Röportaj

Sakarya’nın Herbert Brown’ı SALİH ZEKİ YILDIZ

Kimya, günümüz teknolojisinin temelini oluşturan alanlardan biri. Teknoloji sanayiye; sanayi ise kimyaya ihtiyaç duyar daima. Dergimizin bu bölümünde “Teknolojik Bor Boyası” ve “Fenolsüz Gübre” üreten bir Türk kimyagerin hikayesini kendisinden dinleyeceğiz. Kimya bilimine değerli katkıları olan Salih Zeki Yıldız, şimdiden adını tarihe yazdırmış durumda. Sakarya Üniversitesi’nde Profesör olarak görev yapan başarılı kimyager, ömrünü bilime adamış..

Öncelikle bize kendinizden ve sizi bu noktaya getiren hikayenizden bahsedebilir misiniz?

Trabzonluyum. Lisans, yüksek lisans ve doktoramı Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde tamamladım. Master için burs kazandım ve iki yıla yakın bir süre yurtdışında eğitim aldım. Çalıştığım alanın dünya genelinde duayeni kabul edilen kişilerle birlikte çalışma fırsatım oldu. Bu kişilerle fikir alışverişleri gerçekleştirirken bazı enteresan noktalar kafamı kurcalamaya başladı. Özellikle Türkiye’nin kimya sanayisi anlamında nerede olduğu, ne yapması gerektiği, doğruyu yapıp yapmadığı konusunda kafamızda fikirler oluştu. Bu anlamda ülkeye döndüğümde bazı kararlar aldım. İçimde, sanayiye yönelik çalışmaların önemli olduğu ve bu alana yönelmem gerektiği dürtüsü oluştu.

Trabzon, konumu itibariyle bu işi yapmak için ücra kalıyordu. Maalesef o bölgede gelişmiş bir sanayileşme yok. Bu zorluğu yenmek adına Marmara Bölgesi’ne gelmenin gerekli olduğunu gördüm. 1999’da, yani tam da depremin olduğu yılda Sakarya’ya transfer oldum.

Yardımcı Doçent olarak Sakarya Üniversitesi’nde göreve başladım. Depremden sonraki zorlukları burada beraber göğüsledik. Buradaki araştırma grubumuzla birlikte sanayiciyi de çalışmalarımızın içine çekmek için birkaç arkadaş hiç karşılık beklemeden sanayicilerin yanına gidip, onlarla istişareler yapıyorduk. Amacımız sanayicilerin işine yarayabilecek nitelikte akademik bir çalışma yapmaktı. 2002 yılında bu çalışmalarımız sonuç verdi. Kayseri’den bizi davet ettiler. Üniversiteden istifa etmek zorunda kaldık. Kayseri’de yaklaşık olarak dört buçuk yıl çalıştık. Bizim için çok büyük bir tecrübeydi. Biz bunu yaptığımızda Türkiye’de bugünkü Ar-Ge platformu yoktu. Yapmış olduğumuz çalışmalarda elbette bazen başarısızlık yaşadık. Ancak bu başarısızlıklar bize başarabilme noktasında neyi nasıl yapmamız gerektiğini öğretti.

Üniversiteye dönme kararını nasıl aldınız?

Üniversiteler olmadan Türkiye’nin ilerlemesinde ivme kazanamayacağına inanıyorum. Bu gerçeği bu ülkenin büyük akıllarının kabul etmesi gerekiyor. Bu ülke bir şeyleri başaracaksa bunu akademiyle birlikte yapabilir. Üniversitelerin işin nasıl yapılacağını sanayicilere göstermesi gerekiyor. Bunun için gerekirse üniversitelerin bünyesinde fabrikalar kurulacak, üniversiteler bu fabrikaları işleterek Türk sanayisi için teorinin yanı sıra pratik bilgiye de sahip mezunlar yetiştirecekler. Burada insanlara bu işin nasıl yapılacağını gösterecekler, insanları ondan sonra mezun edecekler. Şöyle düşünelim; bir marangoz ustasının yanında çırak oluyorsunuz. Size diyor ki “gel sana kapı yapmayı öğreteyim”. Ustaya soruyorsunuz, “hayatınızda hiç kapı yaptınız mı?”. Usta cevap veriyor, “hayır ama ben sana kapının nasıl yapılacağını kitaptan göstereceğim.” Hayatında hiç kapı yapmamış bir insanın size nasıl kapı yapılabileceğini göstermesi tamamen teorik kalır. O yüzden kendi adıma şu kararı aldım, insanlara bir şey öğreteceksek bunu önce bizim yapmamız lazım. Biz böyle düşününce formal eğitimden ayrışıyoruz. Bu noktada, Sakarya Üniversitesi Kimya Bölümü, Türkiye’de 7+1’i ilk uygulayan kimya bölümüdür. Bu uygulamada, öğrenciler yedi dönem okulda teorik bilgi sahibi olurken son dönemlerinde de bu teorik bilgiyi sanayide çalışarak pratiğe dökme imkanını yakalıyorlar.

Türkiye’nin dünyada belirli bir noktaya gelebilmesi için kimya alanında neler yapması gerekiyor?

Türkiye koşarak önündekileri yakalayamaz; Türkiye’nin büyük bir sıçrama yapması lazım. Bunun için stratejik hamleler gerekiyor; güçlü ve zayıf yanlarımız tespit edip doğru hamleleri yaptıracak konu başlıklarıyla çalışmamız gerekiyor. Dünyada söz sahibi olmak ve en iyi ekonomiler arasına girmek istiyorsak mutlaka kimyayla ilgilenmeliyiz, kimya olmadan kalkınma olmaz.

Bugünlerde neler yaptığınızdan bahsedebilir misiniz?

Benim de ortaklığına sahip olduğum bir kuruluşumuz var. Üniversite-sanayi iş birliği içerisinde Teknokent’te faaliyetlerimize devam ediyoruz. Sakarya’da şu an üretimini yaptığımız sodyum klorit; suyun ve havanın dezenfeksiyonunda, ağartıcı olarak tekstilde, hijyen oluşturucu olarak gıdada kullanılıyor. Ayrıca son bilimsel çalışmalarda antiviral olarak kullanılabileceğini de görüyoruz. Coronavirüs ile mücadelede oynayacağı rolün büyüklüğünü ilerleyen dönemlerde hep birlikte göreceğiz. Şubat 2020’de Çin’de akademik bir çalışma yapıldığını biliyoruz. Zaten benzer virüslerde antiviral olarak kullanılabileceği biliniyor ki bu benzer virüsler olarak bahsettiğim virüsler Covit-19’dan daha dayanıklı virüsler. Elbette bu konuda son sözü virologlar söyleyecektir. Ancak biz bilim insanlarına antiviral kimyasal sağlamak noktasında üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Bundan bağımsız olarak halihazırda sodyum kloriti Avrupa dahil dünyanın birçok ülkesine ihracat yapacak konuma geldik. Dünya’da çok az ülkede üretiliyor. Bunu Türkiye’ye kazandırmış durumdayız. Kullanımı giderek artıyor, şu anda Hindistan, Afrika ve Ortadoğu ülkelerine ve Avrupa’ya satışımız devam ediyor. Kimya çok stratejik bir iştir. Burada tencereyi kaynatmaya başladığınız zaman dünyanın her yerinden duyulur, dünyadaki bütün dengeleri değiştirebilirsiniz.

Üretmekte olduğunuz “fenolsüz gübre” hakkında bizi bilgilendirebilir misiniz?

Türkiye toprakları alkali topraklar, yani bazlıkları yüksek kireçli topraklar. Kireçli topraklarda bitkilerin mineralleri emmesi kolay gerçekleşmiyor. Mineralizasyon yoksa verim düşük oluyor, iyi ürün elde edemiyorsunuz ve böylece hastalıklar artıyor. Dolayısıyla mineralizasyon son derece önemli. Türkiye’de gübre sektörü ne yazık ki hep ikinci planda kalmış. Geçmiş yıllarda Türkiye topraklarının mineralleri sıfıra yaklaşmış ve topraklar fakirleşmiş. İnsanlar bilinçlenmeye başlayınca bu mineral gübrelerini ithal etmeye başlamışız. Biz de bunu fark edince mineral gübrelerini kendimiz üretelim diye çalışmaya başladık ve dünya çapında keşifler yaptık. Sakarya Üniversitesi Teknokent’te bir şirket kurduk. 2014’ten beri özellikle Türkiye’nin ithal ettiği teknolojik gübreler konusunda çalışmalar yürütüyoruz. Bu çalışmaları yaparken, dünyada kimsenin keşfetmediği bir şeyi keşfettik. Demir depolama gübrelerinde bulunan fenol, zehirli bir madde. Bu gübreler toprağa girdiği zaman her şeyi öldürüyor ve toprağın fakirleşmesine neden oluyor. Biz, içerisinde fenol bulunmayan gübre üretiyoruz. Gübremiz hem topraktan hem de yapraktan uygulanabiliyor. Bu sayede topraklarımız zehirlenmeden tarımsal üretimi arttırabiliyoruz.

Son olarak, ürettiğiniz bor boyası hakkında bizi bilgilendirir misiniz?

Bor Boyası akademik bir çalışma; ticari bir tarafı yok açıkçası. Yıllar evvel yurtdışındaki çalışmalarımda bunun ne olduğunu tam olarak anlayamamıştım. Burada nano metal tozlarıyla yaptığımız çalışmada aynı şey bir kez daha karşımıza çıktı. Buradan bir şey çıkarmamız lazım diye düşündüm. Sonunda şöyle bir noktaya geldik; subftalosiyanin denilen bir grup bileşik var ve bunlar vişne rengi oluyorlar. Bunların sadece borlusu biliniyor dünyada. Biz yaptığımız çalışmalarda bunun başka metallerle de yapılabileceğini ortaya koyduk. Uluslararası patent için başvuru yaptık ama bunlar şu an sadece laboratuvar bazda üretilebiliyor.

Endüstriyel olarak üretilebilirlerse bor boyası dediğimiz bor ve diğer metallerden oluşabilen bu bileşikler ticarileşebilir. Bunlardan katalizör, LED’ler, güneş pilleri, yakıt hücreleri yapılabilir. Devletin bunu fark etmesi ve üretimini desteklemek noktasında harekete geçmesi gerekiyor.

Dünyanın başka bir ülkesinde çalışıyor olsa çok daha farklı yerlerde gelebilecek olmasına rağmen ülkesinde kalıp kendisini ülkesine hizmet etmeye adadığı için Salih Zeki Yıldız hocamıza çok teşekkür ediyoruz.

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı