Yazarlarımız

BİR TÜRKÇE ÖĞRETMENİNİN PENCERESİNDEN CUMHURİYET

Bir dilci olarak adların nereden, nasıl, hangi hikayelerle oluştuğunu çok merak ederim. Cumhuriyet adının nasıl konulduğunu araştırdığımda ise Ata’mızın Çankaya’da bir akşam yemeğinde Falih Rıfkı Atay ve güvendiği birkaç gazeteciyle oturup yönetimi en iyi şekilde yansıtacak olan kelimeyi bulmak adına tartışmaları sonucu olarak ortaya çıktığını ifade edebiliriz. Resmi kayıtlara bakıldığında 3 bin 997 kitap okuyan Atatürk, elbette Fransız İhtilali tarihini de okuyordu. Burada dikkatini çeken republiqu’’ sözcüğü ile ilgili Türkçede karşılığı olan ‘’cumhuriyet’’ sözcüğü üzerine bazı notlar almıştı. Notlarını masadakilerle paylaşırken yemek masasına bir sözlük getirildi. “Republique’’ sözcüğünün karşısında “la chose publique’’ yani “devlet, kamusal varlık, toplum” gibi karşılıkların olduğu görüldü.

Bundan daha iyi bir isim olabilir miydi? Düşünebiliyor musunuz bir akşam yemeği masası, inanılmaz kültürlü insanlar ve ellerinde sözlüklerle doğacak olan çocuğa isim araştırıyor ve olabilecek kelimelerin manaları üzerinde derin tartışmalara girişiyorlar. Ah, ne çok isterdim o masada olabilmeyi… Sanki o anın hayali gözlerimin önünde… Bir tarafta Falih Rıfkı, tam karşısında o bilge ve masmavi gözleri ile Atatürk, yanında alanında uzman güvenilir birkaç gazeteci… Konuşmalar üst düzey…  Kamuslu sözlüklü bir masa… Siz hiç akşam yemeğinde bir kelime için sözlük karıştırdınız mı? Yahut hiç durduk yerde sözlük karıştırdınız mı veyahut okula Türkçe derslerinde dahi hiç eksiksiz, sözlükle gittiniz mi? İşte bu insanlar neyi nasıl yaptıklarının öyle bilincinde idiler ki yine en iyi sonucu verecek olan kitaplara danışıyorlardı. Ah, “Cumhuriyet” sen ne güzel bir isimsin! Hikayen ne güzel sen ne güzelsin…

   Cumhuriyet, Türk Dil Kurumunun Türkçe sözlüğünde ise “Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimi.” olarak geçer. Şimdi konuya bir de şu açıdan bakalım. Bu millet kimdir? Bu millet; kucağında kundaklara sardığı bebesini vatan için feda ederek cepheye mermi taşıyan anaların olduğu, yardım sandıklarına sadece beş kuruşu olan beş yaşındaki Hasan’ın devletine yardım etmek için tüm varlığını verdiği, genç dimağların korkusuzca vatanına sahip çıkmak için cepheye koştuğundan o yıl birçok lisenin mezun veremediği, ne nişanlıların ne genç gelinlerin yavuklularını içleri kor ateşle yansa dahi gözlerini kırpmadan vatan müdafaasına yolladığı bir millettir. İşte bu yüzden bu yönetim biçimini hak eden, kendi kendini yönetme hakkını en çok elinde bulundurmaya hak sahibi bu millettir.  Ve bundandır ki dünyanın en harikulade yönetim biçimi, Cumhuriyet’tir.

     2010 yılında Edirne’ye gidip tarihi mekanlarından biri olan ‘’Sarayiçi Balkan Savaşı Şehitliği’ni gezerken yazılı tabelalarda, atalarımızın savaş zamanı yokluktan süpürge tohumundan ekmek yapıp yiyerek beslendiğini okumak hayata bakışımı değiştiren anlardan bir tanesidir. Şimdiyse ekmeklerimiz; tam tahıllı, buğdaylı, kepekli, çavdarlı, esmer, beyaz…  Bu durumu canım Türkçem harikulade bir deyimle şu şekilde açıklıyor: “Yediği önünde yemediği ardında… Bolluk bereket içinde yaşayanlar için kullanılan bir deyimdir bu. Sahi öyle değil mi? Bizler bu devranda bollukla yaşama imkanına sahibiz. Nasıl ve kimler sayesinde? İşte, o süpürge tohumu ile beslenip vatan savunması yapan atalarımız sayesinde. Bu yüzden Cumhuriyet’i en iyi şekilde yaşatarak onlara layık olmalıyız. Bu yüzden milletvekillerimizi onlara layık olan insanlardan seçerek bu vatanı hakkaniyetle yönetmelerine yardımcı olmalıyız.  

BALKAN SAVAŞI’NDA DÜŞMAN IŞGALINE KARŞILIK VERILEN 300.000 ŞEHIT VE 1913 YILINDA SARAYIÇI’NDE AÇ
VE SUSUZ BIRAKILARAK ÖLDÜRÜLEN 20 BIN ŞEHIT ANISINA YAPTIRILAN ANIT.

   Bir başka bakış açısını ise şöyle ele alabiliriz. Şevket Süreyya Aydemir bir eserinde (1) padişahlığın sonunu yazarken şu cümleleri kuruyor:

   “Derinlere işlemiş köklerin; gövdenin ömrü çekilip suları çekilince, kuruyan, güdükleşen, gölgesiz dalcıkları vardır. Bunların üzerine kuşlar bile yuva yapmazlar. Osmanlı padişahlığı tarih sahnesinden silinirken bu haldeydi…

     Çünkü evvela saltanat hanedanı, tamamen milletten kopmuştu. Hanedanın fertleri ne milletle ne de kendi aralarında bağıntı içindeydiler. 1908 ihtilalinden sonra ise saray artık bir gölgeydi. Sona Hanedan mensuplarının kültür seviyeleri, çağın akışını izlemek için yetersizdi. Hulasa bu gölge müessesenin ömrü, artık tarihen sona ermişti.   Söz, artık halkın olacaktı ve olmalıydı.”

    Söz artık 97 yıldır bu halkın!

      Yıllardır Türkçe öğretmeni olarak pek çok tören yönettim. Bunlardan biri de elbette 29 Ekim Cumhuriyet Bayram’ı idi. Çocuklar bayram sabahları nasıl çok heyecanlı olursa ben de kendimi onlar gibi heyecanlı ve coşkulu hissettim hep.  Sanki bayramlıklarını bir gün evvelinde yatağının üzerine sermiş, yeni alınmış gıpgıcır kırmızı makosenlerini (ayakkabı) yastığının altına koyup huzur ve coşku duygularının birbirine karıştığı bir uykudan kalkmış bir çocuk ne hissederse o duygularla uyandım her bayram sabahına ben de. İşte bu yüzden bayramlar içinde elbette ki en sevdiklerimdendir Cumhuriyet Bayramı. 

   Hani hep bazı büyüklerimiz der ya “Ah, o eski bayramlar şimdi nerede?” Aslında onlar kendi çocukluklarındaki çocuksu heyecanı aradıklarından aradan yılların geçmesinden araya başka başka yaşantılar girmesinden aynı çocuksu heyecanı özlediklerinden böyle derler. Şimdiki çocuklar da 70 yıl sonra “Ah, o eski bayramlar…” diyeceklerdir, emin olun. Kaldı ki eğer böyle bir his kaybı korkumuz varsa biz büyükler bu konuda daha çok gayret edecek, çocukluğumuzda yaşadığımız o muhteşem heyecan ve duyguları nesil nesil çocuklarımıza aktaracağız ki bayramlarımızın coşkusu hiç azalmasın. Eğer bu coşkular atadan nesile yani dededen, nineden toruna aktarılmazsa o zaman coşkusu kalmaz. İşte bu da biz büyüklerin, siz büyüklerin görevidir. Sakarya’da bu görevi harika şekilde tüm Adapazarı şehrine yayarak yapan bir isim var. O kişi her Cumhuriyet Bayramı’nda Cumhuriyet otobüsü ile tüm şehri gezen Sakarya için bir değer olan müzik insanı Sefer Beyenal.  Kendisine bu yazım vesilesi ile teşekkürü bir borç bilirim. İşte böyle insanlar olduğu sürece lütfen, korkmayalım. Bizim bayramlarımız yine aynı bayramlar, içimizdeki coşku ve heyecanı bir sonraki nesle nasıl aktarabiliriz, bunun yollarını bulup uygulamaya geçelim. Sefer Bey, her bayram bir sonraki nesil için görevini yerine getirmekte ve o coşkuyu büyük-küçük herkese yaşatmaktadır. Örnek alalım, örnek olalım…  29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’mızın 97. yılı kutlu olsun. Bu coşkuyu bizlere aktaran Cumhuriyet’i bize kazandıran ataların yüreğinden, emaneti devam ettirecek ve yüceltecek olan tüm çocuk ve gençlerimizin gözlerinden öperim.

KAYNAKÇA:

  1. Aydemir Şevket Süreyya, Tek Adam Mustafa Kemal 1922-1938 Cilt III, Remzi Kitabevi,2004
  2. Kınross Lord, Atatürk- Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Altın Kitaplar,1994
Daha Fazla Göster
Başa dön tuşu