Mekan

SAKARYA OLARAK DEPREMLE YAŞAMAYI ÖĞRENMELİYİZ.

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Afet Yönetim Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Emrah Doğan, SAÜ Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erkan Çelebi ve SAÜ Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Utkucu, Sakarya’nın zemin yapısı, olası bir deprem ve alınması gereken önlemler üzerine fikirlerini paylaştı. 

1999 depreminde büyük yara alan Sakarya, aradan geçen 21 yılın ardından deprem konusunda nerede? Yapılan çalışmalar ve eksiklerimiz neler? 

Emrah Doğan: Sakarya, sadece deprem değil genel olarak bir afet bölgesi. Son zamanlarda taşkın afeti de sıkça karşımıza çıkıyor. Afetlere karşı önlemler almamız lazım. Afeti engelleyemiyoruz ama sonuçları itibariyle zararları azaltabiliyoruz. Bu bağlamda aslında geçmişte olan depremler birer ders niteliğinde. Tabii, bunlardan ders çıkararak yarınlarımıza da umutla bakmamız gerekiyor. 

Türkiye’nin yarısı neredeyse 1’nci derece deprem bölgesi. Bizim bölgemiz de 1’nci derece deprem bölgesi içerisinde ve en çok etkilenen şehir Adapazarı. Daha önceki depremlerin merkez üssü hiçbir zaman Adapazarı olmamış ama en çok etkilenen şehir her zaman Adapazarı olmuş. Bunun nedeni Adapazarı’nın ovalık yerde kurulmuş ve alüvyon zemin olmasıdır. 

Sıvılaşmanın da etkisiyle deprem dalgası büyüyerek geliyor ve binalara daha çok zarar veriyor. Belki bina yapılmadan önce zemin iyileştirmesiyle yüksek katlı binalar bile yapılabilir ama bunlar maliyetli çalışmalar. Şu anda bildiğimiz kadarıyla kırılmamış ve Erenler’e kadar uzantıları olan Hendek fayı var. Maalesef bununla ilgili bilimsel bir çalışma yapılamadı. Yine kırılmamış Mekece-Geyve fay hattı… Bunun da 6.5-7 büyüklüğünde bir deprem oluşturabileceği söyleniyor. Her an deprem bekleniyor ama biz nasıl önlemler aldık asıl önemli olan bu. 

Peki olası bir deprem bizi nasıl ve ne kadar etkileyecek?

Emrah Doğan: Bununla ilgili bir takım çalışmalar yapıldı. Bakanlık tarafından Kentsel Strateji Belgesi hazırlandı. Riskli alanların tayin edilmesi bu belge kapsamında yapılacak. Daha sonra da kentsel dönüşüm alanları belirlenecek. Şu an bildiğim kadarıyla Kentsel Strateji Belgeleri hazırlanma aşamasında. Bittikten sonra planlar hazırlanacak, riskli binalar ortadan kaldırılacak. Vatandaş da TOKİ ya da devletin göstereceği yerlere taşınacak. Tabi bu uzun soluklu bir iş. 

Kentsel Strateji Belgeleri’nin hazırlanabilmesi için bina stokuyla ilgili birçok veriye ihtiyaç var. Belki araziye inip araştırma yapmak gerekecek. Binalarla ilgili bilgileri toplayıp o bilgiler ışığında Kentsel Strateji Belgesi’ni hazırlayıp riskli alanları tayin edip kentsel dönüşüm planlarını ortaya koyarak gerekli dönüşüm yapılacak. Bu işlemlerin bir an önce yapılması gerekiyor. Zira afete karşı önlem alma aşamalarını zincir şeklinde düşünürsek biz daha ilk halkadayız. Son halkasına varmak için belki de önümüzde uzun yıllar var, çok kolay bir iş değil bu ama başlamamız lazım. Risk alanlarını belirdikten sonra en riskli yerden başlayacağız. 

1999 depreminden sonra güçlendirilmiş, belki güçlendirilmemiş ama hala kullanılan yüksek katlı binalar var. Bunları bir an önce kontrol etmek, deprem performans analizlerini yapmak ve bir an önce önlem almak gerekiyor. Adapazarı’nda olası bir depremde Covid-19’dan çok daha fazla kayıplar olacak. Deprem gerçeği Adapazarı’nın bir numaralı gündemi olmalı. Yani daha önce olduğu için biliyoruz ve önlemler de yeteri kadar alınmadı. Bakın 1999 depreminden önce Erzincan depremi olmuştu. Erzincan depreminden sonra olan 1999 depreminde aynı hataların yapıldığı görüldü. 2011’de Van depremi oldu, gittik, yine aynı hataları gördük. Aradan baya bir zaman geçmişti. Sonra 2017 yılında Adıyaman Samsat’a gittik orda da aynı hataları gördük. Elazığ depremine gidildi, yine aynı hatalar… Hatalarımızdan ders çıkarmayı bilmemiz lazım. Unutmamamız gerekiyor. Bir an önce de gerekenin yapılması lazım. 

Son zamanlarda deprem sayılarında artış yaşanıyor mu?

Murat Utkucu: Türkiye’de deprem sayılarının arttığı konusunda benim bir kanaatim yok ama insanların ilgisinin arttığı bir gerçek. Geriye dönüp baktığımızda birbiri peşi sıra büyük depremler olmuş. Deprem her zaman var. “Depremlerin sayısı arttı, kıyamet mi kopacak, kıyamet mi yaklaşıyor” şeklinde bir yaklaşım doğru değil. “Doğal bir süreç vardı, onun dışına çıkılmaya başlandı” şeklinde bir durum da yok. Öyle bir bilimsel bir görüş yok. 

Deprem sayılarının uzay ve zaman içinde belli yerlerde kümelenmeleri olabilir ama bu kümelenmeler “sayılar artıyor, garip bir durum var” şeklinde değerlendirilemez. Afet sayılarında artış olduğunun düşünülmesinin nedeni; bu konuya olan ilginin ve uğraşan insan sayısının artması, iletişimin gelişmesidir. 

Risk algısını artıran faktörler vardır. Algılamayı arttıran faktörlerden biri de riskin gönülsüz olmasıdır. Risk gönülsüzse algılama artar. Algılama arttığı müddetçe de insan çok tehlikeli görmeye başlar. Deprem de en gönülsüz tehlikedir. Neden? Çünkü uyarı zamanı yok. Mesela Serdivan’a gidiyorum, yamaç paraşütü yapıyorlar. Bunu yapan kişi o riski alıyor, onun riski çok daha fazla. Yani sizin şu anda bir trafik kazasında ölme riskiniz depremde ölme riskinizden çok daha fazla fakat her gün araçlara biniyorsunuz ve bunu her gün sürekli yapınca artık rutin oluyor. Dolayısıyla artık tanınan bir durum olduğu için risk algısı küçülüyor. Risk algısı küçüldüğü için de artık fazla riskli algılamıyor. Ama deprem öyle değil. Depremin ne zaman olacağını bilmiyoruz. Bir de herkesin aşina olduğu bir şey değil. Japonya’daki gibi her gün deprem yaşasak alışırız. Depremler doğal bir sürecin getirisi. 

Erkan Çelebi: Depremden belki şunun için korkmalıyız, doğayla uyumlu barınak yapmadığımız için…

Murat Utkucu: Evet, ben de ona geleceğim. Doğada yağmur gibi deprem de var. Niye ona karşı bir tedbir geliştiremiyoruz? D eprem riski ayrıdır, deprem tehlikesi ayrıdır. Biz hep deprem tehlikesiyle ilgili konuşuyoruz. 

Tehlike, maruziyet-yani bizim depreme maruz olmamız- ve incinirliğin çarpımı deprem riskini verir. Biz depremle yaşamayı öğrenmeliyiz. Doğal sürece karışmamak lazım. Depremlerin de dünyanın devamı için bir gerekliliği var. Faylardan uzak yerleşim yapmalıyız. Deprem tehlikesi var mı? Var. Peki insanlar bunun farkında mı? Farkında ama yeterli tedbirimiz yok. Yetkililer yaptırımlarda bulunabilir ama bu işin temeli insan bilinci.  

Erkan Çelebi: Kamu yöneticilerinin de yol gösterici olmaları lazım. Tarım arazilerine yapılaşma hızlı bir şekilde artıyor. Biraz önce zeminin kötü etkilerinden bahsettik. Biz yerleşimi verimli ve bereketli topraklar üzerine yapmışız. Bu araziler tarıma çok elverişli ve bu arazilerde hızlı bir şekilde genişleyerek hem dikey hem yatay olarak inanılmaz derecede yapılaşıyoruz. İşte insanoğlu burada doğanın dengesine müdahale ediyor. 

İnsanoğlu yapılarını yamaçlara yapsa hem su kaynaklarına daha hızlı ulaşacak hem de sağlam zeminde binalarını yapmış olacak. Kamu yöneticilerinin tarım arazilerinde yapılaşma oranını düşürmesi lazım. Böyle bir önlem olabilir. 

Deprem dalgaları yumuşak alüvyon zeminde hızlı bir şekilde bize ulaşır, böyle bereketli topraklara ağır büyük ölçekte yapılar yapılmış. Biz şu anda Türkiye’de yaşanmış son üç büyük depremde mühendislik hizmeti almamış yapılar üzerindeki etkilerini değerlendiriyoruz. 

2007’den sonra yapılan yapılar, özellikle mühendislik hizmeti almışsa gayet sağlam yapılar ortaya çıkması lazım ama bunu daha test etmedik, görmemiz lazım. Yakın bir zamandaki muhtemel bir depremin sonuçlarına göre ne kadar mühendislik hizmeti aldıklarını o zaman konuşabiliriz. Ama bundan önce gördüklerimiz mühendislik hizmeti almadı, denetlenmedi, beton kalitesi çok düşük oldu. Donatı detaylarına dikkat edilmedi. Bundan sonra hem yeni yapılmış yapıları hem de güçlendirilmiş yapıları test edeceğiz. 

Emrah Doğan: Güçlendirilmiş, hasar almamış ya da az hasar almış olsa da 99 depreminde bunlardan başlanarak, bir an önce deprem performans analizlerinin yapılması lazım. Bina stoğunun mevcut durumunun ortaya konması lazım. 1999-2007 yılları arasının incelenmesi gerekiyor. 2007 sonrası şartlar daha da iyileştirildi. Sonuç itibariyle deprem yönetmeliklerinin ne kadar doğru olduğunu olası bir depremde göreceğiz. Deprem yönetmeliği hep eksik görüldüğü için sürekli revize edildi. 

Erkan Çelebi: Bana göreen önemli parametre beton kalitesidir. Sakarya’ya özel bir anlayış geliştirmek lazım çünkü Sakarya’nın, çanak şeklinde bir zemini var. Bu zemin yüzyıllarca Sakarya Nehri ya da diğer oluşumlar vasıtasıyla taşınmış alüvyon bir zemin kütlesi oluşturmuş. Biz de yapıları buraya yapmışız. Zeminin bize getireceği sürprize hazır mıyız? 

Emrah Doğan: 1999 depreminde hatırlarsanız, beton kalitesi iyi olup, hiç hasar almayıp kibrit kutusu gibi devrilmiş binalar gördük. Çünkü uygun temel seçilmemişti. Doğru temel seçimi yapılsaydı o binalar ayakta kalabilirdi.

Erkan Çelebi: Bir de müteahhidin ve yapı denetim firmasının işbirliği çerçevesinde bir projeyi yönetmeleri ciddi bir problem. Bu problem şu anda da devam ediyor. 

Emrah Doğan: İnşaatı yapan özel şirket, denetleyen de özel şirket. Yapan özel şirket ve denetleyen devlet olsa daha iyi olabilir. Belki üniversitelerin bir katkısı olabilir, en son kontrolü üniversiteler yapabilir. Belli kriter getirmek lazım. 

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Erkan Çelebi: Tarım arazilerinin imara açılmaması lazım. İnanılmaz bir şekil betonlaşıyoruz. Müstakil evlerde yaşamak varken geleneği bozarak apartmanlara kendimizi sıkıştırmaya çalışıyoruz. Bu, buranın kimliğini de bozuyor. 

Murat Utkucu: Hocamla aynı düşüncedeyim. Artık ulaşım da kolaylaştı, herkeste araç var. Buradan Karasu’ya kadar dünya kadar alan var. Çarşıya yakın ev hadisesi artık bence olmamalı. Yatay yapılaşma olmalı. 

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu