Yazarlarımız

“KEŞKE” Mİ DİYORSUNUZ “RAĞMEN” Mİ?

Münir Ali Kara

Vazgeçtiğiniz işlerin sayısı yaptıklarınızı geçmeye başladığında artık mutsuz bir insan olursunuz. Oysa geçmişte başardıklarınızı düşünmelisiniz. En basitinden bitirdiğiniz okulları. Geride bıraktığınız engelleri.

Psikolojide “akla uydurmak” diye bir savunma mekanizması var. Aklımızın önüne geçiyor ve bahaneler buluyor. Bu sayede başarısızlıklarımıza kılıflar uyduruyoruz. “Bizim de elimizden tutanımız olsaydı, neler neler yapardık” diyoruz. Kendimiz ikna olmakla kalmıyor başarısızlıklarımıza etrafımızdakileri de inandırıyoruz. Yakın çevremizdekiler de “Haklısın! Eğer sana da fırsat verilseydi, çok daha iyi yerlerde olabilirdin” diyor. Oysa hayat keşke diyenlerin değil rağmen diyenlerin başarılı olduğu bir yapıda. Ben mesela; bir köy okulunda okumuş olmama rağmen, 10 yaşında yetim kalmış olmama rağmen, ilçedeki okulda eğitim almış olmama rağmen, zorlu bir hayat yaşamış olmama rağmen kolejlerde okuyanların kazanmakta zorlandığı (pek çoğunun da normal olarak kazanamadığı) üniversitede eğitim görmeyi başardım. Ama eğer ben, “Biz de zengin çocuğu olarak dünyaya gelseydik, babamız bizi el bebek gül bebek büyütseydi, özel okullarda okusaydık ve özel hocalardan ders alsaydık biz de çok iyi üniversiteler kazanabilirdik” diyebilirdim. Bunu bir an bile düşünmedim. Sadece yapabilmeyi hedefledim. Sonrasındaki süreçte tüm hedeflerime ulaştığımı söyleyemem. Ama tüm hedeflerime ulaşmayı denedim. Halen kafamda gerçekleştirmeyi düşündüğüm pek çok hedefim var. Çevremdeki pek çok kişi “o iş senin dediğin kadar kolay olmuyor” diyor. Ama ben zaten kolay olan işleri sevmiyorum ki. Bence bir şeyi yapmayı önce hayal edersiniz. Zaman içinde o şeye ulaşmanın yollarını ararsınız. Hayal ete kemiğe bürünmeye başlar. İmkansızlıkları unutup imkanları araştırırsınız. Sonunda iş plan yapmaya gelir. Günü geldiğinde artık o işin mümkün olması imkansız olmasından daha yüksek ihtimale kavuşur.

Bir şeyleri yapmayı denerken “Kimseyi dinlemeyin” demiyorum. Sadece dinlediğiniz kişilerin sizin enerjinizi çalmasına müsaade etmeyin. Size bir işi nasıl yapamayacağınızı anlatır çoğu insan. Farkında olmadan motivasyonunuzu düşürür. Hatta çevrenizdekilerin söyledikleri yüzünden denemekten vazgeçtiğiniz olur.

Vazgeçtiğiniz işlerin sayısı yaptıklarınızı geçmeye başladığında da artık mutsuz bir insan olursunuz. Oysa geçmişte başardıklarınızı düşünmelisiniz. En basitinden bitirdiğiniz okulları. Geride bıraktığınız engelleri. Kimsenin hayatı güllük gülistanlık değildi ki. Ben mesela. Römorklu traktörü geri geri kullanamayacağıma emindim. Ama babam ile amcam rahmetlik olduğu için evde traktörü kullanması gereken kişi bendim. Bir gün arabayı alıp düzlük bir alana gittim. Saatlerce denemem gerektiğini düşünüyordum. Ama sadece birkaç deneme sonrasında yapabildiğimi gördüm. Bu anlattığım şimdi gözümde çok kolay görünüyor. Ama sadece 10’lu yaşlarda bir çocuk için hiç de kolay değildi.

Bir gün dergimizin Editörü Erkan Çiftçi bana geldi. Henüz tanışmıyorduk. “Ben bu şekilde bir dergi hazırlamak istiyorum” dedi. Ben de “Süper olur. Şunları şunları yaparız. Zor olur ama hallederiz” dedim. Erkan, bana bakıp, “Yapabileceğimize inanıyorum. Ama kimse bize inanmıyor” dedi. Hayal vardı. Zamanla plan oldu. Sonunda bizim nazarımızda eleştirilecek çok noktası olmasına rağmen okunmaya değer bir dergi ortaya çıkmış oldu. Zaten o dergiyi hazırlarken de “En kötü dergimizi basıyoruz” demiştik. Çünkü her dergi bir öncekinden daha güzel olacaktı. Eğer denememiş olsaydık aklımız bize mutlaka yardımcı olacaktı. “Kimse bize bu konuda yardımcı olmadı. Yardımcı olsalardı kolayca yapabilirdik” diyecektik. Belki de, grafik tasarım konusunda yol gösterici kimse yoktu. Olsaydı harika bir dergi yapabilirdik” diyecektik. Yani “keşke” diyecektik. Oysa biz “rağmen” demeyi tercih ettik.

Mükemmel bir şey yapmadıysak bile kendi çapımızda bir hedefi geride bırakmış olduk. Genel olarak yayın kuruluşları ile ilgili ömür biçmeler meşhurdur. Biz hep öyle yaparız. “Üç sayı çıkmaz” , “altı aya gitmez” tadında cümleler sıklıkla duyulur basın camiasında. Bu da aslında inceden bir motivasyon sağlar. Onun için yayın kuruluşlarının yıldönümlerinde genel olarak “Bizim için şu kadar çıkar, sonra yok olur gider” diyorlardı şeklinde cümleler duyarsınız.

Basın öyle bir şeydir ki şimdiye kadar yaptıklarınızın değer kazanabilmesinin tek yolu başarınızı devam ettirmektir. Öğrenciyken büyük gazetelerden birinde çalışıyordum. Biz haber bulmak için gayret ederken kızın biri yan odada oturuyordu. İstihbarat şefi onun için haber buluyor, bulduğu haberler de genel olarak gazetenin ön sayfasında değer buluyordu. Kızın gittiği iç çamaşırı defilesi de olabiliyordu, siyasi haber de. Eğer magazin tarzında bir haberse verilen ekte manşet oluyordu. Siyasi içerikli bir haberse ön sayfadan anonslanıyordu. Kızın bizden bir fazlası da yoktu aslında. Çok güzel değildi. Yazı dili bizden iyi değildi. Diksiyon konusunda biz belki de ondan çok daha iyiydik. Sonunda kızın akrabalık bağlarının güçlü olduğunu öğrendik. O kız halen ulusal kanallarda program yapıyor. O kollanmalar onun işine yaradı belki. Ama bizi de motive etti. Biz o gün “Bizim de arkamızda dayımız olsaydı keşke” diye düşünmek yerine “Bizim arkamızda dayımız olmamasına rağmen” deyip yolumuza devam ettik.

Şimdi de o şekilde yapıyoruz. Başarılı olma konumuz tartışılır. “Bu kadar emek harcadın da ne oldu” sorusunun cevabı servet, makam mevki midir? Değildir aslında. Özgüvendir. Bugün mesela; her şey yerle yeksan olsa yeniden ayağa kalkabilecek gücü bulmaktır. Benim inancıma göre bir insan ölümüne dahi kendi karar verir. Doktorlar genel olarak “Hasta tedaviye cevap vermiyor” derler. Çünkü akıl artık ömrün tamamlandığına ikna etmiştir bedeni.

Hasta artık tedaviye cevap vermenin gereksiz olduğunu düşünmektedir. Onun için ölümü kabullenmiştir. Denizde boğulanlar ne zaman ölür? Çırpınmayı bıraktıklarında. Ölüme ikna olduklarında. “Keşke” dediklerinde ölürler aslında. “Keşke bir cankurtaran gelseydi” düşüncesini kabullenirseniz ölürsünüz. Oysa “cankurtaran gelmeyecek olmasına rağmen” hayatta kalmak da mümkündür. Kurtulanlar bu şekilde kurtulmuştur. Onun için hayatınızın anahtar kelimesini doğru seçmelisiniz. “Keşke” ölüme, “rağmen” başarıya götürür.

Denizde boğulanlar ne zaman ölür? Çırpınmayı bıraktıklarında. Ölüme ikna olduklarında. “Keşke” dediklerinde ölürler aslında. “Keşke bir cankurtaran gelseydi” düşüncesini kabullenirseniz ölürsünüz.

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı