Röportaj

Örnek bir koordinasyon sağladık Başarılı bir süreç atlattık

Örnek bir koordinasyon sağladık

Başarılı bir süreç atlattık

Pandemi sürecinde örnek bir koordinasyon sağladıklarını ve başarılı bir süreç geçirdiklerini söyleyen AFAD Sakarya İl Müdürü Hüseyin Kaşkaş, önemli bir noktaya temas etti; ‘Asıl afet öncesine ağırlık vermek gerekiyor. Yarın belki de hiç ismini duymadığımız bir afet ortaya çıkabilir. Bize düşen görev öncesinde hazırlıklı olmaktır.’ 

Afet ve Acil Durum Başkanlığı (AFAD) Sakarya olarak pandemi sürecinde hangi çalışmaları yürüttünüz?

Bence bu işe afetin tanımını yaparak başlamak lazım aslında. Toplumun belli bir kesiminin veya tamamının normal hayat akışını durduran veya kesintiye uğratan ekonomik, psikolojik, sosyolojik sonuçlar doğuran, can ve mal kaybına neden olan ve acil müdahale gerektiren olayların tamamına biz afet diyoruz. Afet deyince aklımıza depremler, sel ve su baskınları, heyelan, yangınlar, teknolojik kazalar geliyor. Ben de diyorum ki öyle afetler var ki deprem yanında hafif kalır. KBRN dediğimiz kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer afetler var ve bu afetler diğer bütün afetlerden daha tehlikeli. Depremden bin kat daha tehlikeli. Şu an yaşadığımız bir süreç var. Peki bu bir afet mi? Evet. Hem de dünya çapında bir afet. Deprem lokal bazda oluyor. Marmara depremi bölgesel çaplı olmuştu, şu anda dünyayı sarsan pandemiyi düşündüğümüzde deprem bile onun yanında lokal kalıyor. Pandemi tam da afetin, dolayısıyla AFAD’ın konusu. Afetin üç tane aşaması var, afet öncesi, sırası ve sonrası. Türkiye olarak hangi tür afet olursa olsun afet anı ve sonrasında emin olun dünyanın önündeyiz. Afete hızlı ve etkili müdahale etmede, afet sonrasında bozulan hayatın kısa sürede normale dönmesini sağlama konusunda dünyanın önündeyiz. Biz bugüne kadar deprem yaşadık, heyelan sel ve su baskınları yaşadık. Normalde afetlerde birinci derecede koordineyi AFAD yapar ama bu pandemi olduğu için bu işin birinci elden koordinasyonunu Sağlık Bakanlığı yaptı. Emin olun şu anda dünya, bu sürecin yönetiminde bize gıpta ediyor. Diğer afetlerde zaten böyleydik. Bu süreçte de afet anı ve sonrasında müdahalede dünyanın önündeyiz. Diğer ülkelerde binlerce insanımız var. Salgın ortaya çıktı, kapılar kapandı, orada kaldılar. Belki de yeryüzünde başka bir devlet yoktur ki o ülkelerdeki vatandaşlarımızı getirtti. En az 60 bin civarında vatandaşımız özel uçaklarla getirilerek ülkemizdeki KYK yurtlarında 14 gün karantinaya alındı. Biz de ilimizde misafirlerimizi ağırladık. AFAD olarak gelişlerinden, yurtlarına yerleştirilmesine kadar koordinasyonlarında görev aldık. 30 personelimiz dönüşümlü olarak görev yaptı. İlk etapta gelen herkesin hasta olduğu düşünülüp kimse çalışmak istemedi. Bu da afet öncesi konularla ilgili çalışma yapılması gerektiği ve personelin bilgilendirilmesi gerektiğini ortaya koydu. Türkiye’de kurumlar arasında örnek olabilecek bir koordinasyon sergilendi. AFAD olarak diyelim ki misafirlerimiz bakkaldan bir şey almak istedi ya da yakınları bir eşya getirdi bunları kendilerine biz ilettik. Hamile bir misafirimizin eşi dışarıdan temin edilmesi için bir liste yapmış, listeyi aldık. Sezon itibariyle henüz çıkmayan ürünler bile vardı. Geldiklerinde Cumartesi günüydü ve sokağa çıkma yasağı vardı. Bunları nereden temin edeceğiz diye düşündük ki temin etmekte güçlük de çektik. Tabi onlar için de bizin içinde zor bir süreçti. Biraz gecikince şikayet etmişler, onlara şunu anlattık; bu hem sizin hem ailenizin hem de ülkemizin geleceği için hastalıktan etkilenilmemesi, sağlık ve güvenlik için devletimizin almış olduğu bir tedbirdir. Onlar da sonra anlayışla karşıladılar. Çok teşekkür edenler oldu. Temizlik hizmetini biz verdik. Çocukları olanlara oyuncak aldık. Misafirlerimize geldikleri ülkeleri ve oradaki durumu sordum, kaç kişiye sorduysam hepsi de ‘felaket, berbat. Biz ülkemize gelince insan olduğumuzu anladık’ dediler. En zor süreçlerden biri de misafirlerimizi evlerine göndermek oldu. Onu da AFAD olarak biz yaptık. İlk grup 77 diğeri de 60 küsur ile gönderildi. Peki bunu nasıl planlayacağız diye düşündük. Herkesi evine kadar götürelim istiyoruz ama mesela buradan Trabzon’a kadar 3-5 kişi var onları götüreceğiz, Artvin’e de bir kişi gidecek, şimdi Trabzon’dan Artvin’e 1 kişi için 45 kişilik bir otobüs gidecek. Çok zor bir planlamaydı ama arkadaşlarımızda hepsini planladık. Çıkarken yoğunluk olmasın diye çalıştık. Misafirlerimiz memleketlerine gece varmasınlar, gece sokakta olmasınlar diye tüm planlamalarımızı yaptık. Adeta dantel örer gibi düşündük. Ayrılırken üniversiteli bir misafirimize ‘memnun kaldınız mı?’ diye sordum, ‘annem duymasın ama annemden daha iyi baktınız bize’ dedi. Eşini, kızını, oğlunu almak için özel araçlarla gelenler de oldu. Bir doktor geldi, ‘niye zahmet ettiniz, göndereceğimiz otobüs rahattı, güvenli bir şekilde gönderecektik’ dedim. Bana, ‘aynen sizin gibi düşünüyorum ama annesi en azından oraya kadar git kızımızı al dedi ben de geldim ama gözlerim doluyor sizin şu ortaya koyduğunuz çabanız, devletimizin ortaya koyduğu çaba beni şaşırttı ve devletimizle bir kez daha gurur duydum’ dedi. Tabi bu bizim için bir tecrübe deneyim oldu. Bu süreci Sakarya olarak başarılı bir şekilde atlattık. AFAD olarak Maltepe’de valiliğimize bağlı 112 çağrı merkezi var. Bu süreçle birlikte oraya gelen çağrı sayısı 10’a katlandı. Orada çalışanlar da sınırlı. Devletimiz oraya üç aylığına eleman aldı. Sapanca’da yine bir KYK yurdu, Arifiye’deki Muhammet Fatih Safitürk yurdu kısa süreli olarak hastaneye dönüştürüldü. Buralarda da temizlik ve temizlik malzemesi desteğini biz üstlendik. Takdir etmek gerekir ki bu süreçte sağlık teşkilatımız canla başla çalıştı. Biz de kurum olarak onlara destek vermeye çalıştık. Bu işte direkt görevli kurumlar; AFAD, sağlık, emniyet, Kızılay olarak bir taraftan bu işle mücadele etmek durumunda kaldık bir taraftan da kendi personelimizi de korumamız ve kollamamız gerekiyor. Diyelim ki bir savaş var, mecbur cepheye gidip savaşacağız ama zayiat vermeden de geri dönmemiz lazım. Bu da öyle bir süreçti. Personelimizin bu durumdan etkilenmemesi için ilk andan itibaren bütün tedbirleri aldık. Çok şükür hiçbir sıkıntı yaşamadan bugüne geldik. Mesaj göndererek, mektup bırakarak, arayarak teşekkür eden çok insanımız oldu. Biz de tabi mutlu oluyoruz, yorgunluğumuz gidiyor. AFAD olarak yine rutin görevlerimizi de 7/24 yapmaya devam ettik. Sürecin bir de ekonomik maliyeti oldu. 1 milyon 738 bin 682 TL harcama yapmışız. Bu sadece AFAD olarak bizim yapmış olduğumuz harcama. Kızılay ve Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’müzün de yapmış olduğu harcamalar var. Hepsini topladığımızda belki de sadece bu iş için ilimizde yapılan masraf 5 milyon civarındadır. Bunu bir de Türkiye geneline uyguladığımızda ne kadar maliyeti olduğunu görmüş oluyoruz ama çok şükür bunları hiç kısıtlama yapmadan karşıladık.

Misafirlerin özel talepleri oldu mu?

Mesela 88 tane şoför vardı, bizden hemen bir şeyler istedi. ‘Param var, aracımın şu muayenesini yaptırın’ dedi. Paranın da aslında çok değerli olmadığını bu süreçte anlamış olduk. Kimse paralarını tutmak istemedi, kendisine ya da parayı verdiği kişiye bulaşırsa diye korktu. Parasını bir poşete koydu, camdan attı. Kimse dokunmadı. Şarjımız yok dediler şarj aldık. Bazı yemek taleplerinde bulundular. Yani böyle lokal sorun ve talepler oldu. Bunun dışında çok şükür bir sorun olmadı. Yüzde 99 memnun kaldılar. Orada görev yapan arkadaşlarımız onları memnun etmek için ellerinden geleni yaptılar. Doğum günü kutlaması yapıldı, bazı eğlence programı yapıldı.

Bundan sonra afet öncesi çalışmaları daha fazla ağırlık verilecek mi?

Evet, asıl afet öncesine ağırlık vermek gerekiyor. Bundan sonra salgın hastalıkları da dikkate almak lazım. Özellikle KBRN dediğimiz nükleer afetleri kesinlikle gündeme alıp bunların öncesinde ne yapmamız gerektiğinin üzerinde durmalıyız. Bir afet olduğunda insanlar hemen ‘AFAD nerde?’ diyor. Peki ben ne yapacağım? Tek cümleyle söylüyorum; afet zaten olmuş, biz gelip ne yapacağız? Bunun için öncesinde neler yapabileceğimizi konuşmalıyız. Biz afet çantası diyoruz, demek ki bundan sonra afet çantasında; en az 50-100 tane maske, koruyucu elbise, eldiven olacak. O esnada kullanmamız gereken malzememiz neyse onların da çantamızda olması lazım. Bunun öncesinde hazırlık yapmamız gerekiyor. Biz çok hazırlıksız bir milletiz. Eğitimlerde de bunu anlatırken yaşadığımız riskleri sayıyorum bu riskler karşısında o kadar tedbirsiz bir milletiz ki aslında biz tesadüfen yaşıyoruz. İlk sokağa çıkma yasağını hatırlayın, ben evdeydim camdan bir baktım aman Allah’ım, arabalar vızır vızır, sanki kıyamet kopuyor. Yahu Cumartesi Pazar, iki gün… Evde hiçbir şeyimiz mi yok. Şekerimiz, çayımız, bir bidon suyumuz yok. Hazırlıksızız. Biz eski insanları pek dikkate almıyoruz ama emin olun o insanların bütün her taraf kapansa 1 ay 3 ay kendisine yetecek yiyeceği mevcut. Ders almak lazım. Herkesin evinde bir çuval unu olmalı, bir bidon suyu olmalı, gıdaya yönelik bazı malzemeler olmalı. Tedbirimizi almalıyız. Yaşadığımız dünyada her an her şey olabilir. O bakımdan öncesinden bu tedbirleri almamız lazım. Bu süreçte bunu da anlamış olduk. Bir de bu süreçte şunu anladık; demek ki kahveye gitmeden de oluyor. İnsanlar evlerine çocuklarına eşlerine daha fazla vakit ayırmaya başladı. Dışarıda yemek yemeden de olduğunu, evde ekmek yapabildiğimizi gördük. Bu süreç aslında bize çok ders verdi. Asla gevşetmemek de lazım ama Çark Caddesi’ne bir çıktım, yemek yerleri hemen dolmuş. Tabi ki sektör, para kazanacak ama kurallara uymak lazım. Gerekli tedbirleri almazsak tekrar başa dönebiliriz. Bu süreç zengin fakir, ünlü ile ünsüz hiçbir ayrım yapmadı. Aslında bu virüs adil bir virüs. Dünyanın süper güçleri kendini ilah gören ve ülkeler kaçacak delik aradılar. Öksüz yetim bırakılan, yakılan yıkılan bombalar yuvalar çocuklar var. Dünyanın da bir kaldırma kuvveti gücü var. Tabiatı, doğayı hunharca kullandık. Dünyanın da bir kapasitesi var. Yapmadığımız şey kalmadı. İki üç aydır kimse mağazalara gidip alışveriş yapmıyor, çıplak mı kaldık? Belki de ölünceye kadar yetecek kıyafet var. Öbür taraftan yiyeceği olmayan ekmek bulamayan bırak temizliği içecek su bulamayan milyonlarca kişi var. AFAD mantığıyla biz şunu söylüyoruz; afet sadece deprem sel ve su baskını değil, çığ değil. Salgın hastalıklar, belki de yarın hiç ismini duymadığımız bir afet ortaya çıkabilir. Bize düşen görev öncesinde hazırlıklı olmaktır.  

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu