Röportaj

Görevi emredersiniz de sevgiyi emredemezsiniz

Sürecin emniyeti onlara emanetti… Sakarya İl Emniyet Müdürü Fatih Kaya, görev aşkına vurgu yaptı, ‘Görevi emredersiniz de sevgiyi ve fedakarlığı emredemezsiniz. Dayanışmamız hat safhada. Herkes birbirine yardım etmek için çaba sarf etti. Bu yarışta herkes bayrağı alıp en önde koştu. Bunlar çok büyük mutluluklar, bizi biz yapan unsurlar’ 

Pandemi sürecini Emniyet Müdürü olarak nasıl değerlendirirsiniz, bu süreci nasıl yönettiniz?

Salgın önce Çin’de başladı ve sonra birçok ülkeye sirayet etti. Biz de salgınla ile ilgili söylentileri önce basın vasıtasıyla duyduk ve sonrasında bizim ülkemizde de vakalar görülmeye başladı. Ülke gündemine de ani ve hızlı bir giriş yaptı. İşin doğrusu fikri hazırlık fırsatı doğdu bizim için. Böyle durumlar çok uzun süreçlerde bir yaşanıyor. En son sanıyorum 1900’lerin başıhda İspanya pandemisi vardı. Yakın bir tarihte de ülke olarak böyle bir felaketle karşılaşmadığımız için şahsi olarak ‘emniyet olarak ne yapılabilir’ diye sürekli düşünüyordum. Bizim de kendimize göre düşüncelerimiz oldu, esnek bir planlamayla merkezden gelen yönlendirmelerle bir kere arabayı düzgün ve doğru bir yola kurduk. Sonradan da o yol üzerinde çeşitli düzeltme ve gelişmelerle hem Türkiye hem emniyet teşkilatı hem de özelinde Sakarya emniyeti olarak harika bir süreç yönetimi gerçekleştirdik.  Tabi bu yönetimi, sayın Cumhurbaşkanımız, bakanlarımız, ve valimizle birlikte çok güzel bir koordinasyonla yaparak dünya çapında en iyi ve en asgari kayıpla atlatan ülkelerin başında geldik. Sakarya’da örnek bir model teşkil ettik. Tabi bu, uyumun öngörünün vizyonerliğin sonucu oldu. Bu süreci iyi yönetme konusunda mutluyuz ama bu konuda acı yaşan bir canın acısını da yürekten paylaşıyoruz. Dünya olarak kolay önüne geçilecek bir durum değil.  Teknolojide ve ekonomide dünya liderliğine soyunmuş ülkeleri görüyoruz, kendimizi onlarla kıyasladığımızda çok iyi durumda olduğumuzu görüyoruz. Gönül ister ki hiç böyle bir durum yaşanmasın ama küresel dünyada buna set çekmek ya da içe kapanmak mümkün değil. Bütün dünyayla entegre olmuş bir milletiz, devletiz. Avrupalı olma, insani değerleri kazanma yolunda iddia sahibi bir devlet olduğumuz ve bizim kategorimizde ya da bizim gerimizde olan ülkelerden bu yarışta önde olan bir devlet olarak haliyle küresel entegrasyonumuzun hat safhada olması gerekir. O nedenle de küresel tehditlerden, küresel salgınlardan kaçınmamız mümkün değil. Dolayısıyla bizim çizgimiz bu zararı en minimum seviyede atlatacak tedbirler geliştirmekti ve bunu başardığımıza inanıyorum.

Sakarya özelinde ne gibi tedbirler aldınız?

Biz lokasyon olarak İstanbul’un bir uzantısı gibiyiz, İstanbul’la çok içli dışlıyız. Yakın bir coğrafyadayız. Zaten ilk başta salgın tehdidini İstanbul’la aynı risk düzeyinde yaşadık.

Kocaeli ve Sakarya’da veriler İstanbul’la aynı düzeyde başladı. Bu coğrafyanın ve lokasyonun bir sonucuydu. Dolayısıyla ilk başta en yüksek düzeyde riske sahip şehir olarak planlamalarımızı yaptık. Şehrin izolasyonunu sağlamak için İstanbul’un bir kapısı olarak Anadolu’dan İstanbul’a gelişleri İstanbul’dan Anadolu’ya gidişleri kısıtlamak üzere yol kontrol noktaları oluşturduk. Öncelikle oluşturulan 22 kontrol noktasını kontrol altına aldık. Ana girişlerde daha güçlü, tali girişlerde keza ona göre daha az sayıda personelle. Bu izolasyonu sağladık. Birçok arkadaşımız fedakar bir şekilde gece gündüz çalıştı. En baştaki görevimiz de yurt dışından gelenlerin bir karantina süresi yaşayarak topluma karışmasıydı. Sayın valimizin başkanlığında Kızılay’ımız, AFAD’ımız, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’müz onun özelinde KYK yurtlarımız ile birlikte burada çok başarılı bir sınav verdik. Avrupa ve Amerika’da bile belki yapılamayacak bir organizasyonla 5 yıldızlı otel konforunda 2 bin misafiri ağırladık. 14 gün boyunca bırakın bir eksiğini en üst düzeyde konforlarını sağlayarak misafir edip evlerine gönderdik. Bir sıkıntı yaşamadık. Sonrasında tabi sokağa çıkma yasakları ilan edildi. Bizim işimizin zorluğu şu, herkes tedbir olarak mesaisini azaltırken veya hiç mesaiye gitmezken bizim yükümüz, mesaimiz daha da arttı. Mesela sokağa çıkma yasaklarında biz personelimizin üçte ikisini gündüz, üçte birini de gece kullanıyorduk. Malum polis gece gündüz 24 saat sürekli hizmet veren bir kurum. Bu tabi bizim işimiz, görevimiz, bunu severek yapıyoruz. İnsanlara faydamız olduğunu görmek, bu düşünceyle hareket etmek işimizi kolaylaştırıyor. İşimize sevgimizi arttırıyor. O açıdan da mutluluk duyuyoruz. Bu motivasyon ve moralle işimizi en iyi şekilde yapmaya çalıştık ve bunu da başardık. İlk başta vaka sayılarının fazla ve yayılım süreçlerinin hızlı olması bizi etkin ve caydırıcı tedbirler almaya yöneltti. Bizim Hıfzıssıhha Kanunu’na göre 870 liradan başlayıp 3 bin liraya kadar giden cezalarımız vardı. Bir de ayrıca kabahatler kanunundan uygulayacağımız cezalar vardı. Bizim amacımız kurallara uyulmasını sağlamak. Nasihat ve bilgilendirmeyle kurallara uyulduğunda bir üst aşamadaki cezayı hiçbir zaman uygulamadık. Önce uyardık ve bilgilendirdik. Bir de tabi tehlikesinin ölçüsüne ve yakınlığına göre biz ceza tatbiki kararlaştırdık. Kimi insanlar 90 metrekare evinde, kimi insanlar 40 metrekare evinden çıkmazken birileri kaçak bir şekilde 10 metrekare yere doluşup kumar oynadı. Bunları vazgeçirmek için tabi ki cezaları en üst düzeyde uyguladık. Bir zaman salgın hızının yoğun olduğunda cezaları en üst düzeyde uyguladık, para yerine konur ama hayat yerine konulmaz. Hayatın tekrarı yok. Tabi ki hastanedeki durumlar, sosyal medyaya yansıyan o vahim hastalık süreçleri bizi de endişelendirdi, halkımız adına kaygı duyduk. Amacımız insanların canını yakmak değil, tehlikeli tutum ve davranışlardan vazgeçirmekti. Halk sağlığı zaten anayasal güvence altında, burada da halk sağlığı tehlike altında. Dolayısıyla bunlarla ilgili devletimiz, valiliğimiz, yetkili kuruluşlar kanunda ön görülen kısıtlamaları yapabilirler. Biz bunu orantılılık ve halkı cezalandırmak değil de daha ziyade yanlış tutum ve davranışlardan caydırmak maksatlı yaptık. Çok ihlal edildiği dönemlerde katı cezalar uyguladık, yumuşak geçişler ya da orantılı normalleşme süreçlerinde biz de cezaları azalttık.  

Sokağa çıkma kısıtlamalarında sizi zorlayan durumlar oldu mu? Vatandaşın genel tavrı nasıldı, kurallara uyuldu mu?

Vatandaşlarımız çok bilinçli. Her şey o kadar güzel, doğal süreçte, doğal mecrada gelişti ki zaten insanlar her şeyi biliyor ve takip ediyor. Diyebilirim ki yüzde 80-90 oranında uyulması gereken kurallara herkes zaten kendisi uydu. Hatta bir otokontrolle esnaflar kendi aralarında birbirlerini denetledi. Üstesinden gelemedikleri durumları, ikazlarını dinlemedikleri kişileri bizimle paylaştı. Buna ben ihbar diyemeyeceğim tam tersi sorumluluk diyeceğim. Çünkü önemli bir şeydi. Birileri harfiyen kurallara uyarken birilerinin sorumsuzluğu başka birilerinin hayatına mal olacaktı. Bir emniyet müdürü olarak haddimi aşmak istemiyorum ama bir vatandaş olarak gözlemim; yukarıdan da çok güzel bir yönetimin olması ve bunun alt tarafa yayılması. Acizane ben ve diğer 81 ildeki emniyet müdürlerimiz çalıştık, sağlık müdürlerimiz çok büyük kahramanlıklar yaptılar zaten, şahidiz. Bizim de önümüzde yürüdüler. Biz de onlara destek vermeye çalıştık. Ülkem ve devletim adına gururlandığım iyi yönetilen bir süreç yaşandı. Başlangıçta ‘nasıl olur, nasıl biter’ diye şahsen kafamı kurcalayan şeyler vardı ama kişisel olarak söylüyorum öngörülerimin üzerinde başarılı bir yönetim süreci oldu.

Son olarak sizin eklemek istediğiniz bir şey mı?

Bu süreçte en can alıcı noktalardan bir tanesi de bir görev ya da emir olmadığı zamanlarda bile arkadaşlarımızın çalışma şevkiydi. Görevi emredersiniz de sevgiyi ve fedakarlığı emredemezsiniz. Bütün arkadaşlarımızda, kendi şehrimde, kendi silah arkadaşlarımda da o ışıltıyı ve coşkuyu gördüm. Her bir yaşlımıza çocuğumuza, mahsur kalan, ihtiyacı olan herhangi bir engelli vatandaşa, ev hanımına hiçbir ayrım gözetmeksizin ellerinden geleni yaptılar. Bunu adata bir sevgi yarışı içerisinde yaptılar. Sokak hayvanlarını, kuşları beslediler. Bu içten gelen bir şey. Bir de hem Türkiye genelinde hem de ilimizde çok sağlam bir aile yapımız, çok sağlam bir toplum düzenimiz var. Dayanışmamız hat safhada. Herkes birbirine ‘aç, susuz kalan var mı?’ diye sordu. Bizim burada da arkadaşlarımız kendi ceplerinden para toplayarak yardım paketleri oluşturup bunun reklamını, sözünü bile yapmadan ev ev dağıttılar. İş adamlarımızdan bir sürü destek geldi. Kimi resmi organizasyonla kimi gönüllü organizasyonlarda… Herkes bu yarışta bayrağı alıp en önde koştu. O çok güzel bir duyguydu. İnsanlarımız da kendine ekmek getiren su taşıyan pazar alışverişini yapan polisleri bağırlarına bastı. Çay ikramlarında bulup dualar ettiler. Bunlar çok büyük mutluluklar, bizi biz yapan unsurlar. Bir devlet düzeni olmazsa, sizin servetinizin ne manası var. Irak, Suriye gözümüzün önünde, düşünün ki servetiniz var, ama seyahat özgürlüğünüz yok, servetiniz var can mal emniyetiniz yok. Bu bizim özellikle de Türkiye gibi dünyanın en güzel coğrafyasında devlet olmanın ve millet olmanın ne demek olduğunu anlatıyor. Bu süreci başarılı bir şekilde yürüttüğümüze inanıyorum.

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu