Röportaj

Bir uzak yol kaptanının hatıraları

Mezun olduğu dönemin en genç uzak yol kaptanı, 12 yılını denizde geçirmiş, ailesi ile birlikte 6 yıl gemide yaşamış bir adamı konuk ediyoruz sayfalarımıza. Erdem Bal. Deniz kenarında dünyaya gelmiş olmasına rağmen denizci olmayı hiç düşünmemiş Erdem Kaptan. Ama kader onu İTÜ Denizcilik Fakültesi’ne yönlendirmiş. 12 yıllık serüveni sonrasında denize bir daha çıkmama kararı almış. 24 yıldır da denizin dibinde denizden uzak yaşıyor. Erdem Bal ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. İlginizi çekeceğini düşünüyoruz.

Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Karasu’da 3 kuşaktan bu yana yerleşik bir ailenin oğlu olarak 1959 yılında Karasu’da dünyaya geldim. İlk ve orta öğrenimimi Karasu’da tamamladım. Kabataş Erkek Lisesi’nde parasız yatılı olarak okudum. Şimdiki adı İTÜ Denizcilik Fakültesi olan Yüksek Denizcilik Okulu’nu 1980 yılında bitirdim. Liman İşletme Bölümü mezunuyum. Çift ana dal yaptım ve hem güverte zabitliği hem de liman işletme mühendisliği diploması aldım. Tercihimi denizden yana kullandığım için aynı yıl güverte zabiti olarak okyanus aşırı gemilerde çalışmaya başladım. 1992 yılında mesleği bıraktım ve Karasu’da inşaat sektöründe ticaret hayatına atıldım. Ve fakat denizcilik sektörüne benzerlik gösterdiği için turizm sektörüne de el attım. Kafe işletmeciliği ve butik otel işletmeciliğini de iş portföyüme kattım.

Denizcilik merakınız nereden geliyor?

Ailede kesinlikle bir deniz astsubayı dışında denizle bağlantısı olan yoktu. Ailecek de sosyal yaşantımızda pek sıcak bakmazdık. Kabataş Erkek Lisesi’nde yatılı okurken komşu Yüksek Denizcilik Okulu’na kafamı çevirip bakmazdım. O kadar ilgisizdim. Liseyi bitirdiğimde üniversite sınavlarında Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazandım. Fakat dönemin şartları gereği (siyasi olaylar ve terör gibi) beni eğitimin kesintisiz devam ettiği Yüksek Denizcilik Okulu’na kayıt oldum. Ön kayıt yapılıyordu o zamanlar. Bölüm olarak da limanlarda liman başkanı olarak görev almaya hak kazandıran Liman İşletme bölümüne yöneldim. Çift anadal hakkı kazandığım için yakın arkadaşlarımın da denizi seçmesi dolayısıyla ben de maddi olanakları daha fazla olan denizciliği tercih ettim. Denizciliği sonradan çok sevdim. Hatta başarılı da oldum. Mülkiyeyi tercih etseydim daha doğru mülkiyeden mezun olsaydım, kaymakam ya da vali olacaktım. Ancak geriye dönüp baktığımda “siyasi baskı altında yapacağım memuriyettense açık denizlerde özgür olmayı iyi seçmişim” diyorum.

Denizcilik bir meslek mi yoksa tutku mu?

Ayrılmaz bir ikili diyebilirim. Şu şekilde açıklayayım: Üniversite tercihlerinde denizcilik fakültesini seçmek isteyen çocukların aileleri genelde benden fikir alırlar. İlk sorum “denizi seviyor musun” olur. “Evet” cevabı alırsam birinci tercih yazmalarını salık veririm. Sadece iş garantisi ve başka ülkeler görmek isteyenlere “Sen bilirsin” diyorum. Çünkü sevmeden katlanılacak bir meslek değil. Tutku olmazsa olmaz. Deniz tutkusu olmayan insanlar ya denizde işkence çekiyor ya da karada bir iş kurmaya çalışıyor.

Bu işten para ve mutluluk elde edilebilir mi?

Mutluluk tutku varsa. Para da hırs varsa. Ben kendimden örnek vermek istiyorum. 12 yıla varan meslek hayatımda 12 yılı da bir daha yaşayamayacağımı, gittiğim ülkeleri bir daha göremeyeceğimi düşünerek mesleğimi doya doya yaşadım. İçimde hiçbir ukde kalmadığını da mesleği bıraktıktan sonra 20 yıl üzerine yurtdışına çıkmamdan anladım. Mesleği erken bırakmamın mesleğimi sevmememle hiç ilgisi yok. Denizde görevde olduğum zamanda aile büyüğümü kaybettim, cenazesine gelemedim. Biraz küserek bıraktım. Yoksa mesleğime olan sevgim hiçbir zaman azalmadı.

Denizcilik insana para dışında bir kültür de kazandırıyor mu?

Mutlaka kazandırıyor. Bunu iki şekilde de söyleyebiliriz. Ya para ya kültür de olabiliyor. Şöyle söyleyeyim, sırf para biriktireyim, genç yaşta bu işi bırakayım diye düşünenler de var. Gece gündüz çalışıp para biriktiren insanların kültürel gelişmesi mümkün olmuyor. “Aman para biriktireyim” diye düşünüp gittiği ülkeleri görmeden gelen insanlar var. Bir de bu işin eğitimini almayan en azından dil bilmeyenlerin gittiği yerdeki kültürü öğrenmesi çok mümkün olmuyor.

Pek çok can ve ciddi maddi değeri olan mal taşıdığınız düşünüldüğünde, bir geminin size emanet edilmesi nasıl bir duygu? Nasıl bir sorumluluk hissediyorsunuz?

Dönemimde en genç birinci kaptan olan bendim. 28 yaşında birinci kaptan oldum. Genç yaşta kaptan olduğum, halk dilinde süvari olduğum için, bu sorumluluğu en fazla hissedenlerden biriyim. Hem geminin sevk ve idaresi, yükün risksiz olarak taşınması, personelin idare, asayiş ve üçüncü şahıslara olan sorumluluğunun kaptanda toplanması, dış ülkelerde diplomatik bir misyon üstlenmiş olmanın getirdiği sorumluluk, soğuk savaş olarak adlandırabileceğimiz ticari çekişmenin yüksek olduğu yerlerde güvenilir kimsenin olmaması sizi zorlayan başlıca etkenler. Öyle ki ticareten kaptanın atacağı yanlış bir imza ya da anlık dikkatsizlik şirketinize telafisi mümkün olmayan zararlar verebilir. Gemide hiyerarşi ve tek seslilik gereği kaptanın söyledikleri kayıtsız şartsız kabul gördüğü, piramitin üst noktasındaki kişi olmanın verdiği Rusya gibi bazı ülkelerde kaptana aşırı ilgi ve sevgi gösterilmesi insanı gururlandırıyor. Bu da sizin iyi hissetmenizi sağlayacak bir duygu. Bunca sorumluluğun yanında işin güzel tarafı da bu olsa gerek.

Yaşadığınız bir enteresan anınızı bizimle paylaşmak ister misiniz?

Her meslekte olduğu gibi bizim mesleğimizde de insanın başından ilginç olaylar geçiyor. Bence denizcilikte enteresan hatıra diğer meslektekilerden çok daha fazla. En ilginçlerinden bir tanesi, beni de üzen ve yoran bir olay. Cezayir’de geminin tahliyesinden sonra dört tane Cezayirli kaçak liman otoritelerinin bilgisi altında hatta yardım görerek benim gemime bindiriliyor. Cezayir’den yaklaşık 12 saat mesafelik bir yol aldıktan sonra gemi personeli tarafından geminin baş tarafında bulunuyorlar. Bir sonraki liman olan Barselona’da bunları polise teslim ediyorum. Ben bunları polise teslim ederken kaçaklar ifadelerinde “Kaptan bizi kaçırdı. Bizden para aldı” diyorlar. Emniyet Müdürü “Ben kaptanın sözüne inanırım. Birkaç çapulcunun sözüne inanmam” diyerek kaçakları bize geri emanet etti. O sırada Cezayir Büyükelçiliği ve Türkiye Konsolosluğu’ndaki girişimlerim sonuç vermedi. O kaçaklarla birlikte gemide limandan hareket ettik. Stajyerliğimde gittiğim ve bir çok anım olan Barselona’da hiçbir sosyal faaliyette bulunmadan, hiçbir yeri gezmeden limandan ayrılmak zorunda kaldım. Tek şansımız Cezayir’in yakınından geçen bir rotamız olmasıydı. Kaçakları Cezayir’in Annaba Limanı’nda Sahil Güvenlik Botu Komutanı’na teslim ettim. Aylarca ve senelerce kaçaklarla gezmek zorunda kalan gemiler olduğunu biliyordum. Biz bu seferimizde bu işten ucuz kurtulmuş olduk.

Bir tane daha anlatayım. Mesleğimin ilk yıllarında İngiltere Kanada Göller Bölgesi hattında düzenli hat gemisinde çalıştım. Rotamız yıllar önce Titanik’in battığı bölgeden de geçiyordu. Bir keresinde parçalı sisli bir havada sisin aniden açılması ile birlikte geminin pruvasında oldukça büyük bir buz dağı gözüktü. Ani manevra ile buz dağına çarpmaktan kurtardık. Çünkü buz dağlarını radar, yağmur bulutu gibi gösteriyordu. Şimdi belki teknolojik olarak bir gelişme olmuştur. Ama bizim dönemimizde bu şekildeydi. Bu hadise sonunda ikinci bir Titanik olmaktan kurtarmış olduk.

Kocaali’de bir Denizcilik Meslek Yüksekokulu açılıyor. Bu okulu seçecek gençlere ne gibi önerileriniz olur?

Sohbetin başında bahsetiğim gibi. Eş dost bana sorduğunda söylediğim şeyleri söylerim. Eğer denizciliği seviyorlarsa mutlaka seçsinler. “Denizde çalışmayı gerektiren bölümler için söylüyorum, denizi ve denizciliği seveceksiniz. Çok meşakkat isteyen bir meslek. Sevginiz ve tutkunuz varsa mutlaka tercih etmelisiniz. Aksi halde hiç kendinize eziyet etmeyin” derim. Ayrıca okula eksik eğitimle giderseniz bir altınızdaki kişiye bağımlı kalırsınız. Bu da hiyerarşiyi sağlamanızı zorlaştırır. Açık denizde güven veremiyorsunuz. Benim erken kaptan olma sebebim de aslında eksik bilgi ile gelen kaptanın altına çalışıyor olmamdı. Onun için başarının sırrı okulda alınan iyi eğitim olacak. Gemi adamının da artık iyi yetişmişi tercih edilecek. Bir de mutlaka lisan öğrensinler.

Karasu ve Kocaali denizcilik tecrübesi için yeterli imkanları sunabilir mi?

İş imkanı için olmasa da denizcilik kültürü olarak bu bölge elverişli. Yani buradaki çocuklar okuldan çıktıklarında kimi görseler denizcilikle ilgili tabirleri rahatlıkla kullanabilirler. Bilgilerini ufak çapta da olsa değerlendirebilirler. Karasu’da MYO kurulurken insanların gösterdiği tepki Kocaali’de gösterilmeyecek. Dolayısıyla Kocaali’ye gelenler Karasu’ya ilk zaman gelenlerin yaşadığı zorlukları yaşamayacak.

Son olarak Sakarya Life okurlarına ne söylemek istersiniz?

25 yıl önce bıraktığım mesleğimi özlüyorum. Severek başlamasam da benimsediğim ve başarılı olduğum bir alan oldu. Mesleği bıraksanız da denizcilik sevginiz sizinle ömür boyu devam ediyor.  Umarım tasarlanan bölümlerin hepsi açılır ve denizcilik fakültesine kadar gider. Gönlümüz elbette Karasu’ya açılmasını isterdi. Ama buna bölgenin kazanımı olarak bakmak lazım. Bu bölgenin layık olduğu bir bölüm olduğu ortada. Biz başarılı da olunacağına inanıyoruz. Emeği geçen herkese teşekkür ederim.

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı