Röportaj

SAKARYA İL EMNİYET MÜDÜRÜ FATİH KAYA

Karate yaparken rakibinizin canı size emanettir. Kendinizin ve karşınızdakinin gücünün farkında olmak ve sınırlarınızı bilmek önemli bir felsefedir. Karate denge ve kontrol prensiplerine dayalı bir spordur.

Öncelikle kendinizden ve sizi bulunduğunuz noktaya getiren hikâyenizden bahsedebilir misiniz?

1967 yılında Yozgat ilinin Sorgun ilçesine bağlı Duralidayılı Köyü’nde dünyaya geldim. Köyümüz, Anadolu’nun manevi mimarları olan Horasan Erenleri’nin kurduğu bir köydür. Böyle bir yerde doğmak, bana milli ve manevi değerlere bağlılığı aşıladı.

Her ne kadar, babam ve annem, ben iki yaşındayken Ankara’ya taşınsalar da; ilkokula başlayana kadar büyük çoğunlukla köyümde dedelerimin yanında yaşadım. Liseyi bitirip, Polis Akademisi’ne başlayana kadar da neredeyse her yaz tatilimi orada geçirdim.

Hem anne hem baba tarafından ilk torun olmamdan dolayı her iki dedemin de kıymetlisiydim. Bir dedem muhtar, diğer dedem de köyün imamıydı. Sözleri ve sohbetleri dinlenir; herkesten sevgi ve saygı görürlerdi. Çevreleri genişti. Misafirleri hiç eksik olmaz, sofraları boş kalmazdı. Hayatı ilk kez onların yanında tanımam bana çok şey kattı. Muhtar dedem, köylülerin gözünde; otoritenin, devletin adeta simgesiydi. Diğer dedem de alim, kültürlü ve çok hoş sohbet birisiydi. Böyle bir ortamda yetişmek ve insanlarla iç içe olmak bana ileriki yaşamım için çok şey kazandırdı.

Tüm tahsilimi ilkokula başladığım Ankara’da tamamladım. Burada da köyümde olduğu gibi, bahçeli bir evde ve şirin bir mahallede yaşadık. Anadolu’nun birçok yerinden komşularımız vardı. Onlarla bir akraba gibi kaynaştık. Komşu dayanışmasının en güzel örneklerini yaşadık. Halen oradaki komşularımızı akrabalarımız kadar değerli görürüz. Ankara’nın o eski günlerini hep özlemle yâd ederim.

Okul hayatında başarılı bir öğrenciydim. Çalışkan öğrenciler arasında önde gelenlerdendim. Liseye babamın isteği dolayısıyla meslek lisesinde başladım. Ancak birinci sınıfın not ortalaması ile girilen ve fen derslerinin daha ağırlıkta olduğu teknik liseye birincilikle geçiş yaptım ve makine bölümünden mezun oldum.

Üniversite sınavlarında Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nü kazandım. Ancak aynı zamanda Polis Akademisi sınavlarına da girdim. O sene Akademi’ye 10.000 başvuru yapılmıştı, 50 kişi alınacaktı. Sınavları ikincilikle kazandım. Akademi’deyken tekrar sınava girip Hukuk Fakültesi kazandım. Komiserliğimde de buradan mezun oldum. İlerleyen yıllarda TODAİE (Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü)’nde yüksek lisans yaptım.

Meslekte ağırlıklı olarak terörle mücadele ve asayiş birimlerinde çalıştım. Birçok ilde görev yaptım. Meslek hayatımın 11 yılı doğuda geçti. 

Sporun birçok dalıyla ilgilendiğinizi biliyoruz, sporun hayatınızdaki yerinden bahsedebilir misiniz? Karatede siyah kuşak dördüncü Dan, milli hakem ve antrenör seviyelerine geldiğinizi biliyoruz. Spor size neler kazandırdı, hayatınızı nasıl etkiledi?

 Zamanı doğru yönde ve faydalı kullanmak istiyorsak hayatımızda spora yer vermeliyiz. Spor insanı ruhen ve bedenen geliştirir. Günün stres ve yorgunluğunu zihninizden uzaklaştırmak için spor doğru bir seçim olacaktır.

Çok küçük yaşlarda karate filmlerinin de etkisiyle spora ilgi duymaya başladım. Önce Taekwondo ile başladım. Kırmızı siyah kuşağa kadar geldim. Bireysel sporlara bir yatkınlığım olduğunu düşünüyorum. Yüzme, kayak, binicilik ve fitness sporlarıyla ilgilendim. Bu branşların içinde en çok karateye ilgi duydum. Uzun yıllar karate sporu yaptım. Kendimi karate camiasının bir parçası olarak görüyorum. Tayinimin çıktığı illerde önce emniyette birlikte görev yapacağım kişilerle sonra da karate camiasıyla tanışırdım.

Öğrenciliğimde spordaki disiplini ders çalışmaya uyarlardım. Karate antrenmanlarında hocalarımız salondan içeriye girdiğimizde bütün dünyayla iletişimimizi kesmemizi isterdi. Konsantre olmak hayati derecede önemliydi. Çalışmaya hazırlık da önemliydi, öyle ki; kolda saat, boyunda kolye, parmakta yüzük asla istenmezdi. Bunları çıkarırdık. Dikkatinizi tam olarak toparlamazsanız her şey olabilir; vahim sonuçları olan kazalar, yaralanmalar meydana gelebilir.  Bu nedenle karateciler beyaz elbiseyi tercih ederler; beyaz, barışı, kardeşliği temsil eder. Karşı tarafa güç uygulamaktan ziyade kendini savunmak amaçlanır. Hem kendi canın kendine emanettir hem de rakibinin canı sana emanettir. Kendi gücünün farkında olmak önemli bir felsefedir. Karatede rakibinin sınırlarını da kendi sınırlarını da bilmek önemlidir. En büyük prensiplerden biri kontroldür. 

Bütün bu felsefeleri hayatımın her aşamasında uygulamaya çalıştım. Hem kendi gücümün hem de karşı tarafın gücünün farkında olmayı her zaman prensip edindim. Buradan hareketle kendi kendime şöyle bir felsefe geliştirdim: “Hayatta hiç kimsenin hukukunu çiğnemem ama kendi hukukumu da, asla çiğnetmem”.

Zaten bizim kültürel değerlerimizde de, “kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma” düsturu mevcuttur. Bu prensipleri meslek hayatımda da uygulamaya çalıştım.

Hayatımın her döneminde spor yapmaya çalıştım. Spor yapmak için mekân aramam, zaman sınırlamasına girmem. Akşam, sabah, öğle, her zaman her yerde, bir şekilde antrenmanımı aradan çıkarım. Donanımım yoksa bile koşu, yürüyüş ve mekik yaparım. Temel spor hareketlerini de hiç aksatmam.

Spor yapmak, kişiliğimize kararlılık ve istikrar kazandırır, özgüveni arttırmada yardımcı olur.  Hayat kalitemizi yükseltmek için düzenli ve kontrollü olarak spor yapılmalıdır.

Spor dışında hobilerim, kitap okumak, gezmek, sinema ve tiyatro izlemektir. Ailemle, çocuklarımla vakit geçirmeyi severim ve bunlara vakit ayırmak için gayret gösteririm.

 Sizleri Engelli özel insanlarla birçok programda gördük. Onlara karşı özel bir ilginiz var ve sizi çok seviyorlar. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Engellilik yalnızca bir sağlık sorunu değildir, sosyal boyutlarıyla toplumu yakından ilgilendiren bir konudur. Engelli kardeşlerimizin yaşamlarını kolaylaştırmak için hepimize görevler düşmektedir. Zaten hepimiz de bir engelli adayı değil miyiz… Benim için engelli kardeşlerimiz ayrı bir önem arz etmektedir. Trafik görevlilerine her zaman talimatlarımda, özellikle engelli araç park yerlerinde sadece onların araçlarının park etmelerini sağlamalarını, engelli rampalarına araç park ettirmemelerini söylemişimdir. Özel kardeşlerimizin yaşamlarını kolaylaştırmak için elimden gelen her şeyi yapmaya gayret gösteriyorum. Bir programda Down Sendromlu bir kardeşin, Müdür beyi nasıl bilirsin diye sorduklarında … “Adammmm” demesi beni çok duygulandırmıştı.

Sakarya ‘da özellikle Pandemi döneminde, aç kalan sokak hayvanlarını elinizle beslenmeniz çok sempati uyandırmıştı. Halkımız tarafından çok beğenilmişti. Hayvanları korumaya yönelik ne gibi faaliyetleriniz var? Narkotik Suçlarla mücadelede köpeklerin kullanıldığını ve bazı illerde de atlı polislik uygulaması olduğunu biliyoruz. İlimizde de atlı polisler görebilecek miyiz?

Sokakta gördüğümüz aç bir hayvanı beslemek insan olmanın bir gereğidir diye düşünüyorum. Aç bir hayvan ile karşılaştığım zaman, karnını doyurayım diye arabamın bagajında çoğu zaman köpek maması ve kuş yemi bulundurmaya gayret ederim.

İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman Soylu’nun talimatıyla, 81 ilin Emniyet Müdürlükleri bünyesinde Çevre, Doğa ve Hayvanları Koruma Büro Amirliği kuruldu. İl Emniyet Müdürlüğümüzde Asayiş Şube Müdürlüğü uhdesinde kurularak çalışmalarına başladı. Hayvan haklarının korunması noktasında, eğitimli personellerimiz de teknik donanımlı araçları ile olay yerine intikal edecek. Tabii ki sadece eğitim alan personelimizi değil en yakın polis ekiplerimizi de bu olaya yönlendireceğiz; ama işin adli sürecinde Çevre, Doğa, Hayvanları Koruma Şube Müdürlüğü personelimiz olacaktır.

 Ayrıca Sakarya’mıza Atlı Birlik kurulması için Sayın Valimiz ve Büyükşehir Belediye Başkanımız ile konuyu ele aldık. Büyükşehir Belediye Başkanımız tarafından temin edilecek atlarla en kısa zamanda Kent Park ve Millet Bahçesi’nde bir çift atlı polis ve bir çift atlı zabıta olarak devriye faaliyetlerimize başlamayı planlıyoruz. Bu konuda çalışmalarımız sürüyor.

 İl Emniyet Müdürü olarak hizmet politikanız ve iş prensipleriniz nelerdir?

Görevimizi yaparken; hizmetteki önceliğimizi ve personel sayımızı bulunduğumuz illerdeki suç çeşitlerine ve oranlarına göre belirliyoruz. Optimum planlamalar yapıyoruz. Yani en liyakatli personeli, en iyi yaptığı işte en gerekli sayıda istihdam ediyoruz. Hem personel hem de vatandaş memnuniyetini baz alıyoruz. Kendine güvenen, hukukun üstünlüğüne inanan, insan haklarına saygılı polis memurları yetiştirmeye gayret ediyoruz.

Polis memurlarımıza; kendilerine, kardeşlerine, anne ve babalarına yapılmamasını istedikleri muameleyi asla bir vatandaşımıza yapmamaları gerektiğini aşılıyoruz. Onlara empatik yaklaşım metodunu uygulamaları yönünde tavsiye ve telkinlerde bulunuyoruz.

Personel planlamasında kişiyi, işini en iyi yaptığı birimde istihdam ederek; emaneti ehline teslim etmiş oluyoruz. Böylece onlar da işlerini severek yapıyorlar. İşini ve çalışma ortamını sevince hizmet kalitesi de artıyor. Dolayısıyla polisimizin vatandaşa davranış biçimi ve vatandaşın bundan memnun kalması çok önemli…

Sakarya’da suçları azaltmada rekor bir seviyeye geldik. 2018 yılından 2019 yılına tüm suçlarda %11 azaltma sağlarken; bu azaltılmış rakamın üzerinden 2019’un 9. ayından 2020’nin 9. ayına %16 düşüş daha gerçekleştirmişiz. Aynı dönem içerisinde; hırsızlık suçlarında %42 bir azalma sağlandığını görmekteyiz. Hizmetlerimizi yaparken: “Sakarya’nın huzuru polisin gururudur” temasını işliyoruz.

 İl Emniyet Müdürü Fatih Kaya olarak ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz? Eşiniz ve çocuklarınız Sakarya’yı nasıl buldular?

Aileme düşkün bir insanım ama işimiz gerçekten çok büyük fedakârlıklar istiyor. Bu atmosferde aileme ayırabileceğim zamanın en fazlasını ayırmaya çalışıyorum. Ama bunu çoğu zaman yapamıyorum. Çocuklarımın okul kaydını bile geciktirdiğim oldu. Her gittiğim yere eşim ve çocuklarım da benimle geldiler. Bu durum çocuklarımın eğitimini belki olumsuz etkiledi ama kültürel açıdan gelişimlerine oldukça olumlu etkisi oldu. Ankara, Iğdır, Konya, Elazığ, Bitlis… ve Sakarya; görev yaptığımız şehirler. Eşim bana bütün meslek hayatım boyunca çok destek oldu, onun hakkını ödemem mümkün değil.

İşim ve özel hayatım iç içe geçmiş durumda. Meslek hayatım boyunca telsizimi hiç kapatmamışımdır. Ailemle sohbet ederken bir yandan da telsizi dinlerim. Bazen telsizi bir odada bırakıp başka bir odaya geçsem eşim, çocuklarım telsizi dinler, bana gelişmeleri hemen haber verirler. Misafirimiz varken göreve çıktığım çok olmuştur. Eşimi, çocuğumu çarşıda, pazarda bırakıp göreve gittiğim de çok olmuştur. Çocuklarımı hasret gidermek için, bazen işe bile götürmüşümdür. Eşim ve çocuklarım bir anlamda benimle birlikte polislik yaptılar. Çok büyük fedakarlıklarını ve katkılarını gördüm. Onlar da kendilerini, bu aileye mensup hissediyorlar, bu anlamda kendilerine minnettarım. Teşkilatım da benim bir ailemdir. Personelimi evladım gibi görürüm.

Sakarya’da halkla bütünleşen, Halkla Polisin kucaklaşmasını en iyi sağlayan, halk tarafından takdir edilen, beğeni toplayan bir Polis Müdürü profiline sahipsiniz. Bu konuda ki düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Sakarya’mız, farklı kültürlerin mozaiği olan huzur ve kardeşlik coğrafyası, örnek bir şehirdir. Böylesine güzel bir şehirde görev yapmak, bu güzel insanların sevgisini kazanmak benim için gurur verici. Devletin kapısı halka her zaman açıktır. Şehrimizde halkla iç içe olmayı sürdüreceğiz. Sakarya İl Emniyet Müdürlüğü olarak, tüm mahalle muhtarlarımızla, esnaflarımız  ile, vatandaşlarımız ile  devamlı iletişim halindeyiz. İstişare kültürüne dayalı hizmet anlayışımızla Sakarya’mızın  asayiş ve güvenlik yönünden daha huzurlu bir şehir olması için işbirliği içinde çalışmaya devam edeceğiz. Halk ile iç içe olduğunuz zaman sorunlara, hızlı  çözüm önerileri bulabiliyorsunuz. Sakarya halkıyla çok güçlü bir bağımız var. Başarılı olmanın temelinde ‘halkla iç içe’ olmak vardır diye düşünüyorum.

Daha Fazla Göster
Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu