Röportaj

Bu Şehirden…

Furkan Bey, röportaj için bizi Sapanca’daki evinde misafir ediyor. Hafta içi İstanbul’da mesaisi yoğun geçtiğinden hafta sonları kafa dinlemek için ailece soluğu Sapanca’da alıyorlarmış. Böylelikle biz de yemyeşil bir bahçede tıpkı bir ev ziyareti gibi samimi bir söyleşi yapabilme fırsatı bulmuş oluyoruz.

  • 25 Eylül 1978 tarihinde Sakarya’da doğdu.
  • Sakarya Anadolu Lisesi 1996 mezunlarından.
  • Üniversite sınavında Sakarya üçüncüsü olarak İstanbul Tıp Fakültesi’ni kazandı.
  • TUS’ta Türkiye’de 16. oldu ve Kadın Hastalıkları ve Doğum alanında uzmanlaştı.
  • 2014’te Alle Klinik’i kurdu ve halen İstanbul Ataşehir’de hasta kabul ediyor.

Kliniğiniz İstanbul’da olmasına rağmen Sakarya ikametiniz devam ediyor galiba, ne sıklıkla Sapanca’daki evinize geliyorsunuz ?

Her hafta cumadan geliyoruz direkt buraya. Bazen birkaç saatliğine bile sırf Sapanca’da vakit geçirebilmek için İstanbul’dan geldiğimiz oluyor. Hafta içi mecburuz İstanbul’da yaşamaya ancak tatil günleri, burada, doğa içinde olabilme, kalabalıktan soyutlanabilme fikri müthiş geliyor bize. Ben burada nefes alıyorum vallahi. Market işini halletmek on dakika, kahvaltıya gitmek için trafik derdi yok, bütün zevklerimiz hakikaten zevk gibi Sapanca’da. Zaten annelerimiz babalarımız da torunlarını görmek istiyorlar, bir ayağımız hep burada.

Peki muayenehanenizi Sakarya’da açmayı düşünmediniz mi ? Babanız, şehrin tanınmış esnaflarından, Ali Kayabaşoğlu’nun çevresinden faydalanma imkanınız olabilirdi,  neden İstanbul’da iş kurmayı tercih ettiniz ?

Aslında eşimle birlikte lisedeyken Sakarya’da babamın eski mobilya mağazası Galeri Ali’nin binasını kliniğimiz olarak hayal ederdik. Kliniği birlikte kurduğum arkadaşlarım da Sakarya ile bağlantılı kişiler olduğu için hep hayallerde Sakarya vardı. Ancak ben uzmanlığımı ve doğu görevimi bitirdiğimde eşim halihazırda İstanbul’da hasta çevresi oluşmuş, işlerini rayına koymuş kariyerinde ilerlemiş bir diş hekimi olmuştu. Oturmuş bu düzeni Sakarya’ya taşımak ona haksızlık olurdu. Yani özetle 2014’te Alle Klinik’i kurarken sadece İstanbul düşünmem gerekiyordu.

Sizin çalışma hayatına başlamanız uzun sürdü öyleyse ?

Sormayın ben çok şanssızdım. Benim dönemimde asistanlık süresi beş seneye çıkarıldı hatta ben de son senemi Avustralya’da laparoskopi eğitimi odağında geçirdim. Sonrasında askerlik süreci oldu tabii. 2009’da Ağrı’da yaptım vatani görevimi, bir de üzerine hekimlikte zorunlu hizmet yasası geldi bir senem de Hakkari Yüksekova Devlet Hastanesi’nde geçti. Haliyle, bir şehirde düzen kurmaya başlamam epey zaman aldı.

“Ben Benzeri Olmayan Bir Klinik Hayal Ettim.”

Hasta çevreniz oluşmadan bir klinik kurma fikri çok cesurca, bir hastane bünyesinde çalışmayı neden düşünmediniz ? Yeni bir oluşum için motivasyonunuz neydi ve isim neden “Alle” oldu?

Benim çekirdek arkadaş grubum hep doktor, biri ilkokuldan beri çok yakınım, biri tıp fakültesinden, biri Göztepe’de asistanlık dönemimden… Asistanlık zamanımızda bir arada çalışmayı hep istemiştik zaten, dolayısıyla hepimiz farklı alanlarda uzmanlaştık. Bana göre, güçlerimizi birleştirip mevcut bu arkadaşlığı mesleki anlamda da yol arkadaşlığına dönüştürmek çok mantıklıydı.  birleştiren ve kuran ben oldum o anlamda. Onların gücünü de arkama alarak, butik ama iddialı bir oluşuma imza atmak istedim. Zaten markalaşmış hastaneler var, çok iyi işler yapıyorlar, onlar ben olmasam da iyi kalacaklar. Ben özel olarak o doktor için gelen hastaların olduğu, eşi olmayan bir klinik hayal ettim.

Benzer sebeple ismin de eşsiz olmasını istedim. İngilizce olmasın dedim, Türkçe sıradan kelimeleri de markalaştıramadım kafamda. A harfi ile başlasın ve  güçlü bir fonetiği olsun istedim. Alle kelimesi içime sindi. Kimse de beğenmedi. Tamam kesin Alle o zaman dedim. (Gülüyor)

Kliniğin sahibi sizsiniz diyebilir miyiz?

Kağıt üzerinde evet ama gerçekte herkes kliniğin sahibi bence. Çalışma saatleri, hasta tercihleri konusunda herkes bireysel. Dolayısıyla özgür hekimler bir araya gelmiş gibi düşünün. Biz orda yedi arkadaşız, Emre çıksa Serkan çıksa Alle’nin bir anlamı yok ki.

Bence sizin, tıp gibi rasyonel bilimlerden ziyade sosyal bilimlere bilhassa kreatif içerik oluşturabilmeye yatkın bir karakteriniz var. Yine seçme şansınız olsa tıbbı seçer ve doktor olur muydunuz?

Ben geldiğim nokta itibariyle çok mutluyum. Ama bence ben şanslı yüzde 1’lik bir dilimdeyim. Türkiye’ deki çoğu doktorun mutlu olduğunu pek düşünmüyorum. Kendini geliştirme becerisinden, hastayla iletişiminden, çalıştığı kurumun tavrından memnun değil. Yurt dışında sen avukatsan, doktorsan gelecek kaygın bitmiş oluyor. Zaten zengin yaşayacağın, kıymet gören bir meslek mensubu olacağın belli. Ama Türkiye’de mezun olan doktor nerede yaşayacağını bile sürpriz biçimde haritayı açıp öğreniyor. Haliyle iyi eğitimli, kafası çalışan gençlere sistem bu konforu veremeyince, emeğiyle kalakalmış küskün bir kesim ortaya çıkmış oluyor.

Ben kendi sınırlarımda daha kreatif bir alan açmaya çalıştım o yüzden. Standart hekimlik bana göre değil evet. Ben hep olmayanı oldurmaya çalışan biri oldum, farklılıkları dahil etmek istedim standarda. (Gülüyor.)

Peki meslek yaşantınızda sizi en çok ne zorladı ?

Sanırım Alle’nin kurulmasından bir sene sonra çıkan yangın beni çok zorlamıştı. Çünkü tüm masrafları kendimiz finanse etmiştik, her şeyin yeni yeni oturduğu zamanlarda yan binada başlayan yangın sonucu bizler içeride hasta bakarken klinik bir saat içinde tamamen yandı. Hiçbirimize bir şey olmadı ama bir anda her şeyimiz gitti. Depremi yaşamamış biri olsaydım bu yıkımın altından kalkamazdım belki ama toparlamaya yönelik motivasyonum fazlaydı. Bu süreçte meslektaşlarımız bize muayenehanelerini açtı, aynı şekilde eşim DentGroup’ta bize hasta kabulü için alan sağladı, hastalarımız destek telefonları açtı, çoğu ziyarete geldi, varlığını esirgemedi.

Anladık ki biz Alle olarak, olmuşuz, zaten en önemli şeyi kazanmışız; insanları… O insanlar olmasa biz kolay kolay atlatamazdık bu maddi yıkımı…

Hastalarınızdan bu zor dönemde çok destek gördüğünüzü anlıyorum. Çok güzel bir bağ kurmuşsunuz, standart doktor-hasta iletişiminden fazlası var bana kalırsa. Gebelik takibi için başka şehirlerden Alle’ye gelen hastalar, dolu ajandanızdan mütevellit yoğun temponuz, yüksek takipçi sayınız… İnsanlar neden ısrarla sizi tercih ediyor, farkınız ne?

( Eşi Neşve Kayabaşoğlu söz alıyor. )  Bence Furkan, hastalarıyla masanın aynı tarafında. Farkı bu. Bunu yapın, demiyor; bunu yapmalıyız, diyor. “Biz” dili var hep.  Ben kendi karım olsa bunu yapardım, diyerek dostça yönlendiriyor hastayı. “Hangi çocuk doktoruna devam edelim, sünneti ne zaman yaptırsak?” sorularına bile alaka gösteriyor. Bu da samimi bir iletişimi getiriyor.

F.K : Yaşımın getirdiği bir avantaj da var. Ben ve eşim de hastalarımla yakın yaşlarda ebeveyn olduk. Benim repliklerimin, öğütlerimin çoğu tıp kitaplarından değil kendi tecrübelerimden. Empati kurabiliyorum ve onların dertlerini anlayabiliyorum. Tabii bir de Alle Klinik’in getirdiği özgür çalışma ortamı, standart doktor kalıbının dışında tuttu beni. Bir hastane doktoru olsam muayene saatlerimi yönetemezdim. Ama ben şu an ilk görüşmemi bir saat tutuyorum. Uzun uzun sohbet ediyorum anne-baba adayları ile, gündem her ne ise laflıyoruz uzun uzun. Beni sosyal medyada tanıyan ve anne ısrarı ile gelmiş önyargılı babalar bile mutlu ayrılıyor bu yaklaşımım karşısında. Yani hastalarımla benzer yaşlarda oluşumuzun ve baba oluşumun katkısı da var elbette.

“42 Yaş Hem Bitiş Hem Başlangıç Benim İçin”

Böylesine tercih edilen bir doktor olmak sizi yoğun bir tempoya mecbur ediyor olmalı, şikayetçi misiniz bu yoğunluktan ?

Evet maalesef. Son zamanlarda çocukların uyku saatine bile yetişemiyordum, ailemi neredeyse göremiyordum. Bu yüzden cumartesileri çalışmama kararı aldım. İşimizin gerçeği bu maalesef. Doğum hangi gün olacağı belli olmayan bir hadise olduğu için muhtemel tarihlerde hiçbir plan yapamıyorsun. Fazla sayıda hasta olunca da bu bütün yıl çalışmak anlamına geliyor. Hatta son tatilimizin dönüşünde havaalanından şans eseri doğuma yetiştim, çok büyük stres. Ben de artık daha yeni hasta almamaya karar verdim.

Nasıl yani, Furkan Kayabaşoğlu hekimliğe veda mı ediyor ?

Yok yok, yalnızca gebelik takibi yapmayacağım. Anlattığım gibi dokuz aylık bir sürece söz vermek çok zor, bir kişiyi kabul edince başkasına da hayır diyemiyorsunuz. Etik olmuyor. Ben zaten kendim için 42 yaşı hep bir reset zamanı olarak görmüştüm. Bu tempo bu kadar yetti bana! Artık tüp bebek alanında hasta kabul etmeye devam edeceğim, daha belli saatleri olan ve mesleki tatmini de yüksek bir alan bir hekim için. Tüp bebek, benim başından beri daha çok yoğunlaşmak istediğim bir alandı zaten. 

42 yaşınızdan sonra sizin için daha farklı bir yolculuk başlıyor yani, var mı başka gelecek planlarınız?

Oo çok var (Gülüyor) … Şu an bir kitap yazıyorum, Eylül’de yayınlanacağını umuyorum. Tecrübe ettiğim çarpıcı doğum hikayelerini anlattığım, anne adaylarına rehber olabilecek bir kitap bu. Gerçek hayatta başkalarının başına gelmiş olayları okumak, onları bekleyen olaylara dair yol

gösterici olacaktır ve okuyucuda merak uyandıracaktır diye düşündüm. Açıkçası yine olmayanı yapmak, farklı bir içerik oluşturmak istedim.

Bunun yanında bir de CampAllevar. O da birkaç kez yapıp, pandemi dolayısıyla ara verdiğimiz bir oluşum. Aslında Campalle benim zamansızlığımdan, anlatmak istediklerimi daha fazla insana aynı anda anlatabilme isteğimden çıktı. Benim anne-baba adaylarına doğum ve sonrasına dair anlattığım müfredatı toparladık, benim dışımda hekimler, ebeler, bebek hemşireleri gibi konuyla ilgili aklınıza gelebilecek her alandan uzmanlar var. Gebelik ve lohusalık beslenmesi, bu süreçteki egzersiz rutinleri anlatılıyor. İlk banyo nasıl yaptırılır, doğum çantası nasıl hazırlanır bile anlatılıyor. 

Etkinlik Güral Sapanca’da ve Ortaköy Radisson Blu’da oldu şu ana kadar. Cuma akşam bir hoşgeldiniz kokteyli ile başlayan bu eğlenceli kampta 30 çift, birbiri ile tanışma fırsatı bulduğundan kampın sonunda da benzer heyecanları yaşayan dostlar edinmiş oluyor. Hatta bizimkiler birbirinden kopmamışlar öğrendiğimiz kadarıyla, kendilerine de CampAnne diyorlarmış hatta (Gülüyor) !

Sakaryalı takipçilerinize, Life Sakarya okuyucularına iletmemizi istediğiniz bir mesajınız var mı ?

Ben Sakarya’nın bana kattıklarını seviyorum. Hem şehir olarak burada vakit geçirmek, memleket bağını koruyor olmak beni mutlu ediyor hem de bu şehirde doğan çevrem hep daha özel geliyor. Sakaryalıların birbirini her platformda desteklemesi, tutmasını diliyorum. Birbirimizi kolladıkça güçleneceğiz. Sakaryalı isimleri öne çıkaran, şehrin değerini yükselmesi maksatlı bu köşe fikriniz için de bir Sakaryalı olarak ben ayrıca teşekkür ederim.

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu