Kültür SanatRöportaj

Çok Çok Güzel HAREKETLER BUNLAR

Akşam vakti koltuğunuza yerleşip televizyonu açtığınızda bir gülüşe denk gelebilir; konuşmalarını dinleyip tavrını gördükçe hissetmeye başlayacağınız samimiyetle “bu adam sanki yıllardır tanıdığım biri” diyebilirsiniz. Belki de Karasu’ya giden bir otobüste yan yana oturup muhabbet etmiş bile olabilirsiniz. Size böylesine tanıdık gelen bu gülüşün sahibi, şimdilerde Kanal D’de gösterilen ve Yılmaz Erdoğan önderliğinde Beşiktaş Kültür Merkezi tarafından yayına hazırlanan “Çok Güzel Hareketler Bunlar 2” adlı programın en sevilen oyuncularından Ömer Faruk Çavuş.

Ömer Faruk, tiyatroya nasıl başladığını bizimle paylaşabilir misin?

Lisede Mesut adında bir arkadaşım bana Karasu Halk Eğitim Merkezi’nde bir tiyatro var, biz de gidelim dedi. Biz o zaman meslek lisesinde okuyan gençlerdik. Gittik ama giderken de elimizde tesbih felan var. İçimizde gençliğin verdiği ve bir türlü tüketemediğimiz bir enerji var; bu enerjiyi nereye kanalize edeceğimizi bilmiyoruz o dönemlerde. Bu kursta Yusuf Demircioğlu adında bir öğretmenle tanıştık.

Yusuf Demircioğlu, o dönem Karasu’da tiyatro alanında çalışmalar yapmaya uğraşıyordu. Biz de kendisine katıldık ve tiyatroyla ilgilenmeye başladık. Meslek liselerindeki öğrencilerin kendini ispat etmeye çalışma isteği bizde de vardı ancak tiyatro ile tanıştıktan sonra bizim için önemini kaybetti. Enerjimizi sahnede atmaya başladık. Kimsenin umrunda olmayan bir gençken tiyatronun getirdiği saygınlık; oyuncuya verilen değer bana tiyatroyu daha çok sevdirmeye başladı. Yusuf Hoca’yla tanıştıktan sonra duvarlarımız tamamen yıkıldı. Hayatımızda bir şeyler değişmeye başladı. Böyle insanlarla çok karşılaşamıyor insan. Hocamızla birlikte üretmeye ve paylaşımda bulunmaya başladık.

Zaman içerisinde son derece yakın; abi-kardeş denilebilecek seviyeye geldik. Bir gün tiyatro çalışmaları esnasında bir haber tiradını seslendirmem gerekiyordu. Haber üzgün şekilde okunması gereken duygusal bir metindi. Kraliçenin içeride öldüğünü söylemem gerekiyordu. Ben role giremiyor, ne yapacağım diye düşünüp duruyordum. Yusuf Hoca bana bir tokat attı. Hala giremiyorum role diye tekrarlayınca bir tane daha tokat attı, hüngür hüngür ağlamaya başladım. Böylece girebildim role. Böyle bir samimiyet var aramızda.

Yaz mevsimlerimde plajdaki bir kafede müşterilere tiyatro oynamaya başladık. Hocamız pratiğimizin olması için bizi bu şekilde yönlendirirken bir yandan da konservatuvara hazırladı. Konservatuvarı hemen kazanamadım. Bu arayı değerlendirmek adına İstanbul’a geldik. İstanbul’da bir yandan kendimizi oyunculuk alanında geliştirmeye çalışırken bir yandan da harçlıklarımızı çıkartmak için çeşitli işler yaptık. Ardından Konya Dilek Sabancı Devlet Konservatuvarı’na kabul edildim. Dört yıl Konya’da okuyup tekrar İstanbul’a döndüm.

BKM ekibine nasıl katıldın?

Bana göre insanlar arasından sıyrılmak ve buralara gelmek zor değil aslında; mütevazı olabilmek, iyi insan olabilmek, çok önemli. Sonrasında bir süre sabredildiği takdirde, herkesin iyi yerlere gelebileceğini düşünüyorum. Ancak elbette ki bir mücadele vermek gerekiyor. Sana kimse “Şöyle bir rol var, oynar mısın?” demeyecek. Sen gidip bakacaksın. Ben öyle yaptım. Kovaladım. Nerede ne var, nasıl yapabilirim dedim. BKM’de işe başlamadan önce başka girişimlerim de oldu ancak bunlar olumsuz sonuçlandı. Mezun olur olmaz BKM’ye doğrudan kabul edilmedim elbette. Birtakım aksilikler yaşadım. Hayatta hep oluyor böyle inişli çıkışlı zamanlar. Bundan sonra da ne olacak hiç bilmiyorum, umarım iyi olur. Çalışmayı bırakmam, çalışmak gerekiyor.

Gençlerin eğitim ve meslek hayatlarında kendilerine yardımcı olacak/mentorluk yapacak bireylere ihtiyaçları oluyor; senin için Yusuf Demircioğlu, öyle mi?

Lisede okurken kafam oldukça karışıktı. Hangi alana yöneleceğime dair bir fikrim yoktu. Hayatımızda bize yol gösterecek birinin bulunması gerektiğini düşünüyorum. Ben öyle yol alabildim açıkçası. Yusuf Hoca’mla tanışmama milat diyorum. Ancak herkesin hayatına bir büyüğü, abisi girmiyor. Bu noktada bir şeyleri kişinin kendi başına fark etmesi gerekiyor. Hayatımızı değiştirme şansımız henüz elimizdeyken kişinin kendi hayallerini kendisinin çizmesi gerekiyor.

ÇGHB 2’deki skeçlerden birinde Jim Carrey rolünü harikulade oynadın. Bu skeçlere hazırlık sürecini nasıl değerlendiriyorsun?

Ben de kendimi keşfediyorum. Bence herkesin içinde o yetenek var. Ben o duvarı, eşiği aştım. Örneğin televizyonda nasıl göründüğümle alakalı düşünmüyorum. Bir rol var, nasıl yazılmışsa ben onu yapmaya çalışıyorum. Nasıl durdum, nasıl göründüm, o tarz şeyleri düşünürsem, hikaye yanlış yerlere evrilebilir. Bu işi yaparken keyif alıyorum, eğleniyorum. Bizim bu skeçlere hazırlanmak için iki veya üç günümüz oluyor. Bu sürede mümkün olan en iyi oyunu çıkarmaya çalışıyoruz. Bana göre yorulmak ve çok çalışmak için tam çağımdayım. İleride nasıl olur bilmiyorum ancak bu tempoyu şu anda kaldırabiliyorum. Böyle bir kuruma girmişsin. Çalışacaksın tabii ki.

Geleceğe dair başka planların var mı?

Hayat bizi nereye götürür, sonrasında ne yaparım bilmiyorum ama şu an “Çok Güzel Hareketler Bunlar 2”de özenle seçilmiş muhteşem bir ekiple birlikteyim. Yılmaz Erdoğan gibi bir usta ile çalışmak çok keyifli. bir yandan da her dakika yeni bir bilgi öğreniyorsunuz. Bu benim için çok güzel bir fırsat.

Geçmişte birkaç sinema deneyimin oldu.

Yaşadığım ilk sinema deneyimi olan “Aile Arasında” filminde şampiyonlar ligi düzeyinde bir kadro ile çalışma imkanım oldu. Birkaç reklamda oynadım, şu an için fırsatları değerlendirmeye ve kendimi en iyi şekilde yetiştirmeye çalışıyorum.

Bugünlerde genç arkadaşlar meslek seçimlerinde oldukça zorlanıyorlar, onlara verebileceğin tavsiyeler var mı?

Genç arkadaşların kafasının karışık olması normal. Mutlu olacakları işi seçerlerse başarılı olacaklarını söyleyebilirim. Bana göre çok para kazanmaya gerek yok. Yaparken keyif aldığın işi bulmanın daha önemli olduğunu düşünüyorum. Gerçekten istiyorlarsa istedikleri mesleği yapmak için mücadele ederler. Ben yıllarca mücadele ettim. Tabii ki engeller çıkacak hayatta. Karşılarına çıkacak bu engelleri aşmaya çalışmaları lazım. Hep bir çatışma vardır hayatta. İnsan önce nerede mutlu olduğunu kestirebilmeli. Bir kişi Karasu’da mutluysa Karasu’da başarılı olur; Karasu’da mutlu değilse burada başarılı olamaz. Üniversitede mutlu değilseler başka bir şey yapmayı denesinler. Ne istediklerini kendi içlerinde keşfedip ve onun üzerine gitmelerini tavsiye edebilirim. Mücadeleyi bırakmamak gerekiyor.

Tabii ki her zaman şanslı olamıyorsun ama hayatı yaşanabilir kılan, tadı tuzu, mücadeledir aslında. Düşünsene, istediğin her şey oluyor. Ne olacak? Ne için uğraşacağım ki? Her sene için bir hedef koymak gerekiyor. Diyeceksin ki ben bu sene bunu yapacağım, ertesi sene şunu. Bu hedefleri gerçekleştirmek için çalışmak gerekiyor. Bu hedefler, mutlu olabilecekleri, kendilerini geliştirebilecekleri yararlı hedefler olmalıdır. Maddi kazançtan ziyade donanımlı biri olmaya gayret göstermeleri gerekiyor. Onlara mutluluk verecek hedeflerinin olması gerektiğini düşünüyorum.

Sakarya senin için ne ifade ediyor?

Sakarya’yı seviyorum; çok göç almış, her şeye açık bir il. Bu sadece kültür-sanat anlamında da değil. Tüm yeniliklere açık bir il. Benim çok sevdiğim özelliklerinden biri de eğlenceli insanlar olmaları. Oradayken çok mutluydum. Sadece kişisel gelişimimi devam ettirmek için İstanbul’a gitmem gerekiyordu.

Ömer Faruk Karasu’da doğmuş, bütün çocukluk ve gençlik yıllarını Sakarya’da geçirmiş. Şu anda 28 yaşında.

Sakarya’yı seviyorum; çok göç almış, her şeye açık bir il. Bu sadece kültür-sanat anlamında da değil. Tüm yeniliklere açık bir il.

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu