Röportaj

Afetin içinde afetle mücadeleyi öğrendik

Zincirin en önemli halkalarından, büyük bir özen ve titizlikle misafirlerin beslenme ihtiyaçlarını karşılayan Kızılay Sakarya Şube Başkanı Zahit Tiryaki, afet içinde afetle mücadele etmeyi öğrendiklerini belirterek, başarılı bir pandemi süreci yürüttüklerini söyledi. Tiryaki, ‘insanlara yanlarında olduğumuzu hissettirmek istedik’ dedi.

Yaşadığımız pandemi sürecinde Kızılay olarak büyük bir sorumluluk alıp, sahada hizmet veren kurumlardan biri oldunuz. Bu süreçte hangi çalışmaları yürüttünüz?

Uzaktan, televizyondan seyrettiğimiz pandeminin bizzat canlı şahitleri olmak durumunda kaldık. Türkiye’de her ne kadar belirli bir hazırlık yapılmış olsa da ilk kez yaşanan süreçti. Afetten önce afete hazırlık dediğimiz çalışmalar var, ancak bu kovid-19 süreci, afetin içinde müdahale etmeyi öğretti. Buna aslında hiçbir kurum alışık değildi. Afet ve Acil Durum Yönetmeliği Başkanlığı (AFAD) koordinasyonunda 26 hizmet gurubuyla yapılan bütün çalışmalar ‘afet öncesi hazırlıklar ve afetten sonra yapılan planlamalar’ şeklinde yapılır. Burada da Kızılay olarak bize düşen görev afet sonrası kişilerin beslenme ihtiyaçlarının karşılanmasıydı. 15 Mart’la birlikte başlayan süreçte yurtdışından gelenlerin 14 günlük karantina altına alınması ve kalanların yine beslenme ihtiyaçlarının karşılanmasıyla ilgili yükümlülük bize tebliği edildiğinde açıkçası nasıl bir yol izleyeceğimizi bilmiyorduk. İşin başka bir boyutu da vardı; afet olduğu anda ekiplerle birlikte afetin olduğu noktaya gideriz. Gittiğimizde zaten afet bitmiştir, çevre il ve kurumlardan yardımımıza koşacak bir sürü ekip vardır. Ama burada tek başınıza afetin içerisinde kendi sadece çekirdek kadronuzla afetle mücadele etmek zorunda kalıyorsunuz ve bu süreç devam ediyor. Afetten siz de etkilenmekle beraber bu duygusal düşünceyi de yaşıyorsunuz. Çünkü hepimizin bir ailesi var. Bu afetin içerisinde yer alıp insanlara hizmet etme ama bir de ailenizi koruma yükümlülüğünüz de var. Bu işin farklı bir boyutu. Bu süreçte Sakarya’da çok değerli bürokratlarımız olduğunu gördük.

Sürece başlamadan önce hem İl Sağlık Müdürlüğü hem Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü hem de AFAD İl Müdürlüğü’yle telefon trafiği yaparak kendi aramızda bazı bilgileri paylaştık. Bu süreç hızlı bir şekilde gelişince sayın valimizle bir toplantı yaptık. Burada güzel bir çalışma örneği gösterdik. Bütün birimler koordineli bir şekilde çalıştı. Diğer illerden de geri dönüşler alıyoruz, mesela bir Kızılay başkanızın kendi şehrindeki diğer müdürlerle daha önce hukuku olmayıp ilk defa pandemi sürecindeki toplantıda bir araya geldikleri için insanların birbirlerini tanımaması sebebiyle koordinasyonda bazı sıkıntılar olduğunu duyduk. Geçmiş dönemden birlikte yapmış olduğumuz çalışmalar olduğu için bunun artılarını Sakarya’da yaşadık. Tabi biz de toplantılar yaptık. Sakarya’da 6 personelimiz var. Bu personellerden biri Güneydoğu operasyonları kapsamında görevli. Yani ben burada 5 personelle afetle yüz yüze kaldım. Bir de yönetim kurulu üyelerimiz var ki biz hepimiz gönüllüyüz. Sakarya, jeopolitik konum itibariyle geçiş güzergahı, merkezi bir nokta. Bize 2 bin tane misafir öngörülmüş. Misafirlerimizi 6 tane ayrı yurda yerleştirdik. Tek bir yurt olsa oraya personel görevlendirir, az personelle işi yürütürsünüz ama 6 tane yurt olunca her birine ayrı personel istihdamı oluyor. Ancak ben bölgeden tek bir personel desteği aldım. Her bir yurda da ikişer gönüllümüzü görevlendirdik. Bu arada yemek hizmeti verilecek. Yemek hizmetinde KYK’nın anlaşmış olduğu yemek firmalarıyla çalışmamız bize tebliğ edilmişti. Yemek dağıtımı ile ilgili risk almak istemediler, dışarıdan personel aldık, tedirgin olup gelmek istemediler. Bununla beraber ilk birkaç gün hakikatten bütün arkadaşlarımız tedirginlik yaşadı ama tabi bu bir süreç. Anladık ki aslında oradan gelenler kesin hasta olarak değil, sadece tedbir amaçlı 14 gün misafir edilmeleri gerekiyor. Tabi tedbirlerimizi asla elden bırakmadık. Kendi evimizde de karantina uygulamaya başladık. Çünkü hepimizin ailesi var. Çocuğunuzu görebiliyorsunuz ama sarılamıyorsunuz, babanızı görüyorsunuz sadece hal hatır soruyorsunuz. Belli bir süre sonra biz de alışmaya ve buna göre yaşamaya başladık. 2 bin kişinin üç öğün yemeğini vermek durumundasınız. İhtiyaçları sadece yemekle bitmiyor. Su ihtiyaçları var, insanlar bütün gün odalarından çıkamayacak çay kahve ihtiyaçları olacak. Tek tek çay servisi yapmak, katlara sıcak su makinesi koymak mümkün değil. Hepsinin odasına küçük su ısıtıcıları koyduk. Bunun yanında odalarında gezebilmeleri için terlik lazım. Gelen misafirlere kronik rahatsızlığı, vejeteryan ve şeker hastalığı olup olmadığı sorularak tespit edildi ve buna göre yemekler çıkarıldı. İkinci gurup gelmeye başladığında Hendek KYK yurtlarını açtık. Sakarya’da ilk önce Toyotasa Hastanesi pandemi hastanesi oldu, yetersiz kaldı, Sakarya Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi kademeli olarak açıldı. O kritik süreçte, ‘kovid pozitif ama evinde rahatlıkla tedavi olabilecekleri yurtları barındırmak istiyoruz’ dediler. İlk etapta Sapanca KYK yurdu kovid pozitiflere açıldı. Kişilerin pozitif olduğunu bildiğimiz halde hizmet vermek zorundayız. Yine üç öğün ana yemek ve ara öğünlerini verdik. Personelimizde bu duruma, alınacak tedbirlere ve sürece alıştı. Tedirginliklerini üzerlerinden atıp tedbirlerini alarak hizmet verdiler. Hendek yurtları açıldığında yeni misafirlerimiz geldi. Sabah erken bir saatte Gençlik ve Spor İl Müdürümüz arayıp, ‘sayın valimize yemeklerle ilgili bir şikayet gitmiş, ilgilenir misiniz?’ dedi. Kişiyi aradım, ‘yemeklerle ilgili bir şikayet olmuş, nedir lütfen söyler misiniz?’ dedim. Yemeklerin kalitesi ile ilgili bir şikayetimiz yok deyince ‘yetmiyor mu?’ diye sordum, ‘hayır yetiyor’ dedi. Peki sorun nedir?’ diye sorduğumda dedi ki; ‘ben ailemle buraya geldim, eşim 6 aylık hamile. Kantin için bazı şeyler sipariş ettim onlar bana ulaşmadı. Bir de 6 yaşında çocuğum var, yemek geliyor ama kuru fasulye, pilav gibi yemekler geliyor. Çocuğum onları pek yemek istemiyor, neticede çocuk… Onun için biraz daha meyve tarzı şeyler istedim, gelmeyince bunun için şikayette bulundum.’ Alışveriş listesine baktım peynir, sürülebilir çikolata, meyve gibi yiyecekler yazılı. ‘Beyefendi sıkıntı yapmayın probleminizi çözeriz’ dedim. Arkadaşlara da ‘elinizde hazırda meyveniz varsa hemen götürün’ dedim. Çocuklar kahvaltı türü ürünleri çok seviyorlar. Ailelere her gün üç öğün normal yemeklerini bıraktık, çocuklu ailelerinin hepsine bir de kahvaltılık set bıraktık. Tabi sonra bize teşekkür ettiler. Bazen böyle çok pratik basit çözümlerle insanları mutlu etmeye gayret ettik. İl Sağlık Müdürlüğü’müzün ihtiyaçları hasıl olmaya başladı. Çünkü tüm kurumlar pandemi ile ilgili tedbirler almaya başladı. Her taleplerini karşılamaya çalıştık. İlk pandemi hastanesi olan Toyotasa Hastanesi önünde konteynırlar vardı. Oradaki sağlık çalışanları evlerine gidemiyorlardı hem üstlerini değiştirebilecekleri hem de kişisel temizlerini yapabilecekleri konteynırlarımızı kurduk. Yine hastanelerimizin dışına kovid pozitifli gelebilen hasta olur diye triyaj alanları dediğimiz alanlar için konteynırlar teslim ettik. İlk gelenleri oraya aldılar. Hastane içerisine bulaşı riski olmadan oradan ilgili hastanelere sevk edilsin diye… Şartlı bağış olarak gelen tıbbi cihazlarımızı İl Sağlık Müdürlüğü’müze teslim ettik. Sağlık çalışanları için gelen şartlı bağışlar ve ikramlar vardı, onlara destek verdik. Tamamen sağlık çalışanları için KYK yurtları hizmete sokuldu. Yine Türkiye’de bu hizmeti veren birkaç ilden bir tanesi Sakarya olarak aktif bir şekilde rol aldık. Açıkçası o noktada biraz da risk aldım. Genel merkezle yaptığımız görüşmelerde bunun olması gerektiğini ifade ettik. Sağ olsun genel merkezimiz Sakarya’ya izin verdi. Yine sağlıkçıların yemeklerini biz verdik ve bu hizmet 31 Mayıs’a kadar da devam etti. Aynı zamanda cezaevlerinde kalan mahkumlara bulaşı riski olmasın diye onlar da personellerini evlerinden izole ederek dönemsel olarak yurtlarda barındırdılar. Yine yurtlarda kalan ceza tevkif evlerine dahil personellerin de yemeklerini biz karşıladık. Yeni mezun olmuş staj döneminde olan polis kardeşlerimiz vardı, onlar yurtlarda barındırıldı. Yine onların yemeklerini beslenme ihtiyaçlarını biz karşıladık. Yani Kredi Yurtlar Kurumu içerisinde barındırılan hangi kuruma ait olursa olsun hiç kimseye ayrım gözetmeksizin 3 öğün yemek ihtiyaçlarını karşıladık. Ramazan’da yine hem sahur hem iftar olmak üzere ekstra menülerle bu süreci yönetmeye çalıştık.

Bir anlamda kişiye özel yemek çıkıyordu…

Tabi, kişiye özel yemekler çıkartmaya başladık. Yemek standartları 600-650 gram ve kalorileri belli. Yani bir insanın çok rahat doyacağı şekilde. Mesela uzun yol şoförü olan misafirlerimiz vardı ve ‘biz bu yemeklerle doymuyoruz’ dediler. İnsanın ilk etapta gardı düşüyor ama pratik çözümler bulduk ve menüleri 1.5 porsiyon yaptık. Herkese 1, onlara 1.5 porsiyon yemek verildi. Biraz özel oldu onlar için. İlk gün cama çıkıp ‘kızım ben doymuyorum ya da çayımız kahvemiz daha gelmedi’ diyen kişiler ikinci gün tekrar cama çıkıp teşekkür etmesi de manidar. Yapılan her teşekkür çalışan tüm arkadaşlarımızı motive etti. Misafirlerimiz sonra yemekle ilgili doyduklarını, hatta kilo aldıklarını söylediler. Sadece yemekle bırakmadık. Ara öğünler de ikram ettik. Ara öğünlerimizi daha çok bağışlar yoluyla yürütmeye çalıştık, Sakarya’nın köklü kuruluşları bize destek oldu. Suyumuzu yine bağış yoluyla aldık. Su da çok sıkıştığımız yerde satın alma yoluna gittik.

Sanırım bağış yapan kişi ya da firmalar, destek olanlar olukça fazla oldu…

Evet, mesela Sakarya’da hali hazırda olan bir meyve suyu fabrikasının sahibini aradığımda bana sadece şunu söyledi, ‘başkanım kaç adet ve hangi yurtlara?’ Yaklaşık 25 gün saat 09.00’da kendi ekip arkadaşlarıyla hangi yurdun kaç tane ihtiyacı varsa meyve suyu bıraktırdı ve bizden hiçbir ücret talep etmedi. Tabi bu süreçte sadece misafirlere yemek vermedik. Hizmet yapan sağlık personelleri, AFAD ve güvenlik personellerinin yemeklerini de verdik. Biz bir taraftan bu hizmetleri yürütürken, biliyorsunuz ‘hani Kızılay, maskemiz nerede?’ diyenler olmaya başladı. Tabi haklılık tarafı var, biz bunu yadsımıyoruz ama şunu da söylüyorum; bazı şeyleri çok kolay söyleyebiliyoruz. Eleştiri tarafında olmak işin en kolay tarafı. Sakarya olarak herhangi bir destek almadan afetin içerisinde afeti yönettik. Çünkü her il kendisiyle mücadele etti. Burada kısıtlı ve kıt kaynaklarla gönüllülerle yürüttüm. Bu süreçte yaklaşık 50-60 gönüllümüz vardı ama birçoğu kendi memleketlerine gitmişlerdi. Bu arada yeni gönüllüler edindik.

Bu süreçte aranıza yeni katılan gönüllüler, yardım etmek isteyen kişiler oldu mu?

Bu süreçte zaten hali hazırda mevcut gönüllülerimizden destek aldık ama sağ olsun kamu kuruluşlarında çalışıp pandemiden dolayı işine gitmeyenler veya özel kuruluşlarda çalışıp işine gitmeyenler destek oldu. Biliyorsunuz Organize Sanayi Bölgesi’nde sayın valimizin talimatıyla gıda kolisi operasyonu yapmıştık. Mesela orada gece fabrikalarda bekçilik yapıp gündüz bize gıda kolisi paketlemeye gelenler oldu. Bu süreçte hemen hemen 50-60 gönüllüyle faaliyet yürüttük. Ama tabi biz bu sürece alıştık, hastalığın ne olduğunu öğrendik. Hastalığın tabi ki kolay bir bulaşıcılığı var ama birebir temas etmediğiniz, el hijyenine dikkat ettiğiniz müddetçe korunabiliyorsunuz. Bizi yalnız bırakmadıkları için gönüllülerimize çok teşekkür etmek istiyorum.

Hizmetleriniz sırasında Kızılay ekibinde kovid-19 bulaşan oldu mu?

Hiçbir arkadaşımız bu süreçte hastalanmadı. Bunu da biraz manevi yöne bağlıyorum. Çünkü bir arkadaşımızda bile belirtinin olması tamamımızın karantina altına girmesini gerektirecek bir husustu. Elhamdülillah gönüllülerimiz dahil bir sıkıntı yaşamadık.

Tüm bu çalışmaları gerçekleştirirken bir de ihtiyaç sahiplerine yönelik gıda kolisi kampanyası yapıldı, siz de bu kampanyaya destek verdiniz. Hangi çalışmaları yürüttünüz?

Sayın valimiz bize, ‘gıda kolisi kampanyası başlatıyoruz, 25 bin koli yapacağız, bunun lojistik desteğini siz verir misiniz?’ dedi. Seve seve bu işe hazır olduğumuzu ifade ettik. Yaklaşık 10 günlük bir süreç içerisinde Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası, Ticaret Borsası, MÜSİAD, SAKARYAGİAD ve şu anda adını sayamadığım dernek ve kurumlar ile bireysel kuruluşlarımız ve iş adamlarımız kampanyaya destek oldu. Her birinden bize ciddi anlamda bağış geldi. Misafirlerimizle ilgilenirken bir taraftan satın almalara başladık. Bu da yaklaşık 2 milyon TL’nin üzerinde bir rakama tekamül ediyor. Teklif almamız gerekiyor. Çünkü kurum olarak bazı kurallarımız var, ‘para var hemen alalım’ diyemiyorsunuz. Satın almaları gerçekleştirdik. Ürünlerin hızlı bir şekilde paketlenmesi gerekiyordu. Yerelde gıda koli paketleme işi yapan marketlerimiz var. Onlara gittik, bu işi nasıl yaptıklarını öğrendik. İlk gün birkaç arkadaşımıza nasıl yapılacağını gösterdik, herkes birbirine öğreterek çalışmaya başladı. İnanın bir kişi aynı anda 50-60 kolinin sorumluluğunu aldı. 10 gün içerisinde 25 bin koliyi paketledik. Alnımızın akıyla teslim ettik ve gönderdik. İlk sokağa çıkma yasağında 25 bin koli depolarımızda duruyordu. Kimse sokakta olmayacaktı ama biz her şeyi düşünmek zorundaydık. Sonuçta yaklaşık 2 milyon TL’nin üzerinde değeri olan ürünlerin sorumluluğu bizde. İlk sokağa çıkma yasağında Kızılay ekibinin yasak kapsamında olup olmadığı belli değildi. Emniyet müdürümüze mesaj göndererek depolarımızın güvenliğinin sağlanmasını istedim. Sağ olsun emniyet müdürümüz geçinin o saatinde arkadaşları görevlendirdi. Hatta sabah personelimiz gittiğinde polis memurları kendilerini tanımadıkları için ‘neden geldiniz?’ diye sormuş. Sonra biz buna kendi bütçemiz ve katkılarımızla 3 bin koli ilave ettik. Daha sonra bağışlar geldi, onları ilave ettik. Gönüllülerimizle yaptık, sağ olsun Vefa Sosyal Destek Gurupları da destek oldu. Dağıtım yaparken bizi duygulandıran, ‘benim ihtiyacım yok’ diyen ailelerle karşılaştık ama ihtiyacı olmadığı halde başvuranlar da oldu yine de koli verdik. Maalesef bu süreçleri yaşadık ama kötü örnekler iyileri hiçbir zaman bozmaz. Sokağa çıkma yasağı olan günlerde belirlediğimiz lokasyonlarda ayırım yapmadan yaklaşık 15-16 bin pide dağıttık. Küçük şeyler belki ama insanlara yanlarında olduğumuzu hissettirmek istedik.

Unutamadığınız bir anı var mı?

İlk gelen gurupta bizi çok etkileyen bir şey olmuştu. İngiltere’den gelen Ankaralı bir kızımız KYK yurtlarımızda kaldı. ‘Bir kişi azaldı’ dediler, ‘kovidli mi çıktı dedik’ ama kızımızın babasının vefat ettiğini öğrendim. O beni çok etkilemişti. Düşünsenize İngiltere’den Türkiye’ye kadar geliyorsunuz ama henüz ailenize ulayamadan evinizden sevdiğiniz birini, evin direği dediğimiz babayı kaybediyorsunuz. Bu hakikatten beni çok derinden etkilemişti.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Anneler Günü gibi özel günlerde oldukça ilgi gören etkinlikleriniz oldu…

23 Nisan ilk defa evlerde kutlanacaktı ve çocuklara sokağa çıkma yasağa yasağı vardı, biz de bir şeyler yapmak istedik. Gerekli izin ve çalışmalarla, çocuklarımıza Türk bayrağı ve şeker aldık. Gönüllülerimiz yorgun olmalarına rağmen tek tek bütün malzemeleri paketledi. Bir gecede 10 bin adet şeker paketledi arkadaşlarımız. Ortamı görmeliydiniz, gönüllülerimiz çalışırken sesi güzel olan arkadaşlarımız şarkı söylediler. Güzel bir ortam oluştu. İlk defa birbirini gören arkadaşlar kardeş oldular. Belirlediğimiz güzergahta müzik eşliğinde çocuklarımıza hediyeler verdik. Öyle bir ortam gördük ki, sadece çocuklar değil herkes balkonlara çıkıp ağlayarak bizi karşıladı. Bu bizi o kadar çok etkiledi ki… Çocuk bayramıydı ama en küçük çocuğundan en yaşlısına kadar herkes balkona çıkıp bize eşlik etti. Çok tebrik aldık hatta ‘arka sokaktan geçtiniz ama bizim sokaktan geçmediniz’ diye eleştiri bile aldık.  Her sokağa girmemiz zaten mümkün değildi. Bir nebzede olsa insanlara yanlarında olduğumuzu hissettirdiğimizi bayramı bu şekilde bile olsa kutlayabileceğimizi bir şekilde göstermiş olduk. Duygular aynı aslında, sadece farklı bir yolla dile getirdik. Bu bize ilham kaynadığı oldu, Anneler Günü’nde de bir çalışma yaparak çiçek dağıttık. Çiçekleri de yine özel ambalaj malzemesinin içine koyduk. Annelerimizi gezip çiçek verdik, o gün 65 yaş üstü için sokağa çıkma izninin olduğu bir gündü. Bulvarda meydanda ve sokaklarda çiçek dağıttık. Akabinde de bayramın 3üncü günü çocuklara yönelik etkinlik yaptık. Çikolatalar, oyuncaklar, sütler hediyeler verdik. Bunu Ramazan’da da yapmıştık. Bayramda yine devam ettik. Yenikent bölgesinden serzeniş gelmişti, çocuklar için o bölgeye yönelik gerçekleştirdik. 65 yaş üstü için mini bir konser verdik, çok kısa sürdü uyarı da yapsanız yine bir yoğunluk oluşuyor. 15 dakikalık bir konser verdik. Bu süreci kendi içerisinde tedbirleriyle beraber, duygusal etkinlikleriyle beraber iyi bir süreç geçirdiğimizi düşünüyorum. Afeti afetin içerisinde yönetme kabiliyeti geliştirdiğimizi düşünüyorum. Bize genelde afet öncesi ve özellikle deprem bölgesi olduğumuz için binaların güçlendirilmesi, evdeki eşyaların sabitlenmesi öğretilir, sonra biz kurum olarak afet sonrasında gideriz, zaten yıkılan yıkılmıştır hasarlı binalar tespit edilmiştir. Onlardan uzak bir noktada kendinizi güven altına aldığınız çadırlarda çalışma ortamı kurarsınız ve afetten etkilenen insanlara yardım edersiniz ama burada ilk defa afete maruz kalma riskiyle beraber afet görebilecekleri ve görmüş olanları da kapsayıcı bir çalışma yürütmüş olduk. Bu anlamda her ne kadar eleştiriler olsa da güzel bir çalışma yürüttüğümüze inanıyorum. Kan hizmetleri de bize bağlı biliyorsunuz. İnsanlar bu süreçle beraber bulaşı riskinden dolayı kan vermemeye başladı ki bunları da normal karşılıyoruz. Akabinde hemen kan kampanyası da yapmaya başladık. Çünkü bir yandan kan ihtiyacı devam ediyor. Yine kurumların desteğiyle kan bağışı kampanyaları düzenledik. Kan alma sayılarımız şu anda da zaten rutine girdi. 150-200 arası kan alımını yaptığımızda Sakarya’daki ihtiyacı karşılayabiliyoruz. Hayat normale girmeye başladı ama yeni normale… Buna da alışacağız inşallah bu süreci hep birlikte el birliğiyle gönül birliğiyle iyi bir süreç atlattığımıza inanıyorum.      

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu