Röportaj

Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi

Merhaba Hocam, Sakarya Life Dergisi olarak sizi ziyaret etmek istedik. Mehmet Sarıbıyık kimdir? Daha önce hangi görevlerde bulunmuştur. Önce sizi tanıyalım istedik.

Öncelikle hoş geldiniz. Sakarya Life Dergisine yayın hayatında başarılar diliyorum. İnşallah şehrin sosyokültürel ve ekonomik yapısına katkı sağlar. Ben 1969, Kahramanmaraş’ın Andırın ilçesi doğumluyum. Küçük ama özgül ağırlığı yüksek bir ilçedir. Andırın Postası ve İkindi Yazılarını Türkiye’deki, -eskiden internetin bu kadar yaygın olmadığı dönemlerde- birçok entelektüel bilir. Andırın ’da doğdum, Adana’da liseyi bitirdim. Meslek Lisesi ve İnşaat Teknik Lisesi mezunuyum. Daha sonra da Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Yapı Eğitimi Bölümünden 1990 yılında mezun oldum. Aynı yıl, öğretmen olarak Eskişehir’e atandım. 1993’e kadar görev yaptım. 1993 yılında YÖK’ün açmış olduğu Yurtdışı Lisansüstü Eğitimle ilgili olan sınavı kazanarak Sakarya Üniversitesi adına İngiltere’ye gittim. 1994’ten 2000’in sonuna kadar olan süreçte İngiltere’de yüksek lisans ve doktoramı tamamlayıp 2001 yılına doğru geri dönerek Sakarya Üniversitesi’ndeki görevime başladım. 2001 ila 2003 arasında Araştırma Görevlisi ve Öğretim Görevlisi olarak çalıştım. 2003 yılında Yardımcı Doçent olduktan kısa bir süre sonra Dekan Yardımcısı olarak görev yapmaya başladım. Bu görev sürem 2011 yılına kadar devam etti. 2014 yılında Profesör oldum ve aynı üniversiteme, Teknoloji Fakültesine Dekan olarak atandım. Geldikten sonra da bir idareci olarak çok güzel çalışmalarımız oldu. 2018’in Eylül ayından bu yana da bir yönetici olarak Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Rektörü olarak görevime devam ediyorum. Tevdi edilen bu görevi o tarihten bu yana yürütmeye çalışıyoruz. Yani Akademik hayatımızın büyük bir bölümü yöneticilikle geçti.

Peki hocam, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi şehre ne katacak? Kültürel faaliyetler noktasında Sakarya için neler yapıyorsunuz?
Bu şehir aslında öyle bir şehir ki bu şehirde yok yok. Sanayi var, turizm var, tarım var, doğa var, deniz var. Her şey var aslında bu şehirde.

Bizim özellikle sanayi sektöründe çalışacak nitelikte insanların yetiştirilmesi ile ilgili bir rolümüz bulunuyor. Bu rolümüzü doğru bir şekilde yapmakla mükellefiz. Bunu en iyi şekilde yapmakla ilgili de sadece Sakarya’ya değil, Türkiye’ye örnek olan işler yapıyoruz. Buradaki uygulamamız gayet başarılı.

Yeni planlarımızla şehrin sosyo-kültürel yapısına dokunmaya çalışıyoruz. Tüm meslek yüksekokulları yeni üniversitemizde yer alıyor. Biz bu MYO’ları yeni üniversiteyi, şehrin her yerine uzanan kolları olarak görüyoruz. Bir şehre üniversite gittiğinde sadece öğrenci değil, akademiysen de gidiyor, personel de gidiyor ve bir şehre akademisyenlerin gitmesi o şehre kültürel bir etki de katıyor.  Sadece orada ders veren insanlar değil, topluma hizmet eden ve onların gelişmesine katkılı olmaları için elimizden gelen yardımı yapıyoruz. Bunlar sadece eğitim kısmı. Bir de Ar-Ge kısmı var. Yaşam boyu eğitim merkezimizi kurduk. Bu merkez tamamen topluma yönelik faaliyetler yapmakla mükellef bir merkez. Kurslar ve sertifika programlarıyla güzel çalışmaları var. Kongre, konferans ve sempozyumlarla bunları geliştirmeye ve bu şehre dokunmaya çalışıyoruz.

Bu yıl bölümde kaç öğrenci var, akademik kadro yeterli mi, sektörle bağlantınız nedir?
Biz sahada olan bir okuluz ve sahada olmadan başarılı olamayacağımızı düşünüyoruz. 7+1 ve 3+1 eğitim modellerimizle öğrencilerimiz bir dönem sahanın içinde oluyorlar ve bu sayede eğitim görevlilerimiz de sahayı takip etmiş oluyor. Mottomuz “Bilgiyi Beceri ile Bütünleştiren Üniversite”. Sahanın da buna ihtiyacı var. Yüksek lisans-doktora düzeyinde de açılan programların tamamını sahaya yönelik açıp yapılan tezlerin de saha da uygulanabilir olmasını sağlıyoruz. Yeni bölümler de açmaya çalışıyoruz. MYO’ları spesifik (özgün) okullar haline getirmeye çalışıyoruz. Şu an 25 bin civarında öğrencimiz var. Yeni programlar açmaya da çalışıyoruz.

Öğrencilerin sizi tercih etmesi için neler yapıyorsunuz SUBÜ’nün cazibesi daha da artacak mı?
Tabii artacak. Şöyle ki; öğrenci için en önemli şey iyi bir ortamda eğitim almak, eğitim aldıktan sonra da iş bulabilmek değil mi? İş bulamayacağı yere hiç kimse gitmek istemiyor. Yapmış olduğumuz uygulama neticesinde öğrenciyi her halükârda ilgili sektörle tanıştırıyoruz.  +1 staj uygulaması ve “Sektörle buluşma günleri” olarak adlandırdığımız, sahada bu işi yapan insanların sınıfa gelip seminer, konferans düzenledikleri, kongre ve sempozyum yaptıkları ortamları hazırlıyoruz. Dolayısıyla bize gelen öğrencilerin, daha okulu bitirmeden sektörde bir sürü tanıdığı oluyor. Yarın iş istemeye gittiğinde çok rahatlıkla nereye gideceğini biliyor. Bunun yanında İŞ-KUR’un rektörlük binamızda ofisi bulunuyor. Bu ofis aracılığıyla da öğrencilerimizi part-time çalışma, okulu bitirdikten sonra iş bulma, staj ya da işyeri uygulaması yapmayla ilgili olan kısımda İŞ-KUR’la ortaklaşa, entegre çalışıyoruz. Bu birçok üniversite’de olmayan uygulama.

Fakülteler, bölümler için böyle bir bölüme ihtiyaç var mı? İhtiyaç varsa öğrenci gelir mi? Öğrencimiz mezun olduğunda iş bulur mu? sorularına yanıt vererek, bu üçgeni uygulamaya çalışarak bölümleri açmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla açmış olduğumuz bölümler de aslında sahanın ihtiyaç duyduğu bölümler oluyor. Öğrenci açısından da Sakarya çok cazip bir yer. İstanbul’a, Bursa’ya çok yakın. Kocaeli zaten dibimizde… Atladığınızda Ankara bile 2 saatlik bir mesafede olan bir konumda yer alıyor. Ayrıca Sakarya doğası da çok güzel bir şehir.

Her türlü sosyal-sportif aktiviteleri, kültürel aktiviteleri yapabileceğiniz ve huzurlu bir şekilde yaşayabileceğiniz bir şehir olduğunu da hem kendi sosyal medya hesaplarımızdan paylaşıyoruz hem de buradaki okullara gidip, konferanslar, seminerler veriyor, tanıtım faaliyetleri yapıyoruz. Stantlar açıyoruz, tanıtım fuarlarına katılıyoruz. Sosyal ve kültürel yapmış olduğumuz faaliyetlerin yanında teknik birtakım yarışmalara da katılıyoruz. Bu anlamda TÜBİTAK tarafından organize edilen “Elektrikli Araçlar Yarışması”na, katıldık. Teknofest kapsamında insansız hava aracımız ve insansız su altı aracımız yarıştı.

Elektrikli arabamız 70’ten fazla arabanın içerisinde ilk 10’un içinde yer aldı. Su altı robotumuz 200 robotun içerisinde yine ilk 10’a girmeyi başardı. Bunlar öğrencilerimizle akademisyenlerimizin birlikte yapmış olduğu çalışmalardır. Biyomedikal Laboratuvarımızda gerçekleştirilen özellikle kanser tedavisinde kullanılan cihaz ile de YÖK’ün bu seneki üstün başarı ödülünü aldık. Ödül alan 3 üniversiteden biri olduk. Yani yeni kurulmuş bir üniversite YÖK’ten ve Cumhurbaşkanımızın elinden ödül aldı. Bu da hocalarımızın, öğrencilerimizin moral ve motivasyonlarına da çok büyük ve olumlu katkılar yaptı. Dolayısıyla bizler bu çalışmalarımızı hızlı bir şekilde artırmaya gayret ediyoruz.

Akyazı’daki bir okulumuzu sağlık meslek yüksekokuluna dönüştürüyoruz. Yine, yeni açacağımız Kocaali’deki Meslek Yüksekokulunun denizcilikle ilgili bölümünü faaliyete geçiriyoruz. Bunun yanında sektörün ihtiyaç duyduğu mekatronik gibi ve imalatla ilgili olan kısımda yine organize sanayi bölgelerinin ihtiyaç duyduğu programları açmaya çalışıyoruz. Bir de bunların dışında ilk defa açılmasını arzu ettiğimiz ve Senato’dan karar çıkartarak YÖK’e gönderdiğimiz Veterinerlik Fakültesi, bu şehirde olmayan bir fakülte. Bunun kurulumuyla ilgili de bir girişimimiz var.

Sayın Hocam, Mehmet SARIBIYIK bu görevden ayrıldığında ne ile anılmak istiyor? Hayatınızdaki en büyük projeniz nedir?
Bu zor bir soru. Ben akademisyen ve yönetici arkadaşlarıma şunu söylüyorum: Bugün yöneticisiniz, insanlar bir şekilde size yöneticilik göreviniz olduğu için saygı duyarlar. Yarın yöneticilik göreviniz bittiğinde de insanlar size saygı duysun istiyorsanız, o zaman yapmış olduğunuz işe ve uygulamaya dikkat etmek zorundasınız. Yani insana değer vermek gerekiyor.

İnsan olduğu için değer vermek gerekiyor. Bu değeri verirseniz, gelecekte de idari göreviniz bitmiş olsa bile bulunmuş olduğunuz mekânda, kentte çok rahatlıkla dolaşabileceğiniz, konuşabileceğiniz insanların saygı duyduğu bir ortamı oluşturmuş olursunuz. Bu insan olarak önemsediğim alanlardır. Arkadaşlarıma da ısrarla bunu tembih ediyorum. Diyorum ki, yapmış olduğunuz uygulamaları, yarın bu görevi bıraktığınızda olumsuz bir şey gelmeyecek şekilde yapın.

İkinci olarak da ben yıllardır yöneticilik yapıyorum. Şimdi de yeni kurulmuş bir üniversitenin kurulumu ile ilgili bir rol verilmiş bana.  Ben bunu en doğru bir şekilde yapmakla mükellefim.

Sakarya Üniversitesi’ni kurgulayan insanlar kampüsün yerini çok güzel belirlemişler. Herkes hayırla yâd ediyor. İsimlerini kimse bilmiyor. Hiç kimse de “Yahu böyle Kampüs yeri mi olur?” demiyor.

Ben de yarın insanların “Yahu böyle de olur mu?” demeyeceği bir şekilde yapılanma oluşturma gibi bir sorumluluğu kendimde görüyorum. Bu doğrultularda, rolümü doğru yapabilirsem, kendimi başarılı görürüm ve ondan sonra da insanlar adımızı unutmuş olsa bile “Yahu hakikaten iyi bir yapılanma olmuş, iyi bir üniversite kurgulanmış!” gibi bir beyanda bulunsalar çok mutlu oluruz. Gerçi desinler diye yapmıyoruz ama kimse de bizim arkamızdan bela okusun istemiyoruz. Yani hedefimiz bu olmalıdır diye düşünüyorum. Yanlış yapılmasına izin vermemek de bir başarıdır diye düşünüyorum. En azından bu üniversitenin yapılanma sürecinde yanlış yapılmasına müsaade etmemek gibi de bir rol görüyorum kendimde. Bunu yapabilirsem ne mutlu bana.

Peki Hocam, değerli vaktinizi bizlere ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir?
Ben teşekkür ederim, sağ olun. Özellikle sektöre yönelik Ar-Ge faaliyetlerini planlamakla ilgili olan kısımda da çalışmalarımız olduğunu söylemek isterim. Teknoloji Transfer Ofisimizi kurguladık. Tabii yeni bir üniversite kurulduğu için her şeyi yeniden kurgulamak zorundasınız. Onlarca yönetmelik, yönerge uygulama esasları belirledik. Buradaki eksiklerimizi sürekli olarak tamamlamaya çalışıyoruz.

Teknoloji Transfer Ofisimizi, Bilimsel Araştırmalar Projeler Koordinatörlüğünü kurduk. Bunun yanında bir de sektörle bunları iç içe yapabilmek için Teknoloji Merkezi’ni (TEK-MER) de kurmayı hedefliyoruz. O zaman sektörle daha iç içe çalışacağız. Yani ortak araştırma projeleri geliştireceğiz. Zaten şu anda yapıyoruz ama bunları daha da rahat bir şekilde gerçekleştirmiş olacağız. Hem sektörde çalışan öğrencilerin yüksek lisans ve doktora yapması ile ilgili kısmını açıyoruz ve hem de bizde yüksek lisans ve doktora yapan öğrencilerin sektörle irtibat kurmasını sağlamaya çalışıyoruz. Özellikle TEK-MER’in kurulması bu şehirde yeni bir alan açacaktır. Bir taraftan da Ar-Ge birimimiz araştırma projeleriyle ilgili çalışmaları yürütüyor. İnşallah bunlar da geliştikçe daha çok katkı verecek, daha çok katkı verdikçe de daha çok büyüyecektir. Bunlar birbirini tetikleyen unsurlardır.

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu