Röportaj

BUSE BİÇER

Buse Biçer için Sakarya önemli bir durak. Kendisi Sakarya’yla arasında duygusal bir bağ olduğunu dile getiriyor. 1999 yılından beri Sakarya’yla olan bağını hiç koparmamış. “uzakta olduğum zamanlarda bile takip etmeyi bırakmadım Sakarya’yı” diyor.

Sakarya ile tanışma hikayenizi ve bu hikayenin medya kariyerinize etkisini kısaca anlatır mısınız?

1999 depremi sonrası bir şehrin yeniden kuruluşuna tanıklık ettim. O sene Sakarya Üniversitesi’ne girdiğimde şehir yeniden kurulma aşamasında olduğu için dersler geç başlayıp erken bitiyordu ve gidilebilecek fazla yer de yoktu. Ben de bu durumdan sıkılıyordum. O dönemde Sakarya Valiliği’nde bir arkadaşım çalışıyordu. Valiliğin bir basın bürosu vardı. Orada gazeteci arkadaşlarla tanıştım. Onlar bana bir ufuk açtılar; içimde habercilik tohumları atıldı. Yaptıkları işi görünce çok heveslendim ve bir süre sonra bir televizyon kanalında öğle haberleri sunmaya başladım. Böylelikle medya dünyasına ilk adımlarımı öğrenciyken attım. İstekli olunca hayatta her şeyi başarabiliyorsunuz. Ben 1999’dan 2003’e kadar aktif olarak hem çalıştım hem okudum.

Yerel medyadan ulusal medyaya geçişiniz nasıl oldu?

Bir süre sonra yerel medya yetmemeye başladı ve kariyerim için neler yapabilirim diye düşünmeye başladım. Hayatınızın belli dönemlerinde dönüm noktaları oluyor. Bu dönüm noktalarında doğru insanlar karşınıza çıktığı zaman siz de bunu görebiliyorsanız hayat sizi bir yerlere getiriyor. Sakarya’dan sonra İstanbul’a taşınıp birkaç kanalda çalıştım, on yıl boyunca Habertürk’te, ardından bir yıl Bloomberg TV’de haber sunuculuğu yaptım derken yirmi yıllık bir televizyon haberciliği geçmişim var.

Kariyerinizi oluşturan yapı taşları neler?

Bana göre meslekteki en önemli şeyler çok çalışmak ve sabırlı olmak. Ben de bu hususta altyapımı sabırla ve özenli bir şekilde doldurmaya gayret ettim. Karşınıza doğru insanların çıkmış olması da bu konuda çok büyük bir avantaj. Meslek büyüklerimiz ve doğru insanlar da çıktı karşıma, onları dikkatle dinledim.

Bizimki gibi geniş formasyonlu alanlar size doğrudan bir meslek edindirmiyor. Gazetecilikten mezun oluyorsunuz; gazeteci olmanız gerekiyor ama bu çok kolay bir şey değil. Gerekli bilgi, birikim ve sahadaki tecrübeyi kazanırsanız gazeteci olabiliyorsunuz. Dolayısıyla, o gazeteci kimliğinin altında da bir uzmanlık alanınızın olması lazım. Bir konuda uzman olduğunuz zaman gerçek bir yetkinlik kazanıyorsunuz. Kendi alanınızda en iyi, düşüncesine başvurulacak kişi oluyorsunuz. O yüzden ben de ekonomiyi seçtim bu alanda.

Haber spikeri olma fikri nasıl gelişti?

Liseden bu yana konferans ve seminer gibi topluluk önünde konuşulması gereken durumlarda “Buse bu işi yapar” diyen birileri vardı. Aslında hayat önünüze sizin öngöremediğiniz şeyler çıkarıyor. Tercihlerden oluşuyorsunuz. Haber spikeri olmak da o tercihlerden biriydi benim için. Yetenek ve tercih birleşince bir de istikrarlı şekilde o yolda yürüyünce bir yerlere geliyorsunuz. Geldiğim yeri öyle özetleyebilirim.

Kadınların iş dünyası ve medyadaki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

İş dünyasında da medyada da kadınların yönetimde söz sahibi olmaları noktasında bir eksiklik var. Sadece Türkiye’de değil dünya çapında da bu durum böyle. Medyada kadın istihdamının arttırılmasına yönelik çalışmalar yapılıyor. Son dönemde kadınlar bu konuda daha aktif olmaya başladı. Yönetici bazında da çok başarılı hemcinslerim var.

Gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?

On sekiz yaşını üniversiteye başlangıç çağı olarak düşünürsek, otuz yaşına kadar olan süreç; aktif iş yaşamı, yani “ekme dönemi” dediğimiz dönem. Bu nedenle bu dönemde gençlerin çok aktif olmaları; kendilerini çok doğru yönlendirmeleri gerekiyor. Eğer doğru yönlenmemişlerse, bu çağ geçtiğinde “ben ne yaptım” diyebilirler. Ancak yine de hayatta hiçbir şeyin hiçbir zaman geç olmadığını düşünenlerdenim. İnsan elli yaşında da kariyer değişikliği yapabilir. Ben buna çok inanıyorum. Sadece esnek bakış açısına sahip olunması yeterli. O zaman başarı ve mutluluk daha rahat geliyor. Diğer türlü köşelere sıkışmış bir hayat sürülüyor. Bence bir gencin kariyer planlamasında öncelikli olarak yapılması gerekenler bu gencin yetenekleri neler, kendi alanını neye göre belirliyor ve ne yapmak istiyor, bunların tespit edilmesidir. Genç arkadaşlarım bu soruları cevaplarlarsa başarılı olabilirler.

Hayatınızda yaptığınız seçimlerde sizi yönlendirenler oldu mu?

Kendi seçimlerimi daima kendim yaptım ama hep çok sorup soruşturdum. Dogmatik düşünceye her zaman karşı çıkmışımdır. İnsanlar size vesile olur ama kendi hayatınızda karar verici siz olmalısınız. Rahmetli babam bana hep “eş ve iş seçimini bir başkasına bırakmamak lazım” derdi. Kişi kendi hayatıyla ilgili önemli kararları kendi verebilmeli. O zaman pişmanlıklarınız da keşkeleriniz de nispeten daha az oluyor. Attığınız her adımda “bu bana bir tecrübe oldu” diyorsunuz.

Cahil cesaretiyle hareket etmeden ama gerçekten de önünü görerek adım atmaktan yanayım. Bana göre karar alırken etrafınızda düşüncelerini alacağınız modeller, hocalar, ailenizin büyükleri olmalı. İnsanları dinlemekten çekinmemeniz lazım ama elbette bu insanların da sizden birkaç gömlek büyük olmaları gerekiyor.

Gençlerin rol modellere ulaşma konusunda sıkıntı çektiklerini düşünüyoruz, durum sizce de böyle değil mi?

Açıkçası buna katıldığımı söyleyemeyeceğim. Herkesin bir diğerini arayacak beş dakikası olabiliyor. Bu noktada özgüvenli, istekli ve ısrarcı olmak gerekiyor. Gençlerin aklındaki rol modellerine ilişkin, “acaba benimle görüşür mü” kaygılarının yersiz olduğunu; konunun kişinin kendi özgüveni ile alakalı olduğunu düşünüyorum. Ben bunu yaşadım. Ulusal bir kanalda muhabirlik yaptığım zamanlarda İstanbul’da bir su sorunu vardı. Dönemin ISKI Genel Müdürü Veysel Eroğlu sadece bana röportaj verdi. Yani bu sizin büyük ya da küçük olmanızla alakalı bir şey değil.

Muhabirin kalitesi, yaklaşımı, televizyonun yayın politikası gibi birçok şey etkili ama kişisel olarak da bazen öne çıkabiliyorsunuz. Kişi kendinin farkındaysa bunu karşısındaki insana da fark ettirmeli ve istediğini almalı. Bahaneler bana göre değil. Çok güzel bir eski tapınak sözcüğü vardır; “Fırtınalarla uğraşıp uğraşmadığına bakmıyor dünya, gemiyi limana getirdin mi getirmedin mi?”. Ben de öyleyim; sonuç odaklıyım.

Şimdilerde yeni bir girişiminiz var…

Evet, yirmi yıllık meslek hayatımda farklı bir pencere açtım kendime. Kendi alanımda yürümek istiyorum. Stratejik İletişim Danışmanlığı ve aynı zamanda dünyanın da yöneldiği taraf olan dijital medyaya odaklandım. Gerçekten sosyal medya her şeyin önüne geçmeye başladı. Kendi kanallarını kurup, oradan yayınlar yapıyor insanlar. Onlardan biri de ben oldum. Kendi mesleğimi burada bu şekilde icra etmekten zevk alıyorum.

İş dünyasında da medyada da kadınların yönetimde söz sahibi olmaları noktasında bir eksiklik var. Sadece Türkiye’de değil dünya çapında da böyle. Bunların arttırılmasına yönelik çalışmalar yapılıyor. Son dönemde kadınlar bu konuda daha aktif olmaya başladı.

Mesleğinizde unutamadığınız anlar vardır muhakkak. Bizimle birkaçını paylaşabilir misiniz?

Her anı çok kıymetli; anlatacak çok şey var tabii ki. Çok kritik dönemlerde kritik yayınlar yaptım. 15 Temmuz darbe teşebbüsü gecesinde, Gezi olaylarında, 1 Mayıs İşçi Bayramları’nda ekranlardaydım. Olayları canlı olarak izleyicilerimize aktardım. Onlar benim için çok önemliydi yayıncılık anlamında.

Bir programımda karşıma aniden iki konuk oturttular. Bu kişilerle röportaj yapacaksın dediler. Ancak ben iki konuğu da tanımıyorum. Karşımda konuklar, elimde sadece bu konukların isimleri… Tam o esnada yayına otuz saniye kaldığının anonsu yapıldı. Hemen açtım internetten birinin ismini aradım ve konuklarımın kim olduğunu öğrendim. Programı sorunsuzca yaptım ve bitirdim.

Sakarya sizin için ne ifade ediyor?

Manav, Çerkes gibi birçok millet olduğunu ben ilk defa Sakarya’da öğrendim. Sakarya Türkiye’nin geri kalanına göre çok kozmopolit, çok farklı bir yer. Ben Türkiye’nin mozaiği olarak görüyorum Sakarya’yı. Hem politik anlamda hem de ekonomik anlamda, Türkiye’nin yapı taşlarından biri. Bana çok şey kattı Sakarya. İnsanların hayata bakış açıları sizin için çok önemli bir model haline geliyor. Ben Sakarya’daki her senemi keyifle geçirdim.

Bir tarafım hala Sakarya’da… Her şeyden önce benim duygusal bir bağım var bu şehirle. O yüzden çok seviyorum Sakarya’yı. Kampüs hayatı ve gençlik yılları, geçirdiğimiz en güzel zamanlardı. Şehrin yeniden inşasına da tanıklık edenlerden biriyim. Şimdiki öğrencilere de kıymetini bilin diyorum. Biz prefabrik yapılarda okuduk, Çark Caddesi’nde çamurlarda gezdik. Şimdi müthiş alanlar var. Gidebileceğimiz bir kafe bile yoktu.

Sakarya bugün bambaşka bir noktaya geldi. Sakarya’nın sanat, ekonomi, spor ve siyaset alanında çok güzel değerleri var. Bunların daha fazla öne çıkmasını, bu şehirden daha fazla insan yetiştirilmesini temenni ediyorum.

Sakarya Türkiye’nin geri kalanına göre çok kozmopolit, çok farklı bir yer. Ben Türkiye’nin mozaiği olarak görüyorum Sakarya’yı.

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu