Yazarlarımız

Geleceğimiz için…

Dünyadaki bütün insanlığa nasıl bir şehirde yaşamak istersiniz diye soru yöneltmiş olsak verecekleri cevaplar şöyle olurdu;

Uz.Dr.Cihan KOLİP

-Dünyanın en uzun kum sahillerinden biri olsun,

-İçme suyu niteliği taşıyan gölleri olsun,

-Şifalı termal su kaynakları olsun,

-Yemyeşil ormanları olsun,

-Yaylaları olsun,

-Kışın kayak yapılabilecek imkanları olsun,

-Longozu olsun,

-Kuş ve balık çeşitleri olsun,

-Verimli tarım arazileri olsun,

-Ülkenin lokomotif sanayileri olsun,

-İçme suyu fabrikaları olsun,

-Büyük şehirlere yakın ve lojistik açıdan değerli bir konumda olsun.

Bütün bunların üstüne, birileri, şehrin ortasından geçen bir de nehir olsun diyebilir.

Çok değerli hemşerilerim, bu noktada dünyanın en şanslı insanlarından olduğumuzu söylersek haksız sayılmayız. Zira yukarıdaki özelliklerin hepsini bir arada taşıyan, üstüne saymadığım daha birçok özelliği olan bir şehirde yaşıyoruz.

Soruyorum, bu denli farklı zenginliklere ve özelliklere sahip dünyada başka bir şehir var mıdır?

Kesinlikle yoktur !!!

 Saydığım özellik ve güzelliklerin aksine, bugün bu şehir büyük bir köy görüntüsüne bürünmüş, birçok konuda bugüne dek geride bırakılmıştır.

Yapılması gereken, bu olağanüstü güzellikleri halkımıza sunmak, onların refah seviyelerini ve yaşam kalitelerini arttırmak; şehri Türkiye’nin ve yaşanabilir, en güzel, en mutlu şehri haline getirmektir.

Önemle belirtmek gerekir ki Türkiye’nin önemli fay hatlarının üzerinde kurulan bu şehirde öncelikle depreme yönelik kentsel dönüşüm projelerinin hayata geçirilmesi ilk vazifemiz olmalıdır.

1999 depreminde onlarca vatandaşımıza otopsi yapan bir kardeşiniz olarak aynı acıların tekrar yaşanmamasını diliyor, yöneticilerin şehrimizi bir sonraki depreme kadar her anlamda hazır hale getirmelerini ivedilikle bekliyoruz.

Üzülerek ifade etmek istiyorum ki, 1999 yılından günümüze şehri yönetenler yaşanan deprem felaketinden zerre ders alamamış, şehrimizin acil ihtiyacı olan kentsel dönüşüm planlarını ne yazık ki uygulayamamışlardır.

Geçmişte zemin bile olamayacak yerlere hatta birinci öncelikli tarım arazilerine imar izni verilmiştir.

İmar barışı ile beton mezarların üzerine ya bir kat daha eklenmiş ya da zeminle oynanarak konutlar dükkana çevrilmiş, zaten mevcut olan risk daha da arttırılmıştır.

Sakarya’da bugüne kadar kentsel dönüşüm yapılamamasının nedeni bunun imkansızlığı değildir.

Halkımızla birebir yaptığımız görüşmelerde, yöneticilerine güven duymadıklarını, yandaşlarına rant sağlayacaklarını düşündüklerini, yöneticilerin liyakatsiz ve vizyonsuz olduklarını, yaşadıkları binaların kendilerine mezar olacağını bildikleri halde yöneticilerin kentsel dönüşüme karşı çıktıklarını ifade etmişlerdir.

Sakarya’da deprem yönetmeliğine uygun olmayan 10 bin adet çok katlı bina mevcuttur. Bu yapılarda ortalama 150 bin insan yaşamaktadır. Bu yapılara kimlik kartı verilerek, insanların kaldıkları yapıların durumunu bilmeleri sağlanmalıdır.

Depremin ayak seslerini duyduğumuz şu günlerde “çok acil” koduyla, Ada bazlı kentsel dönüşüm projelerinin uygulamaya geçirilmesi Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin halkına namus borcudur. Vatandaşlarımızı kâr amacı veya rant kaynağı olarak görmek yerine vatandaşın elinden tutarak onları girdikleri çukurlardan çıkarmaları gerekmektedir. Bu projelerde öncelikli olarak tünel sistemli alt yapılar yapılmalıdır. Doğalgaz, elektrik, fiber hat, su, gri (lavabo) su ve kanalizasyon hatları ayrı ayrı döşendikten sonra üst yapılara geçilmelidir. Böylelikle hiçbir zaman yollar ve kaldırımlar tekrar tekrar sökülüp değiştirilmemiş olacak, belediye bütçelerinde önemli ölçüde tasarruf sağlanacaktır.

Sayın Büyükşehir Belediye Başkanımıza sesleniyorum;

Depreme yönelik kentsel dönüşüm planlarınızı halkımıza açıklayın, projelerin onaylanmış dosyalarını Ankara’dan almadan şehrimize gelmeyin. Bu projeleri acil olarak uygulayarak vatandaşlarımızın enkaz altında kalmasını önleyin.

Olası bir depremde herkes ailesinin güvenliğini sağlamak amacıyla şehre gelecektir, bu durumun arama kurtarma faaliyetlerini zafiyete uğrayacağı kesindir. Askerlerimizin aileleri ise başka illerdedir. O yüzden ilk yardım, arama  ve kurtarma eğitimlerinizi kışlalara yöneltmenizi tavsiye ediyorum.

Geçtiğimiz yıl içerisinde İstanbul’da yaşanan küçük bir sarsıntıda dahi telefon ve internet hatlarının kesildiği göz önünde bulundurulduğunda ilimizde yaşanacak olası bir depremde haberleşme sisteminin çökeceği kesindir. Bu sebeple radyo ve telsiz ağını geliştirmeniz gerekmektedir.

Ulaşıma alternatif sistemler ve yeni otoparkları geliştirerek yol ve sokak aralarına araç parkını yasaklamanız gerekmektedir. Zira özellikle Adapazarı’nda yollara park etmiş araçlar sebebiyle yoğun trafik oluşmaktadır.

16 aylık icraat karneniz kırık notlarla doludur. Çiçek, böcek ve peyzaj işleriyle enerjinizi tüketmeyin.

Buz dağının altını tahmin bile edemezsiniz. Olası bir depremde 1999’da yaşadığımız depremden daha fazla acı yaşayacak olmamız hepimizin uykusunu kaçırmalıdır.

Kum saatindeki kumun azaldığını görmeli, namus borcumuzu bir an evvel ödemeliyiz.

Sakarya’nın kaderi bu değildir, bütün hakkımızı kucaklayarak, birlik ve beraberlik içerisinde çok çalışarak, daha az uyuyarak, daha fazla istişare ve daha fazla gayret ederek bu makus talihi değiştireceğiz. Çünkü kader gayrete aşıktır.

30 Ağustos Zafer ve Tayyare Bayramı’nı kutladığımız bu günlerde milli ve dini bayramlarımızı tartışmaya açmak isteyenlere uyarıda bulunmak ve bir cevap vermek istiyorum.

Türk Milleti olarak tartışılmasına bile müsaade vermediğimiz kırmızı çizgilerimizden

Bayrakla alay edemezsiniz!

Milli Tarihle eğlenemez, bunları tartışamazsınız! Önemsizleştiremezsiniz!

Kur’an’ı mizah konusu yapamazsınız!

Aile namusunu hiçe sayamazsınız!

Mustafa Kemal Atatürk’ü itibarsızlaştıramazsınız!

Bu değerler, Türk Milletinin milli mukaddesatlarıdır. Bunları değersizleştirmeye, milli veya dini olarak birbirleriyle mukayese ettirmeye Türk Milleti asla izin vermemektedir, aksine, bunların tartışılmasından dahi büyük rahatsızlık duymaktadır. Çünkü Türk Milleti bilmektedir ki milli mukaddesatı olmayanlar millet değildir, “bağımsız” hiç değildir.

 Yapmamız gereken, Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet Han’dan Mustafa Kemal Atatürk’e uzanan büyük Türk Tarihi’ni çok iyi öğrenmek ve öğretmektedir. Türkçe’yi çok iyi kullanmaktır.

Dinden korkutan ve soğutan değil sevdiren kucaklayan bir Diyanet ile ahlâki değerlerimizi yükselteceğiz.

Eğitim ve liyakata önem vereceğiz.

Göreceksiniz ki atalarının kudretini ve adaletini gören gençliğin her biri, damarlarındaki asil kanla emperyalizmin korktuğu Atatürk olacaktır.

Varoluş ve kuruluşumuzun dünyaya haykırıldığı emperyalizm zaferimiz

kutlu olsun!!!

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu