunu çözmesi gerekiyor. Kocaali’nin geleceğini inşa etmek için özellikle genç nüfusu da düşünerek şehircilik sistemi oluşturulması gerekiyor. Kocaali’de yetişen insanları değerleriyle ve mesleki birikimleriyle birlikte Kocaali’de tutmak gerekiyor. Kocaali’nin yirmi, otuz yıl sonrasına ait vizyonunu ortaya koyacak bir imar planının yapılması lazım. Kocaali’de en büyük şanssızlık, Kocaali’yi yöneten insanların hepsi mutlaka iyi niyetli insanlar ama mesleki ve dünya görüşü olarak bu vizyonlara maalesef sahip olmayan insanlar. Burada kötü olan, vizyon sahibi olan insanlardan da yararlanılmadığı için Kocaali’nin geleceğe yönelik değişiminde sürekli bir kayıp söz konusu. Kocaali şehirciliğini etkileyecek iki temel ekonomik faktör var, biri turizm diğeriyse sanayi. Sanayide lojistik sektörü ön plana çıkmakta. Yakın zamanda Karasu Limanı yapıldı. Karasu Limanı doğrultusunda pek çok sanayi birimi Karasu bölgesine yerleşecek, dolayısıyla Kocaali’nin lojistik merkezi olma şansı var, bu işin ekonomik boyutu. İmar planları ile insanların mutlu olmalarını sağlayacak, yaşam kalitesini yükseltecek bir takım şehircilik olanaklarını da sunmak gerekiyor. Bunlardan bazıları yüksek binaların yapılmasını engellemek, binaların bahçe içerisinde yapılmasını sağlamak ve sosyal donatı alanları yapmak olarak sayılabilir. Mesela Sapanca’da olduğu gibi Maden Deresi’nin çevresinde bir cazibe alanı kesinlikle oluşturulabilir.

Türkiye’nin ve Sakarya’nın imar durumu hakkında bir değerlendirme yapabilir misiniz?

Her şeyin başı planlama, imar planları da şehirlerin hem gününü hem de geleceğini belirleyen belgelerdir. İmar planlarında şehrin ekonomisi, nüfusu, coğrafi zafiyetleri veya avantajları yer alır. Vizyon sahibi imar planlayıcıları, şehrin geleceğini belirlemek için her konuyu tek tek değerlendirip çalışma yapar. Sakarya özellikle sanayi üretiminin merkezinde olan bir ilimiz. Sakarya ekonomiden çok daha iyi bir pay alıp, yaşam kalitesini yükseltebilecek bir şehir. Burada önemli olan, Sakarya’nın coğrafi özelliklerini de ihmal etmeden bunu gerçekleştirmektir. Kara, deniz ve demiryollarını düşündüğümüz zaman Sakarya’nın lojistik anlamda çok önemli bir olanağı var, bunun yanında İstanbul ve Ankara’ya yakın olduğu için güzel bir eğitim şehri olabilir, Eskişehir örneğinde olduğu gibi.

Sakarya’nın tek dezavantajı deprem şehri olması. Bu doğrultuda baktığımızda bir taraftan depremi unutmadan bir taraftan da geleceğin ekonomik çerçeveleri ya da gelişmeleri doğrultusunda bir takım girişim odaklarını planlamak gerekiyor. Bu girişim odakları sanayiyi İzmit’ten Sakarya’ya doğru almak değil tam aksine sanayiye komşu bir lojistik merkezi olmasını sağlamaktır; çünkü tarım da çok önemli, ciddi bir tarımsal potansiyelimiz de var. Bu tarımsal potansiyeli katma değerli organik ürünler üreterek geliştirmek mümkün. Bugün normal bir ürün bir liraysa organik ürün dört lira, bu nedenle ciddi bir ekonomik gelişme sağlayabilir. Çevresindeki turizm alanlarıyla, Karadeniz kıyılarıyla, gölleriyle ve dağlarıyla turizme odaklanan, insanın yaşam kalitesinin yükseldiği bir şehir olabilir. Sakarya’yı bekleyen en büyük tehlike sanayiye ağırlık verilip bir sanayi şehrine dönüşmesi, bu tehlikeyi engellemek gerekiyor bana göre.

Sakarya’da fabrika sahipleri gereken önlemi alabilseler, istihdam açısından özellikle şehir merkezine uzak alanlarda fabrikaların kurulması düşüncesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Arazi sınırlı bir doğal kaynaktır, araziyi büyütme imkanınız yok, bu sebeple de araziyi en verimli şekilde kullanmanız gerekiyor. Nüfusun yoğun olmadığı alanlarda, taşlık, dağlık, verimsiz arazilerin olduğu yerlerde sanayi toplulukları oluşturabilirsiniz. Gerekli filtreleme, çevreyi bozmayı engelleyecek arıtma sistemlerini oluşturduğunuz zaman doğal olarak çevreye en az zarar verecek, insanların yoğunluğu da söz konusu olmadığı için sanayinin gürültüsünden, kokusundan, dumanından rahatsız olmayacak pek çok alan var. Sakarya böyle bir şehir değil, buna uygun pek çok şehir var, Sakarya tarım, turizm yönlerinden son derece verimli bir şehir; Sakarya’yı sanayileştirdiğimizde bu verimli kaynakları öldürmüş oluruz. Kullanılamayan toprakları olan birçok şehrimiz var Marmara bölgesi çevresinde. Doğal olarak sanayiyi bu bölgelere odaklamamız gerekiyor.

Sakarya’da ciddi bir turizm potansiyeli var. Turizm alanlarının yanına sanayiyi konuşlandırdığınız zaman doğal olarak oraya turist gelmez, bunu planlamak gerekiyor. Bugün fabrikaya işçi yetiştirmek yerine lojistik sektörüne beyaz yakalı kişi yetiştirdiğiniz zaman ekonomiye katkısı üç kat yükseliyor. Lojistik dağıtım merkezleri çevreyi kirletmeyen şahane bir ekonomi yaratma biçimidir. Doğal olarak tercihinizin bu ekonomik yönde olması lazım.

Bir yerin kentsel dönüşüme girmesinin şartları ve avantajları nelerdir?

Kentsel dönüşüm için iki temel kriter vardır; bunlardan bir tanesi riskli alandır. Alanın tamamındaki zeminden kaynaklanan bir risk olması gerekir. Sakarya’da bu çok yoğun, sıvılaşma olan bir zemin söz konusu. İkincisi olarak binalar doğru bir zeminde yapılmış bile olsa risk içermesi yani çürük binaların olmasıdır. Bu noktada kentsel dönüşümün avantajlarını sağlam binalarda oturacağınız için can ve mal güvenliğinizin sağlanması olarak özetleyebiliriz.

Türkiye’nin ne kadarlık bir kısmı imara uygunluk gösteriyor?

Son araştırmalara göre Türkiye’deki yapıların yüzde sekseninde imara aykırılık var. İmara aykırı yapıların imar barışı yoluyla yıkımının engellenmesi yönünde yasa çıkartıldı, bu yasa doğrultusunda on üç milyon kişi başvurdu. Bu binaların bir kısmı dayanıklı binalar, sadece fazla inşaat söz konusu. Kimisi bir kat fazla çıkmış, kimi balkonunu büyütmüş. Yüzde ellisi bu şekilde, kalan yüzde ellisiyse kaçak yapı dediğimiz devletten herhangi bir biçimde inşaat ruhsatı almamış, bir kısmı hazine arazilerine yapılmış yapılar. Zamanla bir gecekondu inşa ederek başlayıp üstüne kat inşa etmişler. Bu yapıların depreme dayanıksızlığı gayet ortada, bir mühendis tarafından çizilmiş ve ona göre doğru inşaat malzemeleriyle yapılmış binalar değiller. Bu binaların zaman içerisinde tasfiye edilmesi lazım. Kentsel dönüşüm de bunu sağlayacak.

Cumhurbaşkanının son dönemde büyük bir konut hamlesine başlayacağına ilişkin bir açıklaması var. Bu durum hukuki açıdan bir rahatlamaya mı neden olacak, yoksa iş yükünüzü arttıracak mı?

Bu değişimin ciddi oranda faydası olacağını düşünüyorum. Türkiye’de her yıl yaklaşık 750 ile 800 bin arası konuta ihtiyaç var. Bir kısmı yeni araziler üzerinde yeni konutlar yapılması bir kısmıysa eskilerin yıkılıp yeniden yapılmasıyla oluşuyor. Cumhurbaşkanımızın işaret ettiği bu konut hamlesi düşük ve orta gelirli insanlara hitap eden konutlar çünkü bu kişiler hala depreme dayanıksız konutlarda yaşıyorlar, depreme dayanıklı bir konut alacak güçleri yok, biz buna “konuta erişim hakkı” diyoruz şehircilik hukukunda. Bu haklarına erişim imkanları kısıtlanmış insanlar bunlar. Cumhurbaşkanımızın verdiği talimat doğrultusunda yaklaşık bir milyon konut üretilmiş durumda. Önümüzdeki beş yıl içerisinde belki de beş yüz bin yeni konut üretecek, doğal olarak düşük ve orta gelirli insanların konuta erişim imkanını yükseltecek; desteklediğimiz bir proje.

Türkiye’deki yapı denetim mevzuatı ile ilgili bir değerlendirme yapar mısınız? İnşaatçıların işlerini denetleyecek olan firmaları kendilerinin seçmesi nasıl bir sonuç çıkarıyordu, şu anki düzen nasıl?

Eski düzen yapı denetim sisteminde bir müteahhit bir yapı denetim şirketiyle belli bir rakamda anlaşıp kendisini denetlemesini istiyordu. Doğal olarak yapı denetim şirketi de parasını müteahhitten alacağı için denetim esnasında pek çok hususa göz yummak zorunda kalıyordu. Şu anki düzende, bir müteahhit yapısını denetlemek için müracaat ediyor ve havuzdan bir şirket çıkıyor. O şirketle kendi arasında parasal bir ilişki yok, bir kontrat yok. Yapı denetim şirketi devlet adına hareket ediyor: doğal olarak parasını devletten aldığı için gayet sert bir biçimde inşaat şirketini denetleyebiliyor.

Türkiye’deki imar sorununun çözülmesi için bir yeni bir yasal düzenleme gerekli mi? Sadece yasal düzenleme yeterli olur mu?

Son beş yıllık dönemde şehircilik hukuku açısından gerekli olan bütün yasal düzenlemeler yapıldı. Eksiğimiz olan bir yasal düzenleme kalmadı. Yasal düzenlemeler ne kadar yeterli olsa da insanların bu yasal düzenlemelere uymayan bir bölümü var hala. Yasalara aykırı bir inşaat veya bina yaptığın zaman cezalar yeterli değil. Bir diğer sorunsa yasalara aykırı imar edilen binaların yıkılması gerekliyken yıkılmıyor. Belediyeler buna izin verdiği müddetçe maalesef bu işin çözümü olmuyordu. Merkezi idareler günümüzde belediyenin yıkmadığı yerleri yıkabilecek bir hale geldi. Belediye bir yapıyı yıkmıyorsa siz Bakanlık’a bir dilekçe veriyorsunuz ve Bakanlık yıkımı gerçekleştiriyor. Acı olan taraf, eldeki yapı stoğunun üçte biri çürük, diğer üçte biri ise imara aykırı. Sadece 2007’den sonra yapılmış binalar imara uygun durumda, bu sebeple yasalar yetmiyor.

Sakarya deprem bölgesinde olduğu için her otuz yılda bir büyük yıkım yaşıyoruz. Bunun engellenmesi için önerileriniz nelerdir?

Deprem öldürmüyor bir kere, depremin insanı öldürmek gibi özel bir sonucu yok. İnsanların ldırmanın tek yolu depreme dayanıklı binalar yapmaktır. İnsanları deprem gerçeği konusunda bilinçlendirmemiz gerekiyor. Pek çok belediye, toplanma alanlarını belirlemiş durumda. Mahallelerde de buna yönelik çeşitli uyarı levhaları asıyorlar ama halen deprem anında vatandaş ne yapması gerektiği konusunda bilinçli değil. İnsanlara anaokulundan itibaren bu eğitimi vererek radyo ve televizyonlarda buna yönelik programlar yaparak insanları bilinçlendirmeniz ve eğitmeniz gerekiyor.

Son olarak ülkemizde gelecekte şehircilik açısından neler olacak, ne gibi değişiklikler yaşayacağız?

Pek çok yenilik olacak, benim en çok düşündüğüm şey dronelar. Dronelar artık bir hava aracı haline dönmüş durumda. İleride ulaşım dronelar ile yapılacak, droneları bodrum katlarına park edemeyiz. Gelecekte binaların üst katları park alanı haline gelecek. Bu yıl içerisinde Avrupa’da insanları taşıyabilecek dronelar satılmaya başlanacak. Bir başka konuysa iklim değişikliği konusudur. Bu durum şehirleri çok etkileyecek. Yaklaşık yirmi yıl içerisinde denizlerin bir metre ya da iki metre yükselebileceği öngörülüyor. Özellikle sahillerde ya da deniz seviyesinin altında kurulmuş şehirler açısından gelecek planlaması yapılması gerekiyor. Robotların gelişmesiyle birlikte artık insanlar sanayide çalışmayacak. Önümüzde şehirleri etkileyecek pek çok değişiklik var, o yüzden şehirleri, ilçeleri ve belediyeleri yöneten insanların bu gelişmeleri hedefleyerek ve vizyon alarak yeni şehir planları yapmaları gerekiyor.

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu