Yazarlarımız

Ketojenik Diyet

Sevgi Kolaylı Prof Dr., KTÜ Fen Fakültesi, Biyokimya Anabilim Dalı

Türk toplumunda diyet denince akla ilk zayıflamak gelmektedir. Oysa diyet, sağlıklı ve dengeli beslenmenin adıdır. Dengeli bir beslenme vücudun ihtiyacına göre düzenlenmeli ve su, şeker, protein, yağ, lif, vitamin ve minerallerden oluşan obeziteye yol açmayacak bir diyet olmalıdır.

Çağımızın kanser dışında en büyük sorunu beslenmedir. Çünkü obezite, diyabet, sindirim sistemi hastalıkları, kalp-damar rahatsızlıkları gibi çok sayıda hastalık etmeni beslenme sorunları neticesinde ortaya çıkmaktadır. Bu hastalıklar, aşırı veya hatalı beslenmeden ileri gelen rahatsızlıklar olarak tanımlanırlar. Obezite ile mücadele etmek ve ayrıca estetik kaygılar sebebiyle ortaya çıkmış çeşitli zayıflama diyetleri bulunmaktadır. Bunlara örnek olarak Ketojenik, Karatay, Dukan, Atkins, Paleo, açlık diyetleri gibi çok sayıda diyet tiplerini saymak mümkündür.

Ketojenik diyet nedir? Ketojenik diyet, karbonhidratın çok az, proteinin gereği kadar alındığı; yağ ve yağlı gıdalarca zengin diyet olarak adlandırılmaktadır. Bu diyet programında alınan günlük kalorinin %60-70’lik bölümü yağlardan,%5-10’luk bölümü karbonhidrat yani şekerlerden ve geri kalanı proteinlerden sağlanmaktadır. Bu diyetin amacı, kısa sürede vücutta biriken yağların yıkımını hızlandırarak kilo vermektir. Kısaca, tahıllar, meyveler, bal, patates ve baklagillerden uzak; et, yağlı besinler, kuruyemişler ile bol su içeren bir diyet türüdür.

Karbonhidrat(şeker), protein ve yağ üç temel besin ve enerji kaynağımızdır. Beslenmeyle fazla miktarda aldığımız proteinler ve şekerler vücudumuzda daima yağlara dönüşerek depolanırlar. Ancak yağlar, şeker ve proteinlere dönüşemez. Hatta yağların ve proteinlerin yakılabilmesi ve kullanılabilmesi için şekerlere ihtiyaç vardır. Yağ dokusu arttıkça kilo alırız.

Sağlıklı bir bireyin açlık kan şekeri (AKŞ) ortalama 70-95 mg/dL arasında olup, karaciğerin önemli görevlerinden biri, açlık kan şekerini sürekli bu sınırlar içinde tutmaktır. Yüksek ise düşürmek, düşük ise yükseltmektir. Karaciğer vücudun 1 günlük şeker ihtiyacını karşılamak için bir miktar şekeri glikojen olarak depolar. Yani 1 gün aç duran bir kişinin şeker ihtiyacı karaciğerde depolanan şeker ile sağlanır. Karaciğerdeki glikojen deposu bitince karaciğer kas proteinlerini yakarak şeker ihtiyacını karşılar ve kaslar erimeye başlar.

Beyin ve kırmızı kan hücrelerimiz(alyuvarlar) enerji kaynağı olarak sadece şekeri yani glukozu kullanırlar. Peki, yağların enerjisi çok olduğu halde beyin neden yağları enerji kaynağı olarak kullanamaz? Suda çözünmeyen yağların beyin dokusuna taşınması için proteinlere (lipoproteinlere) ihtiyaç vardır. Lipoproteinler ise çok büyük moleküller oldukları için kan-beyin bariyerinden geçemezler, yani beynimize ulaşamazlar. Bu nedenle beyin, yağları enerji kaynağı olarak kullanamaz.

Kırmızı kan hücrelerimizin görevi oksijen taşımak olup mitokondrileri bulunmaz. Yağlar mitokondrilerde yakıldıkları için de kan hücreleri tarafından kullanılamazlar. Dolayısıyla özellikle beyin ve kırmızı kan hücreleri için şeker çok önemli bir enerji kaynağıdır.

Uzun süreli açlık veya şekerden uzak bir diyette karaciğer önce kas proteinleri kullanır, sonra beynin enerji ihtiyacını karşılamak için yağları suda çözünebilen formları olan keton bileşiklerine yani asetona dönüştürür. Böylece beyin geçici bir süre yağlardan enerji ihtiyacı karşılanır. Kanda giderek artan keton seviyesi ile birlikte idrarda aseton görülür, ağızda aseton kokusu oluşur ve bu ketozis kontrol edilmezse kanın asiditesi etkilenir ve asidoz denen koma durumu oluşur.

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu