Kültür SanatRöportaj

NEY EĞİTİMİNE HAYATIMI VERDİM

 Sakarya’nın ünlü Neyzenlerinden Yunus Uray, 1989 yılında Sakarya’da doğdu. 1998 yılında Neyzen Hakan ALVAN’dan ney dersleri almaya başladı. Kültür Bakanlığı Klasik Türk Müziği Topluluğu’nun çalışmalarında ve konserlerinde görev aldı. Sakarya Üniversitesi Devlet Konservatuarı Temel Bilimler Müzikoloji Bölümü’nü kazandı. Konservatuvarda Klasik Kemençe (İstanbul Kemençesi) eğitimi almaya devam etmektedir. Sakarya Üniversitesi Müzik Araştırmaları Topluluğu’nun kurucularındandır. Bu toplulukla birlikte dünyanın birçok ülkesinde müzik araştırmaları yaptı ve konserler verdi. Bugün, Sakarya Tasavvuf Kültürünü Tanıtma Derneği ve Uray Sanat Atölyesi bünyesinde Ney dersleri vermektedir.

Ney eğitimine hayatımı verdim.

Hayatım hocam Neyzen Hakan ALVAN’ın yanına gidip gelerek ders almakla geçti diyebilirim. Sakarya’da yaşamam münasebetiyle neredeyse her hafta Sakarya-İstanbul arası uzun tren yolculuklarıyla geçen bir çocukluğum ve gençliğim oldu. Arkadaşlarım sokakta oyunlar oynarken ben evimde oturur, elimde neyim saatlerce eserler üfleyerek ve çalışarak zamanımı geçirdim.

Bugün Sakarya’daki çoğu öğrencimiz birkaç cadde uzaklıkta olan derslerine gelmekte bile zorlanıyorlar. Bu iş, özveri ve sabır işi… Şimdiki gençler hemen sonuç istiyorlar, kısa sürede mucizeler yaratmak istiyorlar ama maalesef sanat ve müzik böyle bir öğrenim yapısı içerisinde değil. Burada öğrencileri suçlamıyorum, yaşadığımız dönem her şeye kolay ulaşılır bir dönem… İnsanlarımız bir şeyleri çaba göstererek azimle elde edilebileceklerini unuttular.

Hocamın evinde yatılı kalırdım

O zamanlar Sakarya’dan İstanbul’a gidip gelmek bugün olduğu gibi kolay ve hızlı değildi. Her saat tren ya da otobüs bulunmuyordu. Bu sebeple İstanbul’a gittiğimde hocamın evinde dersimizi yapar, akşam yemeğimizi yer ve tekrar ney üflerdik. Uyku vakti geldiğinde hocam yatağımı hazırlardı. Ders gününün gecesi hocamın evinde yatılı kalır, ertesi gün güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra beni biraz daha dinler ve Sakarya’ya yolcu ederdi.

9 kardeşiz ve hepimiz sevdiğimiz meslekleri yapıyoruz.

9 kardeşin en küçüğüyüm, bu yıl nisan ayında aramızdan ayrılan rahmetli babamız Hasan URAY’ın biz çocuklarına hep söylediği bir söz vardı. “Evladım hangi işi yaparsanız yapın, sabah yataktan kalktığınızda mutsuz olmayacağınız işler seçin.” Bizlere bu güzel tavsiyeyi veren babamıza daima duacıyız. Bize aslında hayattan nasıl zevk alınacağını öğretti. Tüm kardeşler olarak kendi sevdiğimiz, ilgi duyduğumuz alanlarda işler yapıp hayatımızı devam ettirmekteyiz.

Kendi öğrencilerinin neylerini kendin yap

Ders verdiğim kurumlarda, öğrencilerimin neylerini ilk yıllarda İstanbul’da bulunan ney atölyesi sahibi arkadaşlarımdan temin ediyordum. Öğrenci sayımız arttıkça atölyede neyleri yetiştirmek için yardım etmeye başlamıştım. Kamışları temizlemekle başlayan yardımlarım, düzeltmeye ve delik yerlerini belirlemeye kadar ilerlemişti. Bunun üzerine arkadaşım ve dostum Kamil AYDIN’ın “her sene seninle mi uğraşacağım, artık kendi öğrencilerinin neylerini kendin yap” demesiyle başlayan ney yapımı, bir zaman sonra daimi işim olmaya başladı.

Sakarya’nın tek ney yapımcısıyım.

2013 yılında amatör olarak yapmaya başladığım ney yapımcılığı, 2018 yılında daimi işim oldu. 2018 yılında Sakarya’nın tarihi Kapalı Çarşı pasajında açtığım 10m2’lik atölyeyle başlayan atölye çalışmalarım, bu yıl itibariyle tiyatro sanatçısı eşim Özlem URAY ile birlikte kurduğumuz Uray Sanat Atölyesi’nde devam ediyor. Atölyemizde bireysel ve toplu ney meşkleri gerçekleştiriyoruz. Atölyemizde neyin yanı sıra alanında uzman sanatçı arkadaşlarımız tarafından tiyatro, drama, diksiyon, masal atölyesi, kanun, tanbur ve ud ve başka birçok alanda dersler veriliyor.

250 kişiden biri Neyzen olur.

Neyin sesi çoğu kişinin hoşuna gider, bir hevesle ney dersi veren yerleri ararlar, buldukları kurslara katılan yüzlerce kişi kısa bir zaman sonra kursu da neyi de bırakırlar. Bunun asıl sebebi neyin diğer enstrümanlar arasında ses çıkartması ve icrası en zor olan enstrümanlardan biri olmasıdır. Yapısı çok basit ama icrası en zor olan bu tür enstrümanlar çokça sabır ve zaman gerektirir. Hocamın bir sözü vardır bu konu ile ilgili “bu enstrümana 250 kişi başlar aralarından sadece biri neyzen olur”. Bizim de kıstasımız böyle; onlarca kişinin arasından gerçek anlamda bu enstrümana vakit ayıracak, sabır gösterecek kişiyi ararız. 

Ya hoca ya da öğrenci öldüğünde ders biter.

Bizim öğretim ve öğrenim şeklimiz biraz farklıdır, bizde usta-çırak ilişkisi vardır. 1998 yılından bu yana hocamla dersimiz halen devam eder, ders bitmez, bitemez çünkü öğrenmenin sınırı ve sonu yoktur ki. Bir gün hocama sormuştum, bizim dersimiz ne zaman bitecek diye, o da bana “ya sen öldüğünde ya da ben öldüğümde” demişti. 1998 yılında çalan o ilk ders zilinden 22 sene sonra bile hiç teneffüs zili çalmadı. Her gün yeni bir ders, her hafta yeni bir çalışma… Gelişim daima devam eder. Kim ben oldum derse aslında hiç başlamamıştır.

Yaşayan en büyük Neyzen ( Kutbun Nâyî Niyazi SAYIN )

1927 doğumlu usta Neyzen Niyazi SAYIN yaşayan en büyük neyzen olarak Kutbun Nâyî yani Neyzenlerin Kutbu olarak adlandırılır. Niyazi Hoca neyin gelişiminde çok büyük çalışmalar ve yeni icra teknikleri geliştirerek neyi bambaşka bir enstrüman haline getirmiştir. Hocalarımıza çok şey borçluyuz. Bu iki hocamızın söylediği çok güzel bir söz vardır “bizlere hoca/kutup diyorsunuz ama bizler musiki okyanusunun sahiline varıp sadece paçalarımızı sıvadık” derlerdi. Niyazi Hocamıza 2014 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri Müzik Ödülü verilmiştir. Rabbim Aka Gündüz KUTBAY hocamıza rahmet, Niyazi SAYIN hocamıza da sağlıklı ömürler ihsan eylesin.

Sanatı ve sanatçıyı korumak

Benim gibi bir çok arkadaşım bu enstrümanın yapımı ve tanıtımı için canla başla çalışıyor. Maalesef ülkemizde görmediğimiz değeri başka ülkelerden görüyoruz. Ülkemizde verdiğimiz konser veya dinletilere katılımcı sayısı o kadar az ki, bazen kendi kendimize çalıp söylediğimizi zannediyoruz. Avrupa’da verdiğimiz konserlere ilgi o kadar çok ki, salonlar hep dolu, insanlar büyük bir merakla ve ilgiyle yapmış olduğumuz müziği dinliyorlar. Ülkemizde güzel sanatlardan biriyle profesyonel olarak ilgilenmek boşa zaman kaybı olarak görülüyor. Memleketimizde ne yeterli miktarda konser salonu ne de yeteri kadar teşvik var. İnsanlar bizleri sadece eğlence olsun diye dinliyorlar; oysa biz sanatçılar insanların duygularına her an tercüman olan kişileriz.

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu