Yazarlarımız

“CUMHURİYET SONSUZA DEK PAYİDAR OLACAKTIR”

1965 Pamukova Sakarya doğumlu. Ortaokul ve liseyi Arifiye Öğretmen Lisesi’nde lisansı Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünde okuduktan sonra Amasya ve Patnos’da askerlik görevini yerine getirdi. 1988’den 2001 yılına dek İstanbul Heybeliada Hüseyin Rahmi Gürpınar Lisesi, 2001’den itibaren Sakarya Ali Dilmen Lisesi, Erenler Yunus Emre CPL, Serdivan Lisesi Pamukova Anadolu Lisesinde öğretmenlik yaptı. Halen Serdivan Anadolu Lisesinde gençlerle birlikte tarih öğrenmeye devam ediyor.

Egzotik bitkiler, organik tarım topraksız tarım hobi alanları olup, fizik, felsefe, din, mitoloji, sosyoloji coğrafya botanik bilimlerinde kendini yetiştirme gayreti içinde olup tarih ve edebiyat sevgisi kadar hayvanlara olan sevgisiyle de dikkat çekmektedir.

“CUMHURİYET SONSUZA DEK PAYİDAR OLACAKTIR”

     Respublica ve Cumhuriyet eş anlamlı iki sözcük… Latince‘de de Arapça’da da aynı anlamda… “Halka ait konu”, “Halkın kendisi hakkında karar vermesi” Yönetim biçimi kavram olarak Antik Yunan gösterilir. Toplumun çoğunluğu köle olsa da, “özgür yurttaşlar” Şehir devletinin yöneticisini AGORA’da OYLAMA yaparak seçerlerdi. Seçilen yönetici ölünceye dek görevde olsa da yetkileri sınırsız değildi. Parlemento gibi işlev gören konseyin başkanı gibiydi.  Bu anlamda BOYLAR BİRLİĞİ ile oluşan İslam Öncesi Orta Asya Türk Devletlerini hatta devşirmelerden divan üyeleri oluşturulan Fatih Dönemine dek Osmanlı yönetimini de en az Yunan Demokrasileri kadar Demokratik bir yönetim olarak görüyorum. Biz her ne kadar Tarih Derslerinde “BOYLAR AYAKLANARAK İÇ İSYANLAR SONUCUNDA Hun, Göktürk, Uygur, Karahanlı, Selçuklu vd. devletler parçalandı/yıkıldı” desek de aslında BOYLARIN KOALİSYONU SONA ERMİŞ ve her bir boy KENDİ BAĞIMSIZLIĞINI ilan etmiştir. Buna en güzel örnek; Moğollara bağlanmayı kabul eden Türkiye Selçuklu Devletini oluşturan boyların kurduğu beyliklerdir.

   Eski konar-göçer Türk Toplumunun temel yapılanması Aile, Soy, boy millettir. Ailelerin birleşmesi ile oluşan birliğe OYMAK denir ki, burada ailelerin OY’ları ile lider Oymak beyi seçilirdi.  Yalnızca erkeklerin değil, genç kızlar da liderlerini OY ile seçerdi ki Anadolu öncesi Türk Tarihinde genç kızların liderine ECE denir ve çok büyük olasılıkla hükümdarın oğlu ile evlenerek ileride hükümdar eşi olurlardı ki bu sistem Anadolu Türklüğünde BACIYAN-I RUM adını almıştı, malesef Orhan Bey’in Bilecik Tekfuru’nun kızı Nilüfer Hatun’a aşık olması ve o dönemdeki ECE’nin Orhan beye düşman olması nedeniyle BACIYAN-I Rum lağvedilmişti.

Eski inanışımıza göre “lidersiz kalan Türklerden birinin başına, genellikle kriz zamanlarında HUMA KUŞU (DEVLET KUŞU) gölgesi düşerse o kağan” seçilirdi. Yetkilerini “Göktengri” verse de, halkın temsilcilerinden meydana gelen Kengeş Meclisi savaş, barış, anlaşmalar, vergi başta olmak üzere devlet yönetiminde söz sahibiydi, hatta Kağan öldüğünde hangi Tigin’in Kağan olacağına bile karar veriyordu…

    Antik Avrupa toplumlarında ilkel cumhuriyet olan şehir devletlerine “Polis” eki getirilirdi ve halkın büyük çoğunluğu köle idi… Çok çarpıcı bir durum ki, Orta Asya Türk toplumunda kölelik yoktu. (Başkası adına ücretli çalışanlara da köle denirdi. Aynı Arapça’da ecr kökünden ücret ile çalışanlara cariye denmesi gibi kelime anlamı ile zamanla kavrama dönüşen anlam kaymalarına dikkat edelim)

Ortaçağ boyunca Batıda republik-cumhuriyetler ayakta kalamadı Venedik ve Dubrovnik/Ragüza dışında… Artık papaların önünde diz çökerek taç giyen imparatorlar ve kralların halkını teba/vassal gördüğü dönemdir …

Cumhuriyet’i en güzel uygulayan ise Medine Sözleşmesi ile devlet kuran, Allah’ın sevgili kulu ve elçisi resulullah Hz. Muhammed A.s.’dır. Hiç bir kararında “Ben Allah’ın elçisiyim böyle yapılacak” dememiş tam tersine Meşveret Meclisi’ne danışmadan hiç bir karar almamıştır. Yine “Cumhuriyye Devri yöneticileri Hulefa-yı Raşidin yani Dört Halife Dönemi de halkın temsilcilerinin yönetime katılıp halifeleri seçebildiği ve Cum’a Hutbelerinde Devlet başkanından hesap sorabildiği Cumhuriyet rejimine muhteşem bir örnektir. Malesef bu güzel İslamî yönetim sünneti Muaviye Döneminde seçilen halife Hz. Hasan’ın, Yezid Döneminde ise son seçilen halife Hz. Hüseyin’in şehid edilmesi ile son bulmuştur.

Bu arada yanlış bir algıyı vurgulamakta yarar var: Halifelik dinî bir makam değil, siyasi bir makamdı. TAVAİF-İ MÜLÛK adı verilen devletlerin ortaya çıkması halifeyi diğer hükümdarların siyasi otorite olarak tanımaması üzerine din başkanlığına geçiş gerçekleşmiştir.

XIV. yüzyılda Anadolu’da Moğol egemenliği zayıflarken bağımsız Türk beyliklerinin kuruluşunda biri çok ilginçtir ve Kırşehir-Hacıbektaş Ankara Havalisinde kurulan AHİ CUMHURİYETİ Türklerde bilinen ilk cumhuriyettir. Önce Orhan Bey Döneminde Ahi Cumhuriyetine son verilse de Ahiler yeniden bağımsız olmuş ve Sultan Murad Döneminde Ankara AHİ CUMHURİYETİ’ne kesin olarak son verilmiştir.

Duraklama Döneminin ortalarında günümüzün FETÖ’sü sayılabilecek bir şeyhülislamın Şeyhülislam Feyzullah Efendi’nin öğrencisi hükümdarlar zamanında Osmanlı tarihinde ilk kez yenilerek bozguna uğramış ve 1699 Karlofça Anlaşması ile Macaristan’ı Ukrayna’yı, Mora’yı, Arnavutluk Sahillerini (Dalmaçya) ve Azak Kalesini yitirmişti… İlk kez tersine göç başlamıştı. Kırım çevresinden Rus hakimiyetinden kaçarak İstanbul’a gelerek padişaha durumu arz etmek isteyenler Padişahın devlet yönetimini o zamanın Feto’su şeyhülislam’a bırakarak Edirne’de eğlencede oldugunu duyunca ayaklanmışlardı. Padişahı korumakla görevli Kapıkulu askerleri de ayaklanmacılarla birleşerek Edirne’ye geçmişler ve padişahtan “Devleti iyi yönetmelerini, devlete zarar veren şeyhülislamı görevden almalarını” istemişler, padişahın istekleri dikkate almaması üzerine, halkın da katılımıyla EDİRNE VAK’ASI gerçekleşmiştir. Türk tarihinde Fransız İhtilali’nden bile 86 yıl önce ilk kez “Yeter artık Osmanoğlundan çektiğimiz, Cumhuriyet kuralım” nidaları yükselmiştir.

II

Çağdaş anlamda Cumhuriyet fikri Franszı Filozof Jean Jack Rousseau’nun “TOPLUM SÖZLEŞMESİ” eserinde tarif edilmiş ve bu esrin de etkisiyle 1789 Fransız İhtilali gerçekleşerek “EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK, BAĞIMSIZLIK” sloganıyla harekete geçen “serseriler, başıboşlar, köleler, baldırı çıplaklar” yani halkın coşkun akan selleri önünde tahtlar devrilmiş krallar ortadan kaldırılarak CUMHURİYET rejimleri ilan edilmiştir.

Bu uygulamalar maalesef Osmanlı Devleti’nin çok milletli yapısına “milliyetçilik” akımı olarak yansımış ve emperyalist devletlerin teşviki-desteğiyle PARÇALANMA Dönemine girilmiştir. Osmanlı Devleti, parçalanmayı önlemek için bütün milletlerin EŞİT olduğu bir “OSMANLI MİLLETİ” oluşturma gayretiyle TANZİMAT Fermanı’nı yayınlamış reformlar yapmış MEŞRUTİYET rejimine geçerek Kanun-ı Esasi’yi ilan etmiş, seçimler yaparak Meclis-i Mebusan’ı açmışsa da bu süreç devletin hızla dağılmasının parçalanmasının önüne geçememiştir.

I. Balkan Harbi sonunda Bulgar Orduları Çatalca’ya kadar gelip, Midye-Enez Hattı’nın batısını kaybettiğimizde Rumeli Türkleri Bulgar hakimiyetinde yaşamayı da kabul etmediler, Osmanlı’nın da İstanbul’u bile savunamayacaklarını kendilerine fayda etmeyeceğini görünce çağdaş ilk Türk Cumhuriyetini 31 Ağustos 1913 tarihinde BATI TRAKYA TÜRK CUMHURİYETİ’ni ilan etmişlerdir.

27 Eylülden beri işgal edilen topraklarını kurtarmak için Türkün zafer sayfalarına yenisini ekleyerek VATAN SAVAŞI gerçekleştirmekte olan canımız Azerbaycan Türkleri kardeşlerimiz de, Bolşeviklerin Rus Çarlığını yıktığı günlerde Mehmed Emin RESULZADE liderliğinde Bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’ni, Kazak ve Kırgız kardeşlerimiz de ALAŞORDA CUMHURİYETİ’ni ilan etmişlerdi.

1878 93 Harbiyle Balkanların çoğunu kaybettiğimiz bu tarihten 5 yıl doğar ülkesinin milletinin hatta dünyanın kaderini değiştirecek olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk… Osmanlının yıkılış döneminde başarılı subayı, daha Harp Okulu’nda ülkesinin ve milletinin kurutuluşu için geceleri toplantılar yaparak arkadaşlarına halkın kendi kendini yöneteceği rejimin ipuçlarını vermiştir. Hatta arkadaşlarına “seni filanca seni falanca seni şu seni bu görevlere getireceğim” dediğinde kendisine “senin görevin ne olacak sorusuna da, sizi o göreve atamaya yetkili yönetici” cevabıyla birlikte jurnalcilerin jurnliyle Harp Akademisinde tutuklanmış ve arkadaşlarından geç mezun olarak sürgün göreviyle Şam’da görevlendirilmiştir.

Şam’da göreve başladığında Arapların İngilizlerin etkisine girdiğini ve Türklerden ayrılmak istediğini görerek kurutuluşun kapsamını Türk Milleti olarak belirleyerek yakın bölgedeki görevlilerle beraber amacı eşitlik özgürlük olan “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni oluşturur. Örgütlenmek için Selanik’e gittiğinde  benzeri amaçlarla kurulan İttihad Terakki adlı gizli örgütün varlığını öğrenince kendi derneğini kapatarak örgütüyle İttihad Terakki’ye katılır.  1913 Bab-ıAli Baskını’nda İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin halkın oyuna saygı duymayarak darbe yapması sonucu bu cemiyetten ayrılır (Bu olay cumhuriyetin ilanından sonra Şeyh Said İsyanı sırasında askerlerin ve devlet memurlarının siyasetle ilgilenmesi yasağını koymasına neden olacaktır.).

Yapılan araştırmalara göre Atatürk’ün okuduğu kitaplar içinde 600’er civarında Tarih, Din ve Dil bilimine ait kitaplar okuduğu biliniyor. Ortaokul yıllarından beri Fransızcasını ilerletmesi nedeniyle dünyada basılan kitapları neredeyse günü gününe edinip okuması O’nda cumhuriyet bir tutkuya dönüşmesine ve bütün detayları beyninde planlamasına neden olmuştur. Dil bilmesi nedeniyle 1910da Paris’te  Picardie tatbikatleri için, 1913te Askeri ataşe olarak Bulgaristan,  1917-18’de Veliaht şehzade Vahdettin ile Almanya İmparatorunun daveti, 1918’de tedavisi nedeniyle Avusturya seyahatlerine ek olarak görev yaptığı Suriye, Filistin, Libya Makedonya  bölgelerinde gözlem ve ilişkileri cumhuriyet fikrini iyice köklendirmiştir.

  Genellikle Padişahlığı savunan ve Mustafa Kemal’i sevmeyen yazarların kitaplarında yazdığı ancak ana kaynaklardan teyit edemediğim bir söylentiyi yazmak durumundayım.     İstanbul’un bilfiil her köşesi işgal edilmiş bütün hazırlıklar devlet daireleri stratejik noktalar karakollar limanlar postaneler işgal edilmiştir. Padişah Cuma namazı bahanesiyle üst düzey devlet adamlarını Ayasofya Camii’nde topluyormuş. Çünkü İşgalciler bir tek camiye girmiyormuş (sanki Padişah ve en yakın görevlileri İngiliz Hayranı değilmiş gibi) Cuma hutbesinde; “İçinizde ülkeyi kurtaracak kim var?” Önerilen isimler yetersiz görülmüş. Padişah da, “memleket sizi yetiştirdi bu memleketin şimdi size ihtiyacı var içinizde ülkeyi kurtaracak yok mu” demiş. Zevattan biri de “Padişahım var ama…” aması ne? ” ülkeyi kurtarırsa padişahlığı kaldırıp yerine cumhuriyeti ilan eder” demişler de, padişah da “şimdi tahtı tacı düşünme zamanı değil, ülke kurtulsun da ne olursa olsun” demişmiş de Atatürk onun için Samsuna gönderilmiş. 

Kurtuluş Savaşı ile Cumhuriyet Rejiminin inşası et ile tırnak gibi içiçe olduğundan ortaokul seviyesinde tarihe ilgili okurlarımızın dahi bildiği olaylara girmeden, sanki yalnızca Cumhuriyet Rejimi tek başına ele almak durumundayım.

Mustafa Kemal Paşa Samsuna TEK BAŞINA çıkmadı. Yanında Bakanlar Kurulu gibi heyet ile çıktı.

Havza Genelgesi ile Milletin Kuvvetine güvendiğini ve milletin örgütlenmesini istedi.

Atatürk, Cumhuriyet Rejimini ilan edeceğinin müjdesini Amasya Genelgesinde azıcık aklı zekası olan milletine de kendisini milletin sahibi olarak görenlere de meydan okuyarak duyurmadı mı 🙂 “İstanbul hükümeti üzerine düşen sorumlulukları yerine getirememektedir. Bunun için Sivas’ta milli bir kongre düzenlenecektir. Her liva’dan milletin güvenini kazanmış kişiler seçilerek Sivas’a kongreye gelmelidir” Kurtuluş Savaşına çağrı belgesi olan Amasya Kongresi aynı zamanda Cumhuriyetin temelinin de atıldığı yerdir yukarıdaki madde.  Ama bu cumhuriyetin günümüzde birçok örneği olduğu gibi mollaların aristokratların şu veya bu sınıf-zümrenin olmayacağını da “MİLLETİN AZİM VE KARARI” ifadesiyle millet egemenliğine dayanan bir cumhuriyet kuracağını müjdelemiştir.

Günü gelince saltanatın kaldırılacağının açıklandığı Amasya Genelgesi sonrasında Padişah Atatürk’ü görevden alarak İstanbul’a dönmesini isteyince Atatürk de devlet ve ordudaki bütün görevlerinden istifa eder. Erzurum Kongresi ile de Doğu Karadeniz’de Pontus, Doğu Anadolu’da Ermeni zulmü ile mücadele edenlerin delegeleri tarafından TEMSİL HEYETİ REİSLİĞİ’ne SEÇİLİR.

Sivas Kongresi artık devletin vücut bularak “MANDA VE HİMAYE KABUL EDİLEMEZ” “YA İSTİKLAL YA ÖLÜM” parolası ile yola çıkıldığının da belgesidir. Artık milletin çıkarlarını koruyan kurtuluşu gerçekleştiren cumhuriyeti uygulayacak olan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti kurulmuş, bu cemiyetin yöneticileri de ARMHC TEMSİL HEYETİ adını alarak 9 Eylül 1919’dan 9 Eylül 1923e dek hükümet olarak görev yapmış, savaş şartlarında bile kongrelerini gerçekleştirmiş, Temsil Heyeti Başkanı Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları cemiyete, daha sonra da TBMM’ye hesap vermiştir.

Temsil Heyeti Sivas’ta yetki alır almaz mülki yönticileri ve ordu komutanlıklarını değiştirerek işbirlikçileri tutuklatmış işgal kuvvetlerine uşaklık yapan İstanbul ile her tür bağı kopartmıştır. Bunun sonucunda Sadrazam Damat Ferit Paşa istifa etmiş yerine kurulan Milli Mücadeleye sempatiyle yaklaşan Ali Rıza Paşa Hükümeti ile Temsil Heyeti Amasya Görüşmesi’ni grçekleştirmiştir. Amasya Görüşmesinde alınan ve uygulanan en önemli karar, SEÇİMLER YAPILARAK KAPALI MECLİS-İ MEBUSAN’ın AÇILMASI’dır. 3 Ekim ile 27 Aralık 1919 arası Atatürk gezdiği güzergâhlarda millete fikirlerini anlatmıştır. Neticede yapılan seçimleri ezici üstünlükle Anadolu Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti üyeleri “mebus” seçilmiştir. Misak-ı Millî’nin İlanı sonucunda 16 MArt 1920’de İstanbul resmen işgal edilip milletvekillerinin tutuklanarak Malta’ya götürülmesi ve Meclis-i Mebusan’ın kapatılması üzerine Mustafa Kemal Paşa Ankara’da yeni bir MECLİS açılması için genelge yayınlamış hepinizin bildiği gibi 23 Nisan 1920 Cuma günü Hacı Bayram Camii’nde kılınan Cuma namazının ardından mevlidler ilahiler eşliğinde kurbanlar kesilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır.

“HAKİMİYET BİLA KAYDÜ ŞART MİLLETİNDİR” ilkesini düstur edinen Mustafa Kemal Paşa Kanun-ı Esasi’nin belirli maddelerini değiştirerek TBMM üzerinde hiçbir kuvvet yoktur maddesi ile SALTANATI hiçe saydığını deklare etmiştir. Bazıları Mustafa Kemal’e “diktatör” yaftası yapıştırırlar. Halbuki I. Meclis hem kurucu hem kurtarıcı bir meclistir. Mustafa Kemal’den sürekli hesap sormuştur. Üstelik Bakanları (İcra vekilleri Heyeti) belirleyen Meclis Başkanı Mustafa Kemal de değildir. Her bakan Meclis tarafından tek tek seçiliyor ve bakanlar da Meclise hesap veriyordu.

Zafer kazanıldı ve 11 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesi’nde Lozan Konferansı tespit edildi.  İtilaf Devletlerinin Lozan Konferansına 29 Ekim 1922’de TBMM ile birlikte Osmanlı Sultanlığını (İstanbul Hükümeti o dönemde İngiltere’nin sömürge valisi konumuna düşerek milletine ihanet etmişti) da çağırdı. TBMM İstanbul Hükümetinin Lozan’a çağrılmasını fırsat bilerek olağanüstü toplandı. Yapılan tartışmaların ardından Halifelik ile Saltanat birbirinden ayrılarak SALTANATA SON VERİLDİ (1 Kasım 1922)

24 Temmuz 1923te Türkiye Devleti dünya devletleri tarafından tanınarak barış dönemi başladı. Savaş koşullarında milli menfaatlerle çalışan İlk Meclis’te sorunlar çıktı otorite boşluğu doğdu devlet sistemi kilitlendi. 4 yıldır ülkeyi yöneten ve kurtuluşu gerçekleştiren Anadolu Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti 9 Eylül 1923’te yaptığı kongresinde fırkaya (partiye) dönüşme kararı alarak Halk Fırkası adını aldı. 1923 yaz sonunda yapılan seçimleri ezici çoğunlukla Halk Fırkası kazandı. Bu arada İlk mecliste partiler yoktu her tür siyasi görüşe sahip insan bulunsa da milli menfaatler siyasi ayrılıkları ortadan kaldırıyordu. Mustafa Kemal’in fikirlerini destekleyen milletvekillerine I. Grup, Mustafa Kemal’i eleştiren karşı çıkan milletvekillerine ise II. Grup adı verilse de milletvekilleri fanatik olmadığından vicdanlarının sesiyle kimi zaman I. Grupta kimi zaman ise II. Grupta yer alıyorlardı. Tabi Mustafa Kemal’e kayıtsız şartsız destekleyenler olduğu gibi tamamen her şeye karşı çıkan milletvekilleri de bulunuyordu.

2. Meclis çalışmalara başladığında “Meclis Hükümeti Sistemi”nden dolayı hükümet kuramadı. Seçilen bakanların uyumsuz çalışması devlet i zor durumda bıraktı ve Meclis Başkanı’nın yetkileri bu otorite boşluğunu doldurmaya yetmiyordu. Çıkan hükümet krizi üzerine Mustafa Kemal Paşa arkadaşlarıyla durum değerlendirme toplantısı yaparak “YARIN CUMHURİYETİ İLAN EDECEĞİZ” cümlesinin ardından 29 Ekim 1923te Cumhuriyet ilan edildi.

Meclis Hükümeti Sistemi yerine başbakanın seçtiği “kabine” sitemine geçildi. Cumhurbaşkanı Meclis Başkanı ve Başvekil(başbakanlık) makamlarının görev yetki ve sorumlulukları belirlendi.

Bu uygulamaların tamamı milletin seçtiği milletvekillerini oyları ile gerçekleştirildi. Bu arada binlerce yıllık Türk Töresinde ikili hukuk vardı. 2000lerin başında Abdullah Öcalan’ın yargılanmasına kadar ÖRFİ hukuk (Askeri mahkemeler Devlet Güvenlik Mahkemeleri) vatana millete devlete karşı işlenen suçlara bakardı. Bu Selçuklu’da da Osmanlı’da da böyleydi ve mahkeme başkanları ilmiye sınıfından Kadı değil seyfiye sınıfından kumandanlar örfi mahkeme başkanlığı yapardı. Dolayısıyla İstiklal Mahkemeleri nedeniyle bu dönemi itham edecek suçlayacak okurlarımızın Selçukluda Osmanlıda örfi hukuk konusunu da araştırmalarını tavsiye edeceğiz.

Cumhuriyet Rejimlerinin birçok çeşitleri vardır. Aristokratik, teokratik, demokratik vs. Siyasi partiler kanunu seçim kanunu vb. yasalar, liderlerin tutumu, milletin tepkisi/isteği vs. bunu belirler. Günümüzde seçilmek için halkın tercihlerinden çok seçilebilmek için parti liderleri tarafından iyi bir sıraya milletvekili adayı olarak konulmak, 2-3 milyon tl para ayırabilmek gerektiğini çoğu seçmen farkındadır. İnsanlar bir partinin fanatiği değillerse oy verirken “ehven-i şer” kıstasına göre oyunu kullanmaktadır. Biliyor ki seçeceği milletvekili kendisini temsil etmeyecek. Ayrıca Başkanlık Sistemi ile YÜRÜTME denetlenememekte TBMM ve Milletvekilleri işlevsiz hale gelmiş durumdadır.

TBMM artık sadece önlerine getirilen ve genellikle içeriğini dahi bilmedikleri yasaları onaylayan YASAMA kurumuna dönüştü. Umarım Demokrasisi daha da gelişmiş bir cumhuriyete kavuşuruz.

     İnşallah ileri görüşlü önderimizin İzmir Suikasti girişiminden sonra ifade ettiği “Benim naciz vücudum elbet birgün toprak olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar olacaktır” cümlesinde ifadesini bulan temennisi sonsuza dek cumhuriyetimiz yaşayacaktır.    

Vahdettin Kuruvelioğlu

Tarihçi-Araştırmacı

Daha Fazla Göster

17 Yorum

  1. Merhaba Vahdetciğim;
    Sakarya Life da ki yazını okudum. Tarih bilgimin yetersizliğini gördüm orada bir kez daha. Birçok şey öğrendim yazın sayesinde baştan teşekkür ederim. Alanım olmadığı için konu içeriği ile ilgili eleştiri yapamayacağım.
    Selçuklulardan Osmanlıya antik Avrupa’dan günümüze kadar Cumhuriyet kavramını çok sade bir dille anlatmışsın. Gayet sade ve anlaşılır bir dille yazılmış.
    Yazının sonuna günümüzden örneklerle bitirmişsin: “Cumhuriyet Rejimlerinin birçok çeşitleri vardır. Aristokratik, teokratik, demokratik vs. Siyasi partiler kanunu seçim kanunu vb. yasalar, liderlerin tutumu, milletin tepkisi/isteği vs. bunu belirler. Günümüzde seçilmek için halkın tercihlerinden çok seçilebilmek için parti liderleri tarafından iyi bir sıraya milletvekili adayı olarak konulmak, 2-3 milyon tl para ayırabilmek gerektiğini çoğu seçmen farkındadır. İnsanlar bir partinin fanatiği değillerse oy verirken “ehven-i şer” kıstasına göre oyunu kullanmaktadır. Biliyor ki seçeceği milletvekili kendisini temsil etmeyecek. Ayrıca Başkanlık Sistemi ile YÜRÜTME denetlenememekte TBMM ve Milletvekilleri işlevsiz hale gelmiş durumdadır.”
    Buraya özellikle altını çizdiğim kısma tamamen katılıyorum. Tespitin çok doğru, güzel bir gönderme. Yazarın politik fikrini okuyucuyla paylaştığı birkaç cümle. Bilimsel bir yazıda birazcık çok mu özele inilmiş gibi düşündüm. “Milletvekili olmak için 2-3 milyon vermek” yerine Siyasi partiler kanunu, parti liderlerinin, parti içi demokrasinin olmaması vs olarak belirtseydin daha mı iyi olurdu. Burası yazının akışında çarpıcı geldiği için yazdım. Bir eleştiri gibi değil, şahsi bir fikir gibi düşünmeni dilerim. Eminim hükümete oy verenler bu bölümden pek hoşlanmayacağı gibi; oy vermemiş olanların da en çok beğendiği kısım bu paragraf olacaktır.
    Güzel bir yazı yazdığın ve okumama sebep olduğun için çok teşekkür ederim. Tebrikler.

    1. Sevgili Önder’ciğim, övgülerine teşekkür. Yazı 4 sayfa olacaktı. neresini çıkarmam gerektiğine karar veremedim ve eksikliğini hissettiğin konuları inan ki yazmak istesem de derginin diğer yazarlarına haksızlık olacaktı. haklısınız. bir biçimde açmam gerekti. Yorumun beni mutlu etti. Keşke yayından önce size gönderip fikrinizi alsaymısım 🙂 sağlıkla kal

  2. Vahdet hocam uzun bir süreci; sade, açık ve bilgi dolu bir yazı ile çok güzel özetlemişsiniz, tarihle ilgili daha pek çok yazınızı bu köşede görmeyi umuyorum, kaleminize sağlık…

    1. Övgülerinize teşekkür. ancak otokontrolüm kötüymüş. yaından sonra uzun cümleler, cümle düşüklükleri nedeniyle yayın öncesi daha dikkatli kntrol etmeliymişim. 🙁 dileginize de teşekkür. nasip 🙁 ama buradaki yazı ile dergideki yazı farklı . malesef bir kaç paragrrafın çıkarılması anlam bütünlüğünü bozarak baştan savma 29 ekim tören konuşmasına dönüşmüş 🙁

  3. Gerçekten faydalı bir yazı. Okudukça ufku genişliyor insanın. “Ne çok yanlış şey biliyormuşuz.” Dedirtiyor. Sayenizde eksiğim olan konuları çözümledim ve daha çok araştırma yapma gereği duydum. Teşekkür ederim bunun için. Elinize, yüreğinize, kaleminize sağlık hocam. Öğrencileriniz çok şanslı 🙂

    1. içten eleştirinize teşekkür. sanı ile bili farklıdır. malesef güzel ülkemde tarih bilim olarak değil de, insanların dini siyasi amaçları için kullandığı uydurduğu rüyasında gördüü masal olarak sanki bilimmiş gibi gerçek kabul ediliyor. Katkımız olabildiyse ne mutlu. öğrencilerim ile değerlendirmenizi bilemem . onlara sormak gerek 🙂 çok güzel kavga ederim 🙂

  4. Soydan,kan bağından veya bir sınıftan değil de Halk ya da Kamu anlamına gelen ‘cumhur’ ve sahiplik bildiren ‘iyet’ sözcüklerinden türemiş ‘ Halka ait olan şey’ başka bir ifadeyle ‘Halka ait devlet’ anlamına gelen Cumhuriyet Rejiminin neredeyse tarihçesini anlattığınız yazınızı bir solukta okudum.
    Platon’un Devlet’i,Campanella’nın Güneş Ülkesi ve T.More’nin Ütopya’sından günümüze kadar süregelen,siyasi bir ideal olarak ifade edilen ve tasarlanan tüm yönetimlerden başlayarak,insanoğlunun sürekli daha güzele ve daha iyiye ulaşma arayışları,çabaları ve özellikle Cumhuriyetimizin kuruluşunu anlayabilmek için..;
    Agora’da yapılan oylamadan,Kengeş Meclisine,
    Meşveret Meclisinden,Ahi Cumhuriyetine,
    Rousseau’dan esinlenerek eşitlik,özgürlük,bağımsızlık sloganlarıyla gelen Fransız İhtilaline,
    Tanzimat Fermanıyla gelen Meşrutiyete ve Meclis_i Mebusana,
    Batı Trakya Türk Cumhuriyetinden, Bağımsız Azarbeycan ve Alaşora Cumhuriyetlerine,
    Vatan ve Hürriyet Cemiyeti,İttihat ve Terakki,ARMCH Temsil Heyeti ve nihayetinde TBMM açılarak Cumhuriyetimizin nasıl ve ne zorluklarla hayata geçirildiğini tüm yurttaşlarımızın ezbere bilmesi gerektiğini düşünüyorum…
    CUMHURİYET,
    Fazilettir,bir yaşam şeklidir,kulluktan yurttaş olmak ve insan yerine konulmaktır,sevgidir,saygıdır,zerafettir,kadındır,gençtir,çocuktur,liyakattir,fırsat eşitliğidir,insan biriktirmektir ve damarlarımızda akan asil kanda mevcut olan kudrettir Cumhuriyet…
    Telgrafın telleriyle kazanılan Kurtuluş Savaşını bir de Cumhuriyet ile taçlandıran aziz Atatürk’ümüzün dediği gibi..:
    Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır.Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır…

    Yazan,yayınlayan ve emeği geçen herkese çok teşekkür ederim,hocam ellerinize sağlık,
    Yalçın DOĞAN
    Emekli asker…

    2

    1. komutanım, derin analizleriniz, ufuk açıcı bilgilerinizle bu cahile ilham oldugunuzu biliyorsunuz. yazım sizin gibi entellüktüellere hitap edecek nitelikte olmamasına rağmen, okuyup yorumlamanız beni mutlu etmiştir. saygılar

  5. Günümüzde Tarih, yakın tarih, sosyal hayat ve siyasi tartışmalarda olan bilgi eksikliği ve akabinde sağlıksız tartışmalara adeta ışık tutacak cinsten bir yazı dizisi olmuş hocam, tebrikler.

    1. Tesekkür ederim Aliciğim. Katliamlar yapan toplumun kutsal kitabı “Öldürme”, kalbi nefret dolu bir bşka topluluğun kutsal kitabı “sev” dünyanın en cahil toplumunun kutsal kitabı “oku” diye başlar. yüce yaradanın ilk buyruğunu icra etmek ibadettir. iyi günler.

  6. Vahdettin hocam yazdığınız yazıyı okumadan önce okulda ve araştırdığım kadarıyla ben biliyorum derdim ama o kadar çok bilmediğim bilgiler varmış cumhuriyeti ,laikliği savnunan genç öğrencilerinizdenim benim için büyük bir aydınlanma oldu en azından bilmediğim ya da yanlış bildiklerimi öğrendim çok teşekkür ederim iyi ki varsınız.

    1. Büyük Kurtaricimiz, yazının içeriği olan “CUMHURİYET”i siz gençlere emanet etmişti. Atamıza layık araştıran sorgulayan eleştiren düşünen yorumlayan gençliğin gözlerinden öpüyor başarılar diliyorum.

  7. Sayın Vahdettin Hocam;
    Öncelikle bu yazınızı okurken sizin öğrenciniz olma imkanına sahip olduğum için bir kez daha gurur duydum.Lisede sizden tarih dinlerken ve öğrenirken büyük zevk alırdım.Bunun nedeni de hiç şüphesiz ki sizin büyük bir entelektüel kimliğe sahip olmanız ve tarihi bizim alıştığımız ezberci bir anlatımla değil de olaylara farklı bakış açılardan bakarak anlatmanız,en önemlisi de bize tarihi bilgileri kendi yorumunuzu katarak tam bir tarihçi bakış açısıyla vermenizdir.(Bu kimliğinizi de yazınıza çok güzel bir şekilde yansıttığınızı görüyorum).Zira sizin sayenizde tarihe olan ilgim arttı ve bugün bir tarihçi adayı olarak lisans eğitimimi tamamlamaktayım.Yazınızı okurken şu nokta dikkatimi çekti ;her daim bize derslerinizde birçok alanda kendini geliştir;felsefe bil,sanat bil,edebiyat bil tavsiyesini sık sık dile getirirdiniz.Bu yazınızda bunun ne kadar önemli olduğunu fark ettim zira sizin burada sadece tarih değil felsefe,sosyoloji vb. bilim dallarından da faydalandığınızı görüyorum.Bu da sizin sosyal disiplinlere ne kadar hakim olduğunzu gösteriyor.
    Yazınıza gelecek olursam öncelikle bir tarih öğrencisi olarak yazınızı bir çırpıda ve büyük bir heyecanla okuduğumu belirtmek isterim.En önemlisi de yazınızdan birçok şey öğrendim.Ve nedense bu yazınız bana sanki lise yıllarıma geri dönümüşüm ve bize tarih anlatıyormuşsunuz hissi uyandırdı:)))
    Yazınızda Cumhuriyeti daha iyi anlamak için Cumhuriyeti Antik Yunan’dan ,eski Türk tarihinden başlayarak anlatmanız ve Cumhuriyeti en güzel uygulayan,Medine Sözleşmesi ile devlet kuran Hz.Muhammed’i,bunun devamında da kelime manası ‘doğru yolda olan,doğruya ve hakka sımsıkı sarılan’raşid kelimesinden gelen Hulefa-yı Raşidin dönemini anlatmanız benim çok ilgimi çekti.Zira bu, Cumhuriyet’in uygulanış şeklini çeşitli örneklerle tarihten günümüze kadar bütüncül bir bakış açısıyla görmemiz için büyük bir önem teşkil etmektedir.
    Demokrasinin beşiği olarak gösterilen Antik Yunan’da demokrasi sadece erkek vatandaşlar içindi ve burada mutlak ve doğrudan bir demokrasi mevcuttu.Buna ek olarak Boylar Birliği ile oluşan Orta Asya Tük devletlerini ve devşirmelerden divan üyeleri oluşturan Fatih yönetimine dek Osmanlı yönetimini de en az Yunan Demokrasisi kadar demokratik bir yönetim olarak görmenizi çok önemli buluyorum.Zira sizin de söylediğiniz gibi Eski Türk devletleri birçok boyun bir araya gelmesi ile oluşuyordu.Boyların da daha sonra kendi bağımsızlıklarını ilan edip siyasi teşekküller kurduğunu görmekteyiz.Burada ise de OKSIZLIK manasına gelen Türlerin bağımsız yaşama düşüncesinin çok büyük etkisi vardır.Zira Türler bağımsızlığını kaybettiğinde başlarına gelenleri Orhun Abideleri’nde ‘Beylik erkek evladım kul,hatunluk kız evladım cariye oldu’ ve ‘ Ülkeli bir kavim oldum şimdi ülkem nerede,hakanlı bir kavim idim şimdi nerede hakanım ‘şeklindeki dizelerden de anlamaktayız.Ben burada şunu da belirmek istiyorum; Atatürk’ün Yurtta sulh,cihana sulh sözüyle eski Türlerdeki sulh kavramının ne kadar eşleştiği açıktır.Zira Orhun Abideleri’nde il kelimesi devlet anlamında kullanılmıştır.Kaşgarlı Mahmud’un lügatında da İL’in ; Sulh,barış manasında kullanıldığını görmekteyiz.İl kelimesinin bu iki değişik anlamı eski Türlerde barış ile devletin birbirine ne kadar bağlı olduklarını göstermek bakımından benim için oldukça dikkat çekicidir.Ve Atatürk asırlar sonra devlet için barışın ne kadar önemli olduğunu Yurtta sulh,cihanda sulh sözüyle dile getirmiştir.
    Ulu önder Atatürk’ün bize kazandırdığı en güzel şey şüphesiz ki Cumhuriyet’tir.Bizi kul olmaktan kurtarıp bir birey haline dönüştüren,özgür olmamıza,kendi kararlarımızı korkmadan söyleyebilmemize,eşitlikçi ve adil bir yönetim ile yönetilmemize zemin hazırlayan Cumhuriyet’imizin mimarı Atatürk’ün değerini ve çok büyük zorluklarla kurduğu Cumhuriyetin önemini bu yazınızla bir kez daha anlamış olduk
    Umarım ki bu yazılarınızın devamı gelir,sevgilerimle

    1. Canım Hanife’ciğim tarih okumanı istemiyordum. işsiz kalırsın fakir yaşarsın diye kaygılanıyordum. ancak bu kadar değerli analizlerinle , sözcüklerini güzel seçmenle, derin tarih bilgilerini harmanlayıp olaylar arasında bağlantılarınla iyi ki tarih okuyorsun diyebliyorum. Seni ileriki yıllarda akademisyen tarihçi olarak görmek için sabırsızlanıyorum

  8. Hem yazın için hem de Cumhuriyeti ve Atatürk ü fikren mükemmel bir şekilde kavramış gençler yetiştirdiğin için tebrikler. . Geleceğe dair umutlarım daha da çoğaldı. Selamlar.

    1. Tesekkur ederim Hayrettin Bey. Genclik gelecektir. Biz de hakkiyla rehberlik yapabiliyor isek vicdanen sorumlulugumuzu yerine getirmis addederiz kendimizi. Parlementer Demokrasiyle taclanmis Cumhuriyet’e gecildigi daha guzel gunlerin tohumlari o gencler. Saygilar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu