Kültür Sanat

SAKARYA MÜZESİ TARİHÇESİ

Semerciler Mahallesi, Milli Egemenlik Caddesi, istasyon karşısında yer alan müze binası, bahçesi ile birlikte 1342m2 lik bir alan üzerinde bulunmaktadır.

Mezar Steli Havuzu

1910–1915 yılları arasında dönemin askerlik şubesi başkanı Binbaşı Baha Bey tarafından zemin katla birlikte üç katlı olarak yaptırılan konut, daha sonra Atatürk’ün yakın arkadaşı ve milletvekili Hasan Cavit Bey tarafından satın alınmıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün 14 Haziran 1922 yılında annesi ile buluştuğu ve konakladıkları ev, 1967 yılında meydana gelen depremde büyük ölçüde hasar görmüştür.

Amphoralar Vitrini

Sivil mimarlık örneği olarak 1983 yılında tescil edilen konut, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından kamulaştırılıp, dış görünümü aslına uygun bir şekilde, içte ise tamamen değişikliğe uğratılarak betonarme olarak yeniden inşa edilmiştir. Sakarya Müzesi ilk defa 12.01.1989 tarihinde, İl Kültür Müdürlüğü bünyesinde büro hizmetlerine başlamış 07.03.1989 tarihinde şimdiki yerine taşınmıştır. Müze Müdürlüğü büro faaliyetlerinin yanı sıra İlimiz sınırları içerisinde bulunan arkeolojik ve etnografik eserleri toplayarak, yapılan teşhir düzenlemesi sonrasında, 21.06.1993 tarihinde halkın ziyaretine açılmıştır.

Atatürk’ün Kullandığı Giysiler Vitrini

17 Ağustos 1999 tarihindeki depremde vitrinlerde ve eserlerde meydana gelen hasar nedeniyle ziyarete kapatılmıştır. Deprem sonrasında yapılan çalışmalar sonucu, 28.06.2003 tarihinde yeniden ziyarete açılmıştır.  Modern müzecilik anlayışına uygun teşhir tanzim düzenlemesi yapılması için 2014 yılında tekrar ziyarete kapatılan Müze teşhir salonları, çalışmaların bitirilmesine müteakip 15 Temmuz 2016 tarihinde ziyaret açılmıştır.

Müze bahçesinde, Sakarya İli sınırları içinde bulunan Roma ve Bizans dönemlerine ait mimari parçalar, mezar taşları, sunaklar, yazıtlı taşlar, ostotek, pişmiş toprak erzak küpü ve sütün kaideleri sergilenmektedir. Zemin katta büro odaları ve doğalgaz kombi odası, 1. katta müdür odası ve arkeolojik eserler sergi salonu, 2.katta personel odası ve etnoğrafik eserler sergi salonu bulunmaktadır.

Atatürk’ün Kullandığı Mutfak Eşyaları Vitrini

Arkeolojik eserler sergi salonunda; tarih öncesi çağlara ait taş ve pişmiş topraktan eserler, Friglere ait bronz kaplar, Roma ve Bizans Dönemine kullanılmış pişmiş toprak kaplar, mezar hediyeleri, takılar, figürünler sergilenmektedir. Sikke vitrininde, Klasik, Hellenistik, Roma ve Geç Roma Dönemlerine ait sikkeler bulunmaktadır. Etnoğrafik eserler sergi salonunda; Atatürk’ün kullandığı eşyalar, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine ait ateşli ve kesici silahlar, bakır kaplar, mühürler, el işlemeleri teşhir edilmektedir. Sikke vitrinlerinde Beylikler dönemi ve Osmanlı sikkeleri bulunmaktadır.

Sakarya Müzesinde;

Paleolitik Dönem Taş Eserler Vitrini

Neolitik ve Tunç Çağı Eserleri

Eski Tunç Çağı

Frig Dönemi Bronz Kaplar Vitrini

Helenistik-Roma Dönemi Pişmiş Toprak Eserler

Olmak üzere çeşitli eserler bulunmaktadır.

YUNAN VE ROMA DÜNYASINDA ÖLÜ GÖMME GELENEKLERİ

Mezar stelleri (yazıtlı mezar taşları) bazen tesadüfen modern yerleşimlerde, bazen de arkeolojik kazılarda bulunmuştur. Stel kabartmaları genellikle symposium/cenaze ziyafeti ve ayakta duran ya da oturan insan figürlerinden oluşan sahnelerden meydana gelmektedir.

Antik Yunan ve Roma dünyasında ölüler, şehrin hemen dışında bulunan ve “nekropol” denilen mezar alanlarında gömülmüşlerdir. Bu dönemin ölü gömme gelenekleri arasında hem gömme hem de yakma (kremasyon) geleneği bulunmaktadır. Ölüler mermer ya da pişmiş toprak lahitlere, basit tekneler içine, kaya mezarlar veya Tümülüsler içindeki mezar odalarına da gömülmüşlerdir.

Ölülerin mezarlarında ikamet ettiklerine, gölgelerinin de Hades Ülkesi’ne gittiğine inanıldığından, mezar içine ölü hediyesi bırakma geleneği bulunmaktadır. İnanışa göre Hades Ülkesi, bir ceza ve ödül ülkesi olmayıp, bu hayatın sadece hayalet biçiminde devamıdır. Bu nedenle ölünün yanına koyulan hediyeler kişinin yaşantısında kullandığı takılar, aynalar, savaş aletleri, tıp aletleri, kaplar gibi her şey olabilirdi. Bundan başka ya ölünün gözleri üzerine ya da biri ağzına, biri avucuna olmak üzere iki adet sikke konulurdu. Kişi öldükten sonra gölgesini (ruhunu) Akeron Irmağı’ndan geçirerek Hades Ülkesi’ne geçirecek olan kayıkçıya u sikkeleri vereceğine inanılırdı.

Hristiyanlığın kabulünden sonra ise ölüler, bu dinin geleneklerine göre gömülmüşlerdir.

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu